Zonguldak’ta bu hafta gazetenin sayfalarına yayılan tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkün: Rakamlar konuşuyor, hayat itiraz ediyor.
İktidar cephesinden “yatırım”, “asayiş”, “istikrar” başlıkları yükselirken; emekçiler, emekliler, sendikalar ve meslek örgütleri aynı kente bambaşka bir yerden bakıyor. Ortaya çıkan çelişki artık sadece siyasal değil, toplumsal bir yarılmaya işaret ediyor.
Sür manşette yer alan Büyük Madenci Yürüyüşü’nün 35. yılı bu açıdan sembolik. 1991’de on binlerce madencinin Ankara’ya yürüyüşü, yalnızca bir sendikal hak arayışı değil; bu kentin üretimle, emekle ve onurla kurduğu ilişkinin tarihsel ifadesiydi. Bugün ise aynı kentte emek, anmalarla hatırlanıyor; haklar ise her gün biraz daha aşınıyor.
Emekliler ve Emekçiler: Yıl Değil, Yük Taşıyorlar
KESK’in TÜİK verilerine yönelik tepkisi, haftanın en çıplak gerçeğini ortaya koyuyor. Enflasyon oranları düşüyor deniliyor, ama pazarda düşen bir tek şey yok.
Emekli için 2025 “emekli yılı” ilan edildi; ama emekliye düşen pay yine açlık sınırıyla yaşam mücadelesi oldu. Kamu emekçisi için tablo daha da ağır: Maaşlar daha cebe girmeden eriyor, zamlar masa başında yok oluyor.
Bu itirazlar artık sadece sendikal açıklama değil. Toplumsal bir sabır eşiğinin zorlandığını gösteriyor. Emekli, işçi, kamu çalışanı aynı soruyu soruyor: “Bu ülke büyüyorsa, biz neden küçülüyoruz?”
Siyasetin Polemik Dili, Kenti Geride Bırakıyor
CHP İl Başkanı Devrim Dural ile AKP İl Başkanı Mustafa Çağlayan arasında süren polemik, Zonguldak siyasetinin kronik sorununu bir kez daha açığa çıkarıyor: Tartışma var, çözüm yok.
Bir taraf “Zonguldak geriye gitti” diyor, diğer taraf “yapılanları görmüyorsunuz” diye yanıt veriyor. Oysa iki açıklamanın arasında kaybolan şey, kentin gerçek ihtiyacı: kalıcı istihdam, kamusal yatırım ve sosyal güvence. Tüneller, limanlar, ziyaretler anlatılıyor; ama TTK’nın geleceği, genç işsizliği, emekli yoksulluğu bu cümlelerin arasında buharlaşıyor. Siyaset, polemik üretirken; kent sessizce kan kaybediyor.
Asayiş Raporu: Suç Azalıyor, Çürüme Derinleşiyor
Valiliğin asayiş raporu ilk bakışta “olumlu” görünüyor: Kişilere ve malvarlığına karşı suçlar düşmüş.
Ama detaylara bakıldığında başka bir tablo ortaya çıkıyor: Ruhsatsız silahlar, uyuşturucu, organize suçlar artıyor.
Bu şu anlama geliyor: Zonguldak’ta sorun artık sadece “asayiş” değil, toplumsal çözülme.
Silahlanmanın artması, uyuşturucuya yönelim, kaçak madencilik… Bunlar bir kentin yalnızca güvenlik sorunu değil; yoksulluğun, işsizliğin ve umutsuzluğun yan ürünleri.
Suç istatistikleri düşerken, gelecek kaygısı yükseliyor. İşte asıl tehlike burada.
Üst geçitler üzerinden büyüyen tartışma, aslında daha derin bir meseleyi işaret ediyor: Kent kimin için?
Engelliler, yaşlılar, çocuklar için erişilemeyen projeler “yatırım” mıdır, yoksa planlama körlüğü mü?
Demokrasi Platformu’nun “kent hakkı” vurgusu, siyasetin hoşlanmadığı bir aynayı tutuyor. Tepkiler bu yüzden sert. Çünkü bu itirazlar, yönetme tarzını sorguluyor.
Zonguldak Susmuyor
Bu haftanın ortak paydası şu:
Zonguldak’ta insanlar susmuyor ama duyulmuyor. Emekçiler, emekliler, meslek örgütleri, sivil yapılar konuşuyor; yanıt ise çoğu zaman polemik, rakam ya da tören oluyor.Oysa bu kentin ihtiyacı yeni başlıklar değil, yeni bir toplumsal söz.
Emeğiyle yaşayanların, emeklilerin, gençlerin bu kente tutunabileceği bir gelecek.1991’de madenciler Ankara’ya yürümüştü.
Bugün Zonguldak hâlâ yürüyor ama aynı yerde sayarak.
Ve belki de asıl soru şu:
Bu kenti kim durdurdu, kim dinlemedi, kim sustu?
Yeni yıl, ne yazık ki ekonomik zorluklarıyla geldi.Matbaa ustamız da yeni yıla girmeden önce maliyet artışlarını hatırlatarak rakamların güncellenmesi gerektiğini söyledi.
Bu bizim için bir tercih değil, kaçınılmaz bir zorunluluk.
Okurlarımızın ve abonelerimizin anlayışına güveniyoruz.
Susma’yı daha güçlü kılmak için daha çok okura, daha çok aboneye ihtiyacımız var.
Sağlıcakla.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
