İkinci Enternasyonal’in zihinsel ufku, bağrında doğduğu Almanya ile sınırlıydı. O zamanki Almanya, sermaye yetersizliğini acilen telâfi etmek için ekonomisini hoyratça merkezileştirmekteydi. İkinci Enternasyonal, baktığı Almanya penceresinin gösterdiği manzaradan hareketle şöyle bir analiz geliştirdi:

Üretici güçler, bireysel kapitalist mülkiyet elbisesine sığmayacak kadar büyüyünce bireysel kapitalist mülkiyetle çatışmaya girer. Bu çatışmaya cevaben hisse senetli kapitalist mülkiyet, yani anonim şirketler doğar. Anonim şirketler, zayıf sermayeleri yutarak büyür ve kendi sektöründe tekelleşir. Tekelleşen sanayi ve banka sermayeleri birleşerek finans kapitali ortaya çıkarır. Finans kapital, böylece ekonominin yönetici tepelerini kontrol altına alır.

İkinci Enternasyonal’in sosyalizmden anladığı devlet mülkiyeti idi. “İşçi sınıfı partisi” iktidarı ele geçirip üretim araçlarını devletleştirince sosyalizm kurulmuş oluyordu. Finans kapital ekonomiyi tek bir mekanizmada birleştirdiğine göre, ekonominin devletleştirilmesi, yani sosyalizmin kuruluşu örgütsel bakımdan kolaylaşmıştı.

Câhiliye devri nazariyecisi Rudolf Hilferding, bu kuruntulardan hareketle, finans kapitalin “sosyalizm için nihai örgütsel ön koşulları” yarattığını ilân etti:

“Finans kapitalin toplumsallaştırıcı işlevi, kapitalizme üstün gelme görevini son derece kolaylaştırıyor. Finans kapital ekonominin en önemli dallarını bir kez kontrol altına aldıktan sonra, toplumun, bu üretim dallarının kontrolünü ele geçirmek için bilinçli yürütme organı -işçi sınıfı tarafından fethedilmiş devlet- aracılığıyla finans kapitale el koyması yeterlidir. …

“Finans kapital sosyalizm için nihai örgütsel ön koşulları yaratırken …” (Rudolf Hilferding, Finans Kapital, 1910, http://www.marxists.org/…/hilferding/1910/finkap/ch25.htm)

Lenin, Hilferding’in hülyasını biraz daha geliştirdi: Dev tekelleri elinde tutan finans kapital, gitgide devletle iç içe geçerek devlet-tekel kapitalizmini yaratır. Devlet-tekel kapitalizmi kapitalizmin en yüksek aşamasıdır. Devlet-tekel kapitalizminden daha ötesi ancak sosyalizm olabilir:

“Devlet-tekel kapitalizmi sosyalizme tam maddi hazırlıktır, sosyalizmin eşiğidir. Tarihin merdiveninde bir basamak olan devlet-tekel kapitalizmi ile sosyalizm denen basamak arasında herhangi bir ara basamak yoktur.” (V. İ. Lenin, “Yaklaşan Felâket”, Eylül 1917, TE, İng., c. 25, s. 363.)

Lenin’in aynı makaledeki garabet sosyalizm tanımı, câhiliye devrindeki teorik kofluğun vahametini gösterir:

“Sosyalizm, tüm halkın çıkarlarına hizmet etmeye koşulmuş ve o ölçüde kapitalist tekel olmaktan çıkmış devlet-kapitalist tekelin ta kendisidir.” (İbid., s. 362.)

Câhiliye devri öylesine nasipsizdi ki, Lenin sosyalizmin/komünizmin içine devlet kapitalizmini sokarak teoriyi tahrif ettikten sonra, dönüp Marks’a “komünizm altındaki devlet kapitalizmi”(!) hakkında bir şey yazmadı diye serzenişte bulunabilmişti:

“Devlet kapitalizminin nasıl yorumlanacağı üstüne felsefe yapıyoruz, eski kitaplara bakıyoruz. Fakat eski kitaplarda tartıştığımız şeyi bulamıyorsunuz. O kitaplar, kapitalizm altındaki devlet kapitalizmini ele alırlar. Komünizm altındaki devlet kapitalizmiyle ilgili tek bir kitap yoktur. Bu konu hakkında bir söz yazmak Marks’ın bile aklına gelmemiştir. Marks, bu konuda tek bir kesin ifade ya da belirgin bir talimat bırakmadan ölüp gitmiştir.” (V. İ. Lenin, “On Birinci Parti Kongresine Rapor”, Mart 1922, TE, İng., c. 33, s. 278.)

Câhiliye devri, insanlığın sosyalizme ancak özel mülkiyetin, metanın, değerin, paranın, pazarın, ücretli emeğin, sermayenin, sınıfların, devletlerin bütün dünya çapında tamamen ortadan kaldırılmasıyla ulaşabileceğini idrak edecek maddi gelişmişlik düzeyinde değildi. O devrin maddi koşulları ham olduğu için üretilen teoriler de hamdı. Kısacası, cahiliye devri nazariyecileri sosyalizmi mümkün kılacak üretici güçlerin ne nitelikte olması gerektiğinden bîhaberdi.

Sosyalizmin üstünde yükseleceği maddi temeli teşhis etmek için, üretim faaliyetinin ne devasa boyutlardaki tekeller altında yapıldığına değil, fakat üretim faaliyetinin ne nitelikteki üretici güçlerle yapıldığına bakmak gerekir.

O zamanki üretici güçler, makine teknolojisi kullanan kol emeğine dayanıyordu. Makine teknolojisinde işçi, makinenin eklentisi olarak üretim sürecinin içinde varlık bulur. İnsanı makinenin eklentisi olmaya mahkûm eden makineli üretim temeli, emeğin kurtuluşunun maddi temeli değildir.

Emeğin kurtuluşunun maddi temeli, bilgi yoğun teknoloji yaratan zihinsel emeğe dayalı üretici güçler düzeyidir. Çünkü, ancak bu nitelikteki üretici güçler, doğrudan üreticileri üretim sürecinin nezaretçisi konumuna yükseltme ve emek zamanını olağanüstü düşürerek serbest zamanı namütenahi artırma potansiyeli taşır.

Sosyalizmin kurulabilmesi için, kâr odaklı gelişen üretici güçlerin insan ve doğa odaklı hâle getirileceği, cehennem mesaisindeki insan faaliyetinin insana geri döndürüleceği, komünist bilincin yığınsal çapta üretileceği uzun bir dünya-tarihsel devrimci dönüşüm döneminin yaşanması zorunludur.

Lenin, câhiliye devri zihniyetinin kof ilhamıyla, karteller, bankalar gibi aygıtlara dayanarak sosyalizmin kurulabileceği zehabına kapıldı:

“Kapitalizm bankalar, karteller, posta hizmeti, tüketici dernekleri ve büro işçileri sendikaları biçiminde bir muhasebe aygıtı yarattı. Büyük bankalar olmasa sosyalizm imkânsız olurdu.

“Büyük bankalar, sosyalizmi getirmek için ihtiyacımız olan ve kapitalizmden hazır olarak alacağımız ‘devlet aygıtı’dır. Burada görevimiz, bu mükemmel aygıtı kapitalistçe sakatlayan ne varsa onu kesip atmaktan, bu mükemmel aygıtı daha da büyük, daha da demokratik, daha da kapsamlı kılmaktan ibarettir. … Büyükten de büyük tek bir Devlet Bankası, sosyalist aygıtın onda dokuzunu oluşturacaktır. Bu, ülke çapında defter tutma, malların üretim ve dağıtımının ülke çapında muhasebesi olacaktır. Bu, söz gelimi, sosyalist toplumun iskeleti gibi bir şey olacaktır.” (V. İ. Lenin, “Bolşevikler Devlet İktidarını Elde Tutabilirler mi”, 1 Ekim 1917, TE, İng., c. 26, s. 106.)

Bankalar, onları “kapitalistçe sakatlayan ne varsa” kesip atınca aklanacak aygıtlar değildir. Çünkü, bankalar kapitalistçe sakatlanmış değildir, fakat kapitalizmin ta kendisidir. Bankalar, münhasıran para-sermayenin toplumsal iktidarını insanlara dayatan aygıtlardır.

Bankalar, “daha da büyük, daha da demokratik, daha da kapsamlı” hâle getirilince, tahakküm aygıtı olmaktan çıkıp özgürlük aygıtı hâline gelmezler. “Tek bir Devlet Bankası” sosyalist bir aygıtın değil, ancak totaliter bir aygıtın unsuru olabilir! “Büyükten de büyük” devlet aygıtlarıyla, özgür bir toplum değil, ancak totaliter bir kâbus yaratılır!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.