Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) Kozlu, Karadon, Üzülmez ve Kandilli müesseselerinde üretimin durdurulması, yalnızca teknik ya da idari bir karar değildir. Bu adım, yıllardır biriken norm kadro eksikliği, yatırım yetersizliği, mevzuat sorunları ve siyasi tercihlerle ertelenen yapısal problemlerin sonucudur.
İktidar cephesinden yapılan açıklamalarda, üretimin durdurulmasının iş güvenliği ve mevzuat eksikliklerinden kaynaklandığı, sorunun geçici olduğu ve gerekli düzenlemelerin yapılacağı vurgulanmaktadır. Ancak bu söylem, TTK’nın uzun süredir küçülen yapısını ve üretim kapasitesindeki düşüşü açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Maden Mühendisleri Odası ve ilgili meslek örgütleri ise üretimin durdurulmasını, yıllardır dile getirilen uyarıların dikkate alınmamasının kaçınılmaz sonucu olarak değerlendirmektedir. Norm kadro eksikliği, mühendis ve teknik personel yetersizliği ile plansız yönetim anlayışı, bugün yaşanan krizin temel nedenleri olarak gösterilmektedir.
Susma Gazetesi’nin 14 Ocak tarihli manşetinde de vurgulandığı üzere, mesele yalnızca üretimin durması değil; TTK’nın fiilen işlevsizleştirilmesi riskidir. Bu tablo karşısında sendikal sorumluluğun ve kamusal hesap verebilirliğin önemi daha da artmıştır.
Bu çerçevede Susma Gazetesi olarak, yaklaşık iki ay önce GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil’e yönelttiğimiz soruları ve bu soruların neden hâlâ geçerli olduğunu kamuoyuyla paylaşmayı bir görev olarak görüyoruz.
Üretim Durdurulurken Sessizlik Derinleşiyor
TTK’da üretimin durdurulması kararına iktidar cephesinden yapılan açıklamalar, sorunun geçici olduğu ve mevzuat eksikliklerinden kaynaklandığı yönünde. Muhalefet partileri ise kararın TTK’yı fiilen işlevsizleştirme ve küçültme politikasının bir parçası olduğunu savunuyor. Meslek odaları ve uzmanlar, yıllardır dile getirilen norm kadro eksikliği, yatırım yetersizliği ve iş güvenliği sorunlarının bugün gelinen noktayı kaçınılmaz kıldığını belirtiyor.
Bu tabloda en çok dikkat çeken eksiklik ise GMİS’in kamuoyuna dönük kapsamlı, bütünlüklü bir değerlendirme ortaya koymamış olması. Oysa TTK’da yaşanan her gelişme, doğrudan sendikanın mücadele alanına giriyor.
GMİS’in Yanıtlaması Gereken Temel Başlıklar
Aşağıda yer alan her başlık, yalnızca GMİS’e yöneltilmiş birer soru değil; aynı zamanda TTK’da yaşanan sürecin farklı aktörler tarafından nasıl okunduğunu da içeren bütünlüklü bir değerlendirme ihtiyacını ortaya koymaktadır. İktidar temsilcilerinin açıklamaları, meslek odalarının teknik uyarıları ve Susma Gazetesi’nin 14 Ocak tarihli manşetinde altı çizilen yapısal riskler, bu soruların neden ertelenemez olduğunu göstermektedir.
1. Yeşil Dönüşüm ve İşçinin Geleceği
İktidar cephesinden yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin enerji arz güvenliği vurgulanırken kömürün stratejik önemini koruduğu ifade ediliyor. Ancak bu söylem, küresel ölçekte hızlanan yeşil dönüşüm politikalarıyla çelişkili bir belirsizlik yaratıyor. Maden Mühendisleri Odası ise dönüşümün plansız yürütülmesi hâlinde işçilerin sosyal bir yıkımla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuyor.
Bu tabloda GMİS’in, TTK işçilerinin yeşil dönüşüm sonrası istihdamına dair yeniden beceri kazandırma, meslek dönüşümü ya da alternatif kamu istihdamı gibi başlıklarda somut bir program ortaya koymaması önemli bir boşluk olarak duruyor.
2. Daralan TTK ve Sendikal Strateji
Hükümet temsilcileri üretimin durdurulmasını mevzuat ve iş güvenliği eksikliklerine bağlarken, bu kararın geçici olduğu yönünde güvence veriyor. Buna karşılık meslek odaları, norm kadro yetersizliği ve yatırım eksikliğinin yıllardır bilinen sorunlar olduğunu hatırlatıyor.
Susma Gazetesi’nin 14 Ocak tarihli manşetinde vurguladığı gibi, üretimin durması bir sonuçtur; asıl sorun TTK’nın sistemli biçimde küçültülmesidir. GMİS’in bu daralma karşısında hükümete sunduğu açık bir yol haritası olup olmadığı hâlâ bilinmiyor.
3. Sendika İçi Demokrasi ve Tüzük
Sendikal yapının iç işleyişi, kriz dönemlerinde daha görünür hâle geliyor. İktidar, sendikaları “sosyal diyalogun paydaşı” olarak tanımlarken, tabanın karar süreçlerine katılımı konusu çoğu zaman geri planda kalıyor.
GMİS tüzüğünün uzun süredir güncellenmemesi, disiplin maddelerinin niteliği ve karar alma mekanizmalarının kapalılığı, sendika içi demokrasinin güçlendirilmesi gerekliliğini gündeme taşıyor.
4. Üretenin Yönetmesi Tartışması
TTK yönetim kadrolarının büyük ölçüde siyasi tercihlerle belirlendiği yönündeki eleştiriler uzun süredir dile getiriliyor. Meslek odaları, üretim süreçlerinden kopuk yönetim anlayışının iş güvenliği risklerini artırdığına dikkat çekiyor.
“Üreten bizsek yöneten de biz olmalıyız” talebinin karşılık bulabilmesi için GMİS’in, ocaktan gelen işçilerin yönetim kademelerinde temsiline dair somut bir model ortaya koyması bekleniyor.
5. Enerji Bölgesi, Çevre ve Yaşam
İktidar, Zonguldak’ı bir enerji üssü olarak tanımlarken; termik santraller, limanlar ve entegre tesisler bölgeye yayılıyor. Ancak Maden Mühendisleri Odası ve çevre örgütleri, hava kalitesi ve halk sağlığına ilişkin risklerin yeterince izlenmediğini belirtiyor.
Maden işçilerinin ve ailelerinin bu tesislerin yarattığı çevresel yükten doğrudan etkilendiği düşünüldüğünde, GMİS’in çevre ve yaşam hakkı başlığında daha görünür bir politika üretmesi bekleniyor.
6. Enflasyon ve Ücret Politikası
Hükümet enflasyonla mücadele söylemini öne çıkarırken, reel ücret kayıpları maden işçilerinin gündelik yaşamını doğrudan etkiliyor. Meslek odaları ve sendika dışı emek örgütleri, alım gücündeki erimenin iş güvenliği risklerini de artırdığına işaret ediyor.
Haftalık ödeme gibi modellerin GMİS gündemine neden girmediği ve bu konunun Türk-İş çatısı altında neden tartışılmadığı sorusu önemini koruyor.
7. Kadın İşçiler ve Temsil
Madencilikte kadın emeği görünmez kılınırken, iktidarın istihdam politikalarında da bu alana yönelik özel bir teşvik dikkat çekmiyor. Susma’nın önceki haberlerinde de vurgulandığı üzere, sendikal temsil alanı büyük ölçüde erkek egemen bir yapıda sürüyor.
GMİS’in kadın işçilerin istihdamı ve sendika içi temsiline dair somut bir politika açıklamaması, bu eşitsizliği kalıcılaştırıyor.
8. Sendikalar Arası Birlik
İktidar, sendikal rekabeti çoğu zaman “çoğulculuk” olarak sunarken, sahada yaşanan bölünmenin işçilerin pazarlık gücünü zayıflattığı görülüyor. Meslek odaları ve bağımsız emek çevreleri, ortak mücadele eksikliğinin altını çiziyor.
GMİS’in neden daha güçlü bir sendikal birlik ve ortak eylem hattı kurmadığı sorusu yanıt bekliyor.
9. Kömür–Çelik Entegrasyonu
Kömür ve çelik üretiminin birbirine bağımlı olduğu Zonguldak havzasında, iktidar politikaları bu entegrasyonu sermaye lehine işletiyor. Buna karşın emek cephesinde ortak bir strateji görünmüyor.
Türk Metal ile aynı konfederasyon çatısı altında yer alan GMİS’in, TTK–Erdemir hattında ortak bir sınıf politikası geliştirmemesi dikkat çekiyor.
10. TTK’nın En Acil Sorunları
Meslek odaları; norm kadro eksikliği, yatırım yetersizliği ve iş güvenliğini TTK’nın temel sorunları olarak sıralıyor. İktidar ise bu sorunları teknik düzenlemelerle aşabileceğini savunuyor.
GMİS’in bu üç başlıkta hangi somut adımları attığı ve hangi adımları atmayı planladığı kamuoyuna açıklanmış değil.
11. Üyelerin Söz Hakkı
Susma’nın 14 Ocak tarihli manşetinde vurgulandığı gibi, üretim durdurulurken işçinin sözü alınmadı. Bu durum sendikal temsilin sınırlarını yeniden tartışmaya açtı.
Taban meclisleri, işçi forumları ve dijital katılım mekanizmaları gibi modellerin neden hayata geçirilmediği, GMİS’in sendikal demokrasi anlayışını sorgulatan temel başlıklardan biri olarak duruyor. Taban meclisleri, işçi forumları ve dijital katılım modelleri neden hayata geçirilmiyor?
Sorumluluk Sadece İktidarın mı?
İktidarın TTK politikaları eleştirilmeli. Muhalefetin alternatif bir enerji ve istihdam vizyonu sunamaması da sorgulanmalı. Meslek odalarının uyarılarının yıllardır dikkate alınmaması da not edilmeli. Ancak sendikal alanın sessizliği bu tablonun dışında tutulamaz.
GMİS, yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde değil, kurumun geleceği tehlikedeyken de söz kurmakla yükümlüdür. Kamuoyuna açıklama yapmak, mücadele hattını paylaşmak ve hesap verebilir olmak sendikal sorumluluğun parçasıdır.
Değerlendirme ve Kamusal Sorumluluk
TTK’da üretimin durdurulması süreci, iktidarın enerji ve istihdam politikalarının, muhalefetin alternatif üretim ve dönüşüm vizyonunun ve meslek odalarının teknik uyarılarının birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak bu çoklu tabloda en kritik aktörlerden biri olan GMİS’in sürece dair kapsamlı bir kamusal değerlendirme ortaya koymaması dikkat çekmektedir.
Sendikalar yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde değil, kurumların geleceğini ilgilendiren yapısal kırılma anlarında da söz kurmakla yükümlüdür. TTK’da yaşananlar, sendikal mücadelenin yalnızca ücret ve sosyal haklar ekseninde değil; üretim politikaları, enerji tercihi, çevre ve istihdam güvencesi başlıklarında da yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.
Susma Gazetesi olarak GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil’e yönelttiğimiz soruların arkasındayız. Bu sorular, kişisel ya da kurumsal bir polemik amacı taşımamakta; maden işçilerinin, Zonguldak halkının ve kamuoyunun bilgi alma hakkına dayanmaktadır.
TTK’da üretimin durduğu bir dönemde sessizlik, belirsizliği büyütür. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk üstlenme ise sendikal mücadelenin temel unsurlarıdır. GMİS’in, yöneltilen sorulara yanıt vererek yaşanan süreci ve kendi tutumunu kamuoyuyla paylaşması, yalnızca sendikal değil tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
