Su, hayatın kaynağıdır; ancak iklim değişikliği ve artan kuraklık koşullarında bu kaynak giderek azalırken, en ağır yükü taşıyanlar genellikle kadınlar oluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve kırsal bölgelerde, kadınlar su temini, ev işleri, tarım ve aile bakımından sorumlu tutuluyor. Kuraklık dönemlerinde suyun uzak mesafelere taşınması, kadınların günlük yükünü katlayarak artırıyor; zamanlarını, sağlıklarını ve fırsatlarını tüketiyor.

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, son dönemde Türkiye’deki kuraklık tehdidine sıkça dikkat çekiyor. Örneğin, 2025’te yaptığı değerlendirmelerde şöyle diyor: “Türkiye, iklim değişikliği etkilerinin artmakta olduğu bir bölgesel kuraklık ülkesidir. Bu nedenle yağmur ve gri su sistemleri talebi düşürerek su kaynaklarının üzerindeki baskıyı azaltma konusunda önemli bir işlev üstlenecektir.” Yıldız, başka bir açıklamasında ise “Binalarda Yağmur Suyu Toplama ve Gri Su Sistemleri teşvik ve destekler ile yaygınlaşırsa etkili olur” vurgusu yapıyor. Özellikle çiftçiler için kuraklığa karşı önerilerinde, basınçlı sulama sistemlerine hızla geçilmesi, kuraklığa dayanıklı ürün çeşitlerinin geliştirilmesi ve artırılması, çiftçilerin kuraklık konusunda bilinçlendirilmesi, tarımsal üretim deseninin çeşitlendirilmesi ve nehir havzası ölçeğinde kuraklık eylem planlarının uygulamaya geçirilmesi gerektiğini belirtiyor. Yıldız, “Tarımsal kuraklık riskini azaltabilmek için uygun yerlerde hızla basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi gerekiyor” diyerek, bu geçişin teşviklerle desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Bu uyarılar, kuraklığın sadece baraj doluluk oranlarını değil, toplumsal yapıyı da etkilediğini gösteriyor. Türkiye’de de yarı kurak iklim kuşağında yer alan bölgelerde –özellikle İç Anadolu, Konya Ovası, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz’in kırsal kesimlerinde– kadınlar tarımsal sulama ve evsel su yönetiminde ön saflarda yer alıyor. Kuraklık arttıkça, kadınların su toplama yolculukları uzuyor; günde saatlerce harcanan zaman, çocuk bakımından eğitim fırsatlarına, sağlık sorunlarından (adet hijyeni, su kaynaklı hastalıklar) ekonomik bağımlılığa kadar eşitsizlikleri derinleştiriyor.

2026 itibarıyla iklim değişikliğinin etkileri Türkiye’de somutlaşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı İklim Değişikliği Başkanlığı verilerine göre, subtropikal kuşakta yağış azalıyor, seller şiddetleniyor. Kişi başına düşen su miktarı kritik seviyede (yaklaşık 1.300-1.500 m³/yıl); kuraklık frekansı artarken, su kaynakları baskı altında. Bu durum, özellikle kırsal kadınların günlük su toplama yükünü katlıyor – günde saatler harcayan kız çocuklarının eğitimi kesintiye uğruyor, sağlık riskleri yükseliyor.

Çözüm önerileri ise umut verici. Öncelikle, yağmur suyu toplama (hasadı) sistemlerinden bahsedelim. Bu, çatılardan yağan yağmur suyunu özel oluklar ve borularla toplayıp bir depoda biriktirmek anlamına geliyor. Toplanan su basit bir filtreleme işleminden geçirilerek bahçe sulamada, araba yıkamada veya tuvalet sifonlarında kullanılabiliyor. İçme suyu değil ama günlük hayatta büyük miktarda musluk suyu tasarrufu sağlıyor. Örneğin, bir apartmanın çatısından toplanan yağmur suyu, bütün binanın bahçe ve temizlik ihtiyacını karşılayabiliyor. Bu sistemler özellikle yeni binalarda kolayca kuruluyor ve Türkiye’de 1 Ocak 2026’dan itibaren belirli büyüklükteki binalarda (parsel alanı 2.000 m² üzeri, çatı alanı 1.000 m² üzeri özel yapılar, kamu binaları vb.) zorunlu hale geliyor. Bakanlık hesaplarına göre bu zorunlulukla yıllık ortalama 6,2 milyon m³ su tasarrufu sağlanacak. Dursun Yıldız bu konuda, “Özellikle meteorolojik kriterleri sağlayan bölgelerde kentsel ölçekte çatı suyu hasadı yaygınlaştırıldığında şebekeden çekilen su azalacak, bu durum arıtma tesislerinin ve barajların yükünü hafifletecektir” diyor.

Bir diğer önemli çözüm ise gri su geri kazanım sistemleri. Gri su: Evde duş, banyo, lavabo gibi yerlerden çıkan, fazla kirli olmayan (mutfak ve tuvalet suları hariç) atık su. Bu su, özel bir arıtma cihazıyla temizlenerek tekrar kullanılabiliyor – yine tuvalet rezervuarlarında veya bahçe sulamada. Gri su sistemleri, yağmur suyuyla birlikte kullanıldığında daha verimli çalışıyor. Yıldız’ın belirttiği gibi, bu sistemler teşvik edilirse ve desteklenirse yaygınlaşacak, çünkü hem su tasarrufu sağlıyor hem de barajlara binen baskıyı azaltıyor. Bakanlık hedeflerine göre, yağmur suyu ile birlikte toplam 10 milyona yakın m³ tasarruf mümkün.

Ancak Dursun Yıldız, Bakanlığın bu düzenlemesindeki eksikliklere de dikkat çekiyor: “Düzenlemenin en zayıf yönü mevcut binalarda uygulanmasında ortaya çıkabilecek teknik ve ekonomik zorluklardır. Kamu yapıları için yapılan etütler gri su sistemlerinin yağmur suyu ile birlikte kullanılmasının daha verimli olduğunu ortaya koymaktadır.” Yıldız’a göre, zorunluluk sadece belirli kriterdeki yeni binaları kapsıyor; mevcut binalar için teşvik ve destekler artırılmalı ki sistemler gerçekten yaygınlaşsın. Ayrıca, su yönetiminde genel altyapı yatırımlarının önemi büyük: Kayıp-kaçakların azaltılması, dijital izleme sistemleri ve havza bazlı yönetim için güçlü kurumsal yapı şart. Yıldız, geçmiş değerlendirmelerinde su yönetimindeki çok başlılık ve koordinasyon eksikliğinin başarısızlığın ana sebeplerinden biri olduğunu vurgulamıştı.

Bu önlemlerin kadınlar açısından önemi büyük: Su temini için uzun yollar yürümek zorunda kalan veya evde su yönetiminden sorumlu kadınların yükü azalacak. Özellikle kırsalda su kaynaklarına erişim zorlaşırken, kentsel alanlarda bile evsel tasarruf kadınların günlük iş yükünü hafifletecek. Zamanları artacak, sağlık sorunları azalacak ve belki eğitim veya iş fırsatlarına daha fazla vakit ayırabilecekler. Ayrıca, etkin su yönetimi için tasarruf alışkanlıkları geliştirmek, kaçakları önlemek ve alternatif kaynaklara yönelmek de şart. Dursun Yıldız’ın sözleriyle, “Şiddetli kuraklık dönemlerinin dışında da suyun verimli kullanımına yönelik yeni iletişim planlarının uygulanması ve ilave tedbirlerin alınması gerekmekte.’’

Kuraklığa karşı mücadelede kadınları güçlendirmek, suyun kendisi kadar hayati.

Bu yenilikçi yaklaşımlar yaygınlaşırsa: 

  • Doğal su kaynaklarımız daha uzun süre korunacak, 
  • Kadınların günlük su toplama ve taşıma yükü azalacak, zaman ve enerji tasarrufuyla eğitim, istihdam ve aile içi eşitlik artacak, 
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği su politikalarının merkezine yerleşecek, kadınlar karar alma süreçlerinde daha etkin rol alacak, 
  • Kırsal ve kentsel ayrım gözetmeksizin, herkes için daha adil ve sürdürülebilir bir su geleceği mümkün olacak.

Su Politikaları Derneği olarak biz, su yönetimini sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal adalet ve cinsiyet eşitliği meselesi olarak görüyoruz. Bu yükün görünür kılınması ve hafifletilmesi için kadınların sesini daha fazla duymalı, politikaları buna göre şekillendirmeliyiz.

Birlikte, kuraklığın görünmez yüzünü aydınlatalım!

Filiz BALTA


Su Politikaları Derneği ( SPD) Üyesi

Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Derneği (KAPI) Başkan Yard.


http://www.supolitikalaridernegi.org (mailto:filizbaltaa@gmail.com)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.