Büyüklük sözcüğünü duyduğumuzda, sıklıkla bir nesnenin boyutları ya da kapasitesi gelir aklımıza.
Ancak beni son zamanlarda insanların beden büyüklüğü değil, gönül büyüklüğü düşündürüyor.
Yaşadığımız tahammülsüzlüklerin, zorbalıkların ve huzursuzlukların; daracık, olumsuz değerlere sıkışıp kalmaktan kaynaklandığını düşünüyorum çoğu zaman.
Konuşmalarımızda pek çok insan bunun çocuğun yetiştirilmesiyle ilgili olduğunu, annelere ve eğitimcilere iş düştüğünü söylüyor.
Doğrudur; kadın annedir, çocuğu yetiştirendir. Ancak kadın çocuğunu hâkim kültüre göre yetiştirir; hatta kendisi de bu kültürden etkilenir. Dolayısıyla hâkim kültürü kim belirliyorsa, çocuğu etkileyen de odur.
Sürekli yarış hâlinde olan, birbiriyle uğraşan; “güçlü olursam ya da güçlünün yanında olursam bana bir şey olmaz” diyenlerin çoğaldığı; büyüklüğün kaba kuvvete ya da arkasındaki kalabalığa dayandığı bir ortamda, anneler ve eğitimciler çocukları hangi doğruya göre etkileyecek?
Annelerin, öğretmenlerin ve nice güzel, iyi insanın saldırıya uğradığı bir toplumda, onlardan bireysel olarak büyük etkiler oluşturmalarını beklemek gerçekçi olur mu?
Öyleyse toplum olarak değerli büyüklüğün ne olduğuna karar vermemiz ve hedeflerimizi, uygulamalarımızı buna göre belirlememiz gerekiyor.
Büyük insanlar; fiziksel olarak yakınımızda olmasalar da duruşlarıyla, davranışlarıyla, söyledikleriyle ve yazdıklarıyla hayatımıza dokunmuş; kendi doğrularımızı oluşturma sürecinde etkili olmuş insanlardır.
Büyük insanlar etki alanlarında sorun çözücüdür. Sorun çözerken kendi doğrularını ortaya koyar; ancak daha da önemlisi, başkalarının doğrularını anlamaya çalışır. Birlikte çözme kültürüne katkı sağlar; insanları ayrıştırarak değil, ortaklaştırarak sorun çözmeye çaba gösterir.
Bilir ki herkesin kendini değerli ve işe yarar hissettiği, saygı ortamının olduğu yerde huzur vardır.
Büyük insanlar, kendini büyük hissettiği makamlarda sürekli kalmak istemez; “Yarına insan yetiştirelim, yarınımız bugünden aydınlık olsun” diye düşünür.
Büyük insanlar, çocukların sevgiyi, saygıyı, değer vermeyi, üretmeyi ve paylaşmayı deneyimlemelerini ister.
Olaylara birey odaklı değil, sistem odaklı bakar. Bir insanı değerlendirirken ve yargılarken, onu etkileyen faktörleri dikkate alarak karar verir.
İnsani özelliklerin farkındadır. Birey olmanın insanı onurlandıran değerli bir özellik olduğunu, sosyal olmanın ise huzur için gerekli olduğunu bilir ve buna saygı duyar.
En güzel ifadeyle insan, “bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” yaşadığı sürece sağlıklı ve mutlu olur.
Dolayısıyla büyük insan, etki alanındaki insanların birey olmasını destekleyen; aynı zamanda sosyalleşmesinin yolunu açandır.
Birey olmak bencillik değildir. Bireyin kendi doğruları vardır; en azından başka doğruları sorgular, gerektiğinde tek başına ayakta duracak kadar güçlüdür.
Bilgi kaynaklarını kullanmayı, bilgiyi üretime dönüştürmeyi bilir.
Bu üretim, başka insanların hayatına doğrudan ya da dolaylı olumlu etki eder. Bu durum, hiç tanımadığımız insanlara karşı saygıyı ve sevgiyi de beraberinde getirir.
Büyüklük hepimizde kalsın.
Sağlıkla, umutla kalın.
23.Ocak.2026
Sevil Kaynarca Kızgut

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
