Zonguldak’ta kent gündemi uzun süredir seçilmiş belediye başkanlığı üzerinden yürüyen sert tartışmalarla şekilleniyor. Fevkani Köprüsü’nün aceleyle yıkılmasıyla başlayan süreç; ulaşım, yaya güvenliği, kent estetiği ve kamusal sorumluluk gibi hayati başlıklarda çözüm üretmek yerine, günlük siyasi polemiklere sıkışmış durumda. Kent, ortak akılla geleceğini tartışmak yerine; partilerin ve özellikle bazı medya organlarının manipülatif diliyle beslenen gerilim sarmalından kurtulamıyor.
Aylar önce, kapalı kapılar ardında yapılan bir toplantıya ait görüntülerin servis edilmesiyle tartışma yeni bir boyut kazandı. Seçilmiş Belediye Başkanı ile bürokratların katıldığı bir değerlendirme toplantısı, bir anda “siyasilerin tartışıldığı” bir toplantı gibi sunuldu. Görüntüler üzerinden kurulan dil, yalnızca bağlamı ters yüz etmekle kalmadı; tartışmayı teknik ve kamusal zeminden koparıp kişisel ve partisel bir hesaplaşmaya dönüştürdü.
Bu toplantının medyaya servis edilmesinin ardından konu, iki ana eksenden haberleştirildi. Tartışmaya dair farklı bakış açıları ise Zonguldak Belediye Meclis Üyesi ve CHP Grup Başkan Vekili Atınç Kayınova ile AKP eski Zonguldak Belediye Başkanı Secaattin Gonca’nın sosyal medya hesaplarından yaptıkları açıklamalarla kamuoyuna yansıdı.

Atınç Kayınova: “Devletin Yerine Kendini Koyana Haddini Bildirdi”
Zonguldak Belediye Meclis Üyesi ve CHP Grup Başkan Vekili Atınç Kayınova, tartışmaya ilişkin sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

“Kalemşörler işbaşında yine. Halkın derdi ne AKP neyin peşinde?
Üst geçit rezilliği iyice meydana çıktıkça AKP kıvranmaya devam ediyor.
Aylar önce oldu bu tartışma. Başkanla o gün konuştuk ve yüreğine sağlık dedim. Neden mi öyle dedim? Çok açık. AKP’nin yok ettiği DEVLETÇİLİK anlayışı ile hareket ettiği için.
Diyor ki Tahsin Başkan:
‘Niye sen anlatıyorsun, sen kamu değilsin, sen Devlet değilsin, sen Vali değilsin. Burada devletin kurumunun müdürleri var onlar niye geldi.’
Onlara dönüyor, ‘Bunlar Devlet projesi, siz kamu yöneticisi olarak neden susuyorsunuz da atanmış siyasi parti il başkanı anlatıyor’ diyor.
Özetle Devletin yerine kendini koyana haddini bildiriyor.
Projelerin rezilliğini bilen AKP baştan beri sorumluluğu Belediyeye atarak halkı kandırmak için her türlü oyunu yaptı.
Siyasi pozisyonu ile şehrin seçilmiş belediye başkanına hakaret edenlere Tahsin Erdem de halktan aldığı güçle hak ettiği karşılığı verdi.
Gelinen noktada bu köprü projelerinin rezilliği de ortadayken bir kere daha ‘Başkanım yüreğine sağlık’ demek boynumuzun borcu….”
Kayınova’nın açıklaması, tartışmayı “devlet–siyaset ayrımı” ve “atanmış–seçilmiş” gerilimi üzerinden okuyor; özellikle kamu projelerinin siyasi aktörler eliyle sahiplenilmesini eleştiriyor.

Seçattin Gonca: “Belge Konuşur, Yorum Susar”
AKP eski Zonguldak Belediye Başkanı Secaattin Gonca ise konuya hukuki ve idari sorumluluk çerçevesinden yaklaşarak şu açıklamayı yaptı:
**“Önceki dönem (2004-2009) Zonguldak Belediye Başkanı olarak, hem kurumsal tecrübem hem de kamu sorumluluğu anlayışım gereği, Zonguldak Belediye Başkanı Sayın Tahsin Erdem’e Karayolları Genel Müdürlüğü ile yapılan protokol konusu ile ilgili bir hatırlatmada bulunmayı gerekli görüyorum.
Protokol imzalanmış, sorumluluk tescillenmiştir: Zonguldak Belediyesi’nin ipi bu belgeyle çekilmiştir.
Zonguldak kamuoyunda tartışılan yaya üst geçitleri meselesi, artık teknik ya da siyasi bir polemik olmaktan çıkmış; hukuki sorumluluğu açıkça belgelenmiş bir yönetim sorunu halini almıştır.
Çünkü ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır:
Zonguldak Belediyesi, 21 Temmuz 2010 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü ile imzaladığı protokol ile kendi sorumluluğunu resmen kabul etmiştir.
Bu protokol, belediyenin kaçış belgesi değil; sorumluluk senedidir.
Söz konusu protokol ile şehir içinden geçen karayollarında yaya alt ve üst geçitlerinin yapılması, yaptırılması ve bakımının sağlanması açık ve bağlayıcı şekilde belediyenin yükümlülüğüne verilmiştir.
Bugün Zonguldak Valiliğini, merkezi idareyi, AK Parti İl Başkanlığını ya da Karayolları Genel Müdürlüğünü işaret etmek, belgeye rağmen sorumluluktan kaçma çabasıdır.
Üst geçitler yapılmasaydı, hukuki bedel ağır olabilirdi. Olası kazalarda hizmet kusuru, tazminat davaları ve soruşturmalar gündeme gelebilirdi.
Bugün yapılan üst geçitler bir lütuf değil, bir başarı hikâyesi hiç değil; gecikmiş bir zorunluluğun yerine getirilmesidir.
Kurumsal saygısızlık sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Son söz: Belge konuşur, yorum susar.
Zonguldak Belediyesi’nin ipi, 21 Temmuz 2010 tarihinde imzalanan bu protokolle çekilmiştir. Bugün yapılan her iş, bu belgenin gecikmiş bir sonucudur.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”**
Gonca’nın açıklaması, tartışmayı siyasi polemiğin dışına çekerek, imzalanmış protokol ve hukuki sorumluluk üzerinden okuyor.
Tartışma Ne Kazandırıyor, Basın Ne Yapıyor?
Bu iki açıklama, aslında Zonguldak’ın temel sorununu açıkça ortaya koyuyor: Kentin geleceği, teknik ve kamusal akılla mı; yoksa polemik ve algı yönetimiyle mi şekillenecek?
Fevkani Köprüsü ve üst geçitler meselesi, bir “kim haklı” tartışmasının çok ötesinde; kentin ulaşım güvenliği, planlama anlayışı ve kamusal karar alma süreçlerinin şeffaflığıyla ilgilidir. Ancak tartışma, büyük ölçüde basının bir bölümünün tercih ettiği manipülatif dil nedeniyle bu zeminden koparılıyor. Görüntülerin bağlamından koparılarak servis edilmesi, kişisel çıkışların manşetleştirilmesi ve teknik soruların geri plana itilmesi, kente hiçbir şey kazandırmıyor.
Oysa bu tartışma, doğru bir zeminde yürütüldüğünde Zonguldak için bir fırsata dönüşebilir. Kim hangi dönemde hangi belgeyi imzaladı, hangi yetkiyi üstlendi; bugün nasıl bir planlama anlayışıyla hareket edilmeli; yaya ve trafik güvenliği nasıl kalıcı biçimde sağlanmalı? Asıl konuşulması gereken bunlar.
Basının görevi ise polemiği köpürtmek değil, bu soruları ısrarla sormak ve kamuyu doğru bilgiyle buluşturmaktır. Aksi halde medya, kentin geleceğini tartışan bir alan olmaktan çıkıp, siyasetin manipülasyon aracına dönüşür. Ve kaybeden yine Zonguldak olur.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
