İzmir Barosu bundan iki yıl önce, 23 Ocak tarihini, ˈAdalet İçin Mücadele Günüˈ olarak kabul ve ilan etmişti. Bu günün önemi gereğince, Türkiyeˈde hak arama mücadelelerinin önde gelen avukatlarından Şerafettin Can Atalay üzerine, Barış Atay tarafından hazırlanan  belgesel gösterildi ve konuşmalar yapıldı.   

Konuşmacılardan biri, belgeselde de görüşlerine yer verilen Av. Kemal Aytaçˈtı. Diğer konuşmacı, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmazˈdı. Yılmaz, bir sonraki gün olan 24 Ocakˈın, ˈTehlike Altındaki Avukatlar Günüˈ olduğunu söyledikten sonra, Ocak ayında öldürülenleri andı: Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Hrant Dink… İzmir’de, yürüyüş yaptığı sırada öldürülen İHD İzmir Şube eski Eş Başkanı Avukat Ali Aydın.

Av. Yılmaz,  konuşmasının bir bölümünde şunları söyledi: Avukata yönelik şiddetin aslında, özünde, yurttaşa yönelik şiddetin varlığını görmek gerekir. Bunun münferit olaylardan oluşmadığının, politik bir duruş olduğunun her şeyden önce bilinmesi gerekir. Çünkü savunma mesleğini, avukatı adliyeden uzaklaştırırsanız, sesini keserseniz, sözünü söylemesine izin vermezseniz, hukukun üstünlüğü demesini kabul etmezseniz; insan hakları, adalet demesine izin vermezseniz ve bunun için çabalarsanız, işte orada demokrasiden bahsedemezsiniz. Tıpkı bugün olduğu gibi. Çünkü avukat muhalif kimliktir. Çünkü avukat, bir hakkın yerine getirilmesi için mücadele eden insandır. Çünkü avukat, kadının, çocuğun, doğanın sesidir; sokaktaki hayvanın sesidir. Baroların ve avukatların sesini kestiğinizde, işte yurttaşın adalete erişiminin ve adil yargılanma hakkının da ortadan kaldırılmasını sağlarsınız. Ne yazık ki bugün bizlerin yaşadığı ve bize dayatılmak istenen de bu. Bizim de en büyük mücadelemiz bu. Faşizmi, son süreçte, ne yazık ki tavan yapmış bir durumda yaşamak zorunda bırakıldık. Fransız düşünür Roland Barthes, ˈFaşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir.ˈ diyor ya. Bize kendi sözlerini söyletmek istiyorlar. Barış, kardeşlik, eşitlik, özgürlük dememizi istemiyorlar bizden; savaş istiyorlar barışa karşı, yaşama karşı ölümü savunuyorlar. Oysa biz her koşulda, -hangi koşulda olursa olsun- yaşam hakkını savunmaya ve bu ülkede her yurttaşın hukuk önünde eşit yurttaş olarak kabul edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Kadına yönelik şiddetin, çocuk istismarlarının ve doğa katliamlarının son bulmasını; havamızın, suyumuzun, toprağımızın artık zehirlenmemesini; insanca bir yaşamı;  dili, dini, mezhebi, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun, herkesin bu ülkede barış içinde özgürce, eşit yurttaş olarak yaşadığı bir ülke istiyoruz.  

(Güngör Şenkal/Susma –İzmir)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.