Zonguldak’ta artık ne beklemeye ne de duymazdan gelinmeye tahammül kaldı. Akademi “paydaş” ararken, emekliler meydanda “müsait zaman yok” diye haykırıyor; gazeteciler mesleğini savunmak için rapor hazırlıyor, siyaset ise kullandığı dili yeniden düşünmek zorunda kalıyor. Susma’nın son günlerde web sayfasına yansıyan haberler, bu kentin sorununun iletişimsizlik değil, duyulmamayı kanıksamış bir düzen olduğunu açıkça gösteriyor.
Bu tablonun merkezinde Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda durdurulan üretim var. Konu, yalnızca bir denetim ya da mevzuat tartışması değil; Zonguldak’ın geleceğine dair ciddi bir eşik. GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil’in ifadesi bu gerçeği net biçimde ortaya koyuyor:
“Önceliğimiz işçi sağlığı ve iş güvenliğidir. Alınmamış önlemler varsa giderilmeli, biz üretime devam etmek istiyoruz.”
Ancak üretimin fiilen durması, işçi sağlığını korumaktan öte bir sonuca kapı aralıyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz’ın uyarısı bu kaygıyı açıkça dile getiriyor:
“Fiilen üretimin durmuş olması, TTK’nın kapatılmasıyla aynı sonucu doğurur.”
Bu sözler, Zonguldak’ta uzun süredir fısıltı hâlinde konuşulan endişenin açık ifadesidir.
Kentteki sorunlar elbette madenle sınırlı değil. Geçim derdi, emeklilik, sağlık sistemi ve kamusal hizmetlere duyulan güvensizlik, aynı bütünün parçaları. Emeklilerin “Müsait zaman yok” diyerek meydana çıkması, yalnızca bir eylem değil; beklemeye tahammülü kalmayan bir kentin ruh hâlidir. Zamanın kalmadığını söyleyenler, aslında yıllardır ertelenen sorunlara itiraz etmektedir.
Sağlık alanında da benzer bir tablo var. Türk Tabipleri Birliği Zonguldak Şubesi’nde yönetime talip olan Çağdaş Hekimler Grubu, kongre sürecinde açıkladığı programda “iftiraya uğrayan hekimlerin yalnız bırakılmayacağını” ve “mobbing ile angaryayla mücadele edileceğini” ilan etti. Bu maddeler, sağlık emekçilerinin yaşadığı tükenmişliğin artık bireysel değil, yapısal bir sorun hâline geldiğini gösteriyor.
Kentin gündemindeki bir başka başlık ise üst geçit tartışması. İYİ Parti İl Başkanı Yavuz Erkmen’in ironi yüklü açıklaması, aslında ciddi bir siyasal eleştiri barındırıyor. Merdiven basamaklarının genişletilmesini “müjde” olarak sunan anlayışı tersyüz eden bu dil, Zonguldak’ta siyasetin gerçek sorunlardan nasıl koptuğunu gözler önüne seriyor.
Bu atmosferde, Cumhuriyet Halk Partisi Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural ve yönetiminin Karaelmas Gazeteciler Derneği’ne yaptığı ziyaret, sıradan bir nezaket buluşmasının ötesine geçti. Ziyaretin temel gündemlerinden biri, kamuoyunda tepki çeken penguen temalı videoydu. Videoda basına dönük ima ve göndermeler, gazeteciler açısından kabul edilebilir değildi.
KGD olarak bu noktada tutumumuz nettir: Gazeteciler, siyasi polemiklerin aparatı değildir. Bu durumu açıkça ifade ettik. CHP İl Başkanı Devrim Dural ise çalışmanın basına değil iktidara yönelik bir siyasi eleştiri olduğunu belirterek, oluşan rahatsızlık nedeniyle basın camiasından özür diledi. Bu açıklama, siyasetin eleştiri karşısında kurması gereken dile dair önemli bir eşikti.
Ziyarette yalnızca bu başlık konuşulmadı. KGD Yönetim Kurulu olarak hazırladığımız “Basın ve Siyasetten Beklentiler” raporu, Sayın Dural’a sunuldu. Dosyada; yerel basının yapısal sorunları, Basın İlan Kurumu uygulamalarının sahadaki etkileri, gazetecilerin güvencesizliği ve kamusal bilginin niteliği başlıkları yer aldı. Bu rapor, herhangi bir partiye yönelik polemik değil; kentin geleceğine dair bir sorumluluk çağrısıydı.
Öte yandan Karaelmas Gazeteciler Derneği Başkanı olarak katıldığım BEUN Dış Paydaş Toplantısı, bu çağrının akademi boyutunu da görünür kıldı. Üniversitelerin “paydaş” olarak tanımladığı kesimlerin, çoğu zaman karar süreçlerinin kıyısında bırakıldığı bir düzende, kentin ortak geleceğinden söz etmek zorlaşıyor.
Bütün bu başlıklar yan yana geldiğinde tablo netleşiyor:
Akademi paydaş arıyor, emekliler meydanda, emekçiler kaygılı, gazeteciler mesleğini savunuyor; siyaset ise hangi dili kurması gerektiğini yeniden düşünmek zorunda kalıyor.
Sorun iletişimsizlik değil; eşitliksiz bir konuşma düzeni. Kimileri sürekli konuşuyor, kimileri ise ancak sokağa çıktığında, rapor sunduğunda ya da tepki gösterdiğinde duyulabiliyor.
Gazeteciliğin görevi tam da burada başlıyor. Nezaketi not etmek kadar sınırları hatırlatmak, açıklamaları aktarmak kadar sorumluluğu işaret etmek gerekiyor. Çünkü bu kent, artık “sonra bakarız” denilecek bir yerde değil.
Emeklilerin dediği gibi:
Müsait zaman yok.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
