Değerli Okurlarım,
Özgeçmişime güvenerek; ülkemizin geleceği için hayati öneme sahip olduğu herkesçe paylaşılan bir konuda, yaşanmakta olan kalite konusu ile ilgili düşünce ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmakta yarar görerek aşağıdaki yazımı yazıyorum. İnşallah faydalı olur.
Bilindiği üzere, her alandaki, her düzeydeki eğitim-öğretim faaliyetlerinin amacı insanlara yeni bilgi ve beceriler kazandırmaktır. Ülkemizde, devletin bu alandaki ilk, orta ve yüksek öğrenim düzeyindeki eğitim-öğretim faaliyetlerini, her alanda olduğu gibi, TC Sayın Cumhurbaşkanı adına; TC Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve TC Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) tarafından gerçekleştirilmektedir!
Devlet yapımızda, adlarında “milli” kelimesi olan iki büyük kamu örgütünden birisi, YÖK’ü de kapsayan TC MEB; diğeri de TC Milli Savunma Bakanlığıdır. (Bu kuruluşlara, işleyişinde çok hatalar görülse de, belki Diyanet İşleri Başkanlığının eklenmesi de uygun olur!).
Bu kurumların görev ve sorumluluklarının, anayasada ve diğer yasalarda, milli olmalarının gereklerine uygun olarak düzenlenmesinin ve gerçekleştirilmesinin önemi herkesçe bilinmektedir.
(Ancak, toplumun geniş bir kesiminde; MEB ve YÖK görev alanları ile ilgili bazı düzenlemelerin ve uygulamaların, milli olma niteliklerine uygun olmama; diğer tüm kamu kurumları gibi devletin kurumları olma anlayışı ile değil, siyasi iktidarın kurumları olma gibi bir anlayışla yönetildiği endişelerinin varlığı da bilinmektedir. TRT ve AA gibi kurumların icraatları bu endişeleri doğrulamaktadır.)
MEB ve YÖK içinde, başka mal ve hizmet üretenler gibi, performanslarının ve ürettikleri hizmetlerin kalitelerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesi için, önemli etkin birimlerin dışında da birçok tarafsız uzman kuruluşların ve kişilerin varlığı bilinmektedir.
Ülkemizdeki her düzeyde eğitim-öğretim kurumları ile ilgili olarak, ülke içinde ve dışında tarafsız uzman yetkin kuruluşlar ve kişiler tarafından yapılan ölçme ve değerlendirme sonuçlarından, özellikle son yıllarda giderek artmakta olan kalite kayıplarının olduğu görülmektedir. Bu olumsuz durumun varlığının, sektörün her düzeydeki emekçileri olan eğitim-öğretim kadroları ve halkın büyük çoğunluğu tarafından paylaşıldığı da bilinmektedir. Sistemin çıktıları olan mezunlar da hiç memnun olmayanlardır.
Günümüzdeki öğrencilerini, kendi öğrencilik yılları ile kıyaslayan pek çok öğretmen kardeşlerimizden de benzer yakınmalar duyulmaktadır. Her yıl, başta ülke genelinde yapılmakta olan LGS, YKS, KPS sınavları olmak üzere, yapılmakta olan diğer benzer sınavların sonuçları da sistemin arızalı olduğunu göstermektedir.
(Bu satırların yazarı da, uzun görev yıllarında, iki yıllık meslek yüksek okullarının özellikle düşük puanlarla girilebilen programlarındaki öğrencilerimizden bazılarının, dört işlemden ikisi olan bölme ve çarpma işlemlerini yapamama, bir üçgenin alanını hesaplayamama; doğru, dürüst, okunabilir, anlaşılabilir nitelikte yazılar yazmama gibi becerilerden yoksun olanlarını çok görenlerden olmuştur.)
Ülkemizde, ailelerinin ve devletin büyük fedakârlıklara katlanarak 12 yıl eğitim-öğretim gördükten sonra, yüksek öğrenim sınavlarına girme hakkından başka bir şey kazanamadığı da bilinmektedir. Kalite sorunu yüksek öğrenimde de devam etmekte, buna mezunlarının %50’sinin işsizlik ve mesleği dışındaki işlerde çalışmak zorunda kalma sorunu da eklenmektedir. Tüm bu yaşananlara üzülmemek elde değildir.
Her türlü mal ve hizmet üretimlerinde, üretilen bir sonuç ürünün kalitesinin, üretime giren girdilerin ve yapılan işlemlerle ilgili kararları veren ve uygulayan yetkililerin kalitesine bağlı olduğu aşikârdır.
Eğitim, öğretim de bir hizmet üretimi olduğuna göre, ülkemizin eğitim-öğretim faaliyetlerinde yaşanmakta olan kalite sorununa da bu yaklaşımla bakılması uygun olacaktır.
Bilindiği üzere, tüm eğitim-öğretim kurumlarının temel girdilerini; öğrenciler, öğretmenler, gerekli fiziki imkânlar ile üretimle ilgili düzenlemeleri yapmak ve uygulamakla sorumlu olan yetkililer oluşturmaktadır. Bu unsurlara, özellikle ilk ve orta öğretim basamaklarında ailelerin ve toplumun da eklenmesi gerekmektedir.
Ülkemizde bu girdilerin günümüzdeki durumları ve kalite üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılması mümkündür.
Okul öncesi minikler de dâhil, ilk ve orta eğitim-öğretim düzeyinde her öğrencinin, okula adımını attığı anda sahip olduğu doğuştan gelen zihinsel ve bedensel; aileden ve aile dışı ortamlardan edindikleri olumlu ya da olumsuz niteliklerinin oldukları gibi kabul edilmeleri zorunluluktur.
Onların sahip oldukları bu niteliklerine ve amaçlarına göre eğitilmeleri yürürlükteki sistemin temel görevidir. Bu görevin iyi ya da iyi olmaması, genelde öğretmenlerin ve yöneticilerin özverili çalışmalarına bağlı olmaktadır. Bu nedenle de, özellikle 17-18 yaşlara kadar olan eğitim-öğretim faaliyetlerindeki kalite sorununda, öğrencinin bir dahlinin olması düşünülemez.
Görevlerini, kendilerine verilen plan, program ve ilgili mevzuat çerçevesine, bilimsel esaslara ve eğitim-öğretim tekniklerine uygun olarak yapmaya gayret eden her öğretmenin hakkı ödenemez. Ancak görevini, kendinden kaynaklanan nedenlerle iyi yapmayan bir öğretmenin haklı görülmesi de mümkün değildir.
Öğretmenin iyi yetiştirilmesi; etkin ve verimli istihdamlarının sağlanması da en tepeden, okul yöneticilerine kadar olan yöneticilerin görevidir. Bu nedenle de öğretmenlerimizin yaşanmakta olan kalite sorunundan sorumlu tutulmaları hakkaniyete uygun olmaz.
Günümüzde, her yerde gösterişli adalet sarayları olup da içinde kaliteli adalet hizmetinin bulunamaması gibi; ülkemizin her köşesinde, zengin iç donanımlı, çevre düzenlemeli görkemli okul binalarının ve eğitim-öğretim kampüslerinin varlığı görülmektedir. Bu alanda, fırsat eşitliği konusu bir yana, altyapı konusunda durumun kötü olduğu söylenemez. Ülkemizde, ilk ve orta öğretim düzeylerinde; okullaşma ve okula ulaşmada %99, yüksek öğretimde de %50 gibi oranlara ulaşılması da bunun göstergelerindendir.
Bu nedenle, ülkemizdeki eğitim-öğretimin her kademesinde yaşanmakta olan kalite ve diğer sorunlar üzerinde, fiziki altyapının olumsuz bir etkisinden söz edilmesi de doğru olmaz.
(Her alanda olduğu gibi bu alanlarda da, israflar, şatafat harcamaları; bazı ideolojik tercihlerden kaynaklanan okullar arası tercih ve yönlendirmeler de olmasa, daha da iyi olacağına şüphe yoktur!)
Engellenmesi, kontrolü mümkün olmayan, aileden ve aile dışı ortamlardan kaynaklanan olumsuzlukların sorumlusunun ise tüm toplum olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Ulaşılan bu sonuçlara göre özellikle, Cumhuriyetin son 25-30 yılında artarak yaşanmakta olan kalite ve diğer sorunların nedenlerinin; sistemin iyi ya da iyi olmayan sonuçlardan sorumlu olan makamlarda aranması gerekmektedir.
Yürürlükteki Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine göre, bu makamlar da Sayın Cumhurbaşkanı, Milli Eğitim Bakanı ve onlar tarafından atanan bürokratlar olmaktadır. (Bu arada, verdikleri oylarla seçilmiş yetkilileri belirleyenlerin payları da unutulmamalıdır!)
Bu nedenlerin neler olduğunu içinde değerli bilenlerin olduğundan kuşku duyulmaması gereken yüksek şuraların, eğitim-öğretimin ve öğretmen yetiştiren fakültelerin içindeki konunun gerçek uzmanlarının bilmemeleri düşünülemez.
Sorun, herhalde, işin gerçek bilenlerinin bildikleri gibi yapılamamasında. Bu da, ekonomideki “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur; nas var” gibi bilenlerin bildiklerine uymayan icraatlara benzemekte!
Sonuç olarak;
Eğitim-öğretim konusunda; kısa vadede, acilen, Ekonomi ve Maliyeden sorumlu Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in yaptığı gibi, yanlış yoldan dönülmesini sağlayacak yetkin bir bakana ve bakanlara; uzun vadede de (bir ruh bilimciden de yararlanılarak!), Cumhuriyetimizin ilk 25-30 yılında yapılanlara ve yapanlara bakılmasına ihtiyaç olduğuna inananlardanım.
Allah kısmet ederse, bir sonraki yazımızda, özellikle Cumhuriyetimizin son 25-30 yılında yapılan yanlışlıklar ve yapılması gerekenler konusunda gerçek bilenlerin söylediklerini paylaşmak arzusundayım.
Dinimizin gereklerini, her türlü sapmalardan uzak olarak yapan inançlı kardeşlerimizin mübarek Ramazan ayının hayırlı olmasını dilerim.
Şenol Kuşcu, Emekli Öğretim Üyesi, Şubat 2026, Zonguldak.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
