Gazeteci Alican Uludağ Ankara’da evinden gözaltına alınarak, İstanbul’a getirilmiş ve tutuklanarak cezaevine konmuştur.
Üstelik de bu olay TBMM süreç komisyonu raporunun kabul edilerek kamuoyuna açıklandığı günlerde yaşanıyor.
Komisyon raporunda ne deniyordu?
Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına mutlak uyulacak, bu nedenle mağdur olan tutuklular serbest bırakılacak.
Bundan böyle de bir tedbir olması gereken tutukluluk hali en son uygulanması gereken bir karar olacak!
Çünkü tutukluluk; şüphelinin kaçma şüphesi ya da delilleri karartması ihtimali varsa bir tedbir olarak uygulanabilir.
Kaldı ki bu uygulanırken dikkate alınması gereken en önemli kriter şüphelinin üzerine atılı suçtan alabileceği ceza ile tutukluluk süresi arasındaki ince çizgidir.
Geçmişte iddia edilen suçtan ceza alsa bile yatarı olmayan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın hukuksuz yere 8 aya yakın süre özgürlüğünden yoksun bırakılması örneğinde olduğu gibi.
Şimdi herkesin vicdanına sesleniyorum.
Alican Uludağ bir adliye muhabiridir ve neredeyse yaşamı adliye koridorlarında geçiyor iken onunla ilgili kaçma şüphesi nasıl izah edilir?
Keza bir yıl önce atılmış mesajlar zaten kayıt altında iken Alican Uludağ hangi delilleri karartacak ya da yok edecek?
Kendisinin de ifadesinde belirttiği gibi Alican Uludağ salt gazetecilik mesleğini yaptığı için tutuklanmıştır.
Yeni Adalet Bakanının göreve başlamasıyla birlikte değişen yeni koşullarda bu aynı zamanda tüm gazetecilere, yazarlara, düşünen ve düşündüğünü ifade edenler yönelik bir göz dağıdır.
Yalnızca bu örnek bile bizim alınan komisyon kararlarına, verilen sözlere, söylenen vaatlere uyulması konusundaki endişelerimizi haklı çıkarmaya yeter.
Hazırlanan bu komisyon raporunun bu haliyle kamuoyuna açıklanması bile aslında bir umut ışığıydı. Ama içeriğinden çok farklı görüşlere sahip farklı siyasi partilerin ortak bir rapor hazırlayabilme iradesini gösterebilmiş olmasıydı önemli olan.
Yoksa şu an o mecliste olması gereken TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması için böyle bir komisyon kararına ya da düzenlemeye gerek mi vardı?
Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın, Gezi mağdurlarının ısrarla ve inatla rehin tutulmalarının hukuksuzluğunu bu komisyon kararları mı örtecek?
Yüzlerce hasta ve cezaevi koşullarında tutulmaları yaşamsal risk taşıyan tutukluların en ağır koşullarda tutukluluklarının sürdürülmesi bırakın hukuksuzluğu vicdansızlıktır, insanlık suçudur.
Tüm bu yaşananların yanında iktidar yanlısı kesimin suskunluğunu anlamak mümkün değil.
Desteklediği siyasi partinin iktidar olmasını ya da iktidarda kalmasını istemek elbette doğaldır ancak vicdan sahibi insanların böylesine bir düşman hukukuna, yapılan bunca haksızlığa en küçük bir tepki vermemesi gerçekten inanılacak gibi değil.
Kaldı ki siyasetten bağımsız kimi hakim ve savcılar bu tür kararlar alıyorlarsa da “yeter artık bu kadar da olmaz!” diyebilecek hiç kimse yok mu?
İftar sofralarında bir araya gelen siyasetçilerin salt seçim ve iktidar mücadelesinden sıyrılıp bu mağduriyetlerin giderilmesine yönelik sohbetler yapmaları daha doğru ve anlamlı olmaz mı?
Barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi, yalnızca iktidar olmaya yönelik bir kavga değildir.
Söylediği bir söz, yazdığı bir köşe yazısı ya da paylaştığı bir mesaj yüzünden haklarında soruşturma açılan, gözaltına alınan, tutuklanan bunca insandan yalnızca biridir Alican Uludağ. Ama biz bugün ona sahip çıkamazsak, yarın cezaevleri düşünen insanlar kampına dönecek.
“Bazan sessizlik en makul direnme yöntemidir.”
Ancak içinde bulunduğumuz koşullarda iktidarını sürdürmek için her yolu deneyen mevcut yönetimin baskı ve dayatmaları öylesine arttı ki onlar; sessizliğinizi, yapılan bunca zulmü kabul ettiğinizi sanmaya başladılar.
Migros depo işçilerinin haklı direnişi göstermiştir ki, sessiz kalmak yerine bazan en gür sesimizle haykırmazsak yine çocuklar yatağa aç girecek.
Eti unutan emekliler ucuz ekmek kuyruğunda utançları ve yalnızlıklarıyla baş başa kalacaklar. Hayal etmeyi unutan gençler kaybolup giden geleceklerinin ardından bakmaya devam edecekler.
Kadına, çocuklara yönelik taciz, şiddet ve cinayetler bitmeyecek, bizler sessizlik denizinde boğulup gideceğiz.
Yokluğa, yoksulluğa, yolsuzluğa, haksızlık ve hukuksuzluklara, baskı ve zulme karşı ses vermeden, sesimizi duyurmadan,
Kurtuluş yok tek başına! Ya hep beraber ya hiçbirimiz…

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
