Bu hafta Zonguldak’ta konuştuğumuz her başlık, aslında tek bir cümlenin etrafında dönüp durdu: Bu kentin geleceğine kim karar veriyor?
“Mega Endüstri Bölgeleri Master Planı” açıklandığında birçok kent için bu bir yatırım ve istihdam haberi olarak sunuldu. Ancak Batı Karadeniz ve özellikle Zonguldak açısından tablo farklıydı. Türkiye’nin sanayi omurgasını yıllarca sırtlamış bir kent, yeni sanayi vizyonunun haritasında yoktu.
Oysa Zonguldak sıradan bir şehir değil. Limanı var, enerji altyapısı var, ağır sanayi kültürü var. Türkiye’nin sanayi tarihine yön vermiş bir hafızası var. Bedel ödemiş bir kentten söz ediyoruz. Şimdi “mega” planlarda adının geçmemesi, teknik bir detay değil; siyasi bir tercihtir.
Burada eleştiri yalnızca merkezi yönetime değil. Ankara’da bu plan hazırlanırken Zonguldak adına kim vardı? Hangi dosya sunuldu? Hangi verilerle bu kentin potansiyeli savunuldu? Yerel siyaset ve bürokrasi, bu şehrin çıkarlarını masada ne kadar güçlü temsil edebildi?
Eğer bir bölge kalkınma haritasının dışında kalıyorsa, mesele yalnızca plan değil; temsil sorunudur.
Bu tabloyu sahildeki çevre tartışmasından, Çaycuma’daki TOKİ polemiğinden, Devrek’teki HES tepkisinden bağımsız düşünemeyiz. Balkaya Sahili’nde yapılan ortak açıklamada yurttaşlar “Bu bir çevre sorunu değil, felaket” derken aslında şunu söylüyordu: Planlama yoksa sonuç felakettir. Kozlu için bir uzmanın dile getirdiği “Kaynağı kurutun” önerisi de aynı yere işaret ediyordu. Sorunun köküne inmeden, günü kurtaran adımlarla yönetemezsiniz.Çaycuma’da bir kesim “konut ihtiyacı var” diyor, diğer kesim “rant projesi” eleştirisi yapıyor. İki tarafın da dayandığı bir gerçek var. Konut ihtiyacı somut; ama planlama şeffaf değilse güven sarsılıyor. Kent planlaması sosyal ihtiyaç temelli mi yapılıyor, yoksa arsa değerleri üzerinden mi şekilleniyor? Sorunun özü burada.
Devrek’te HES’e karşı yükselen sesler de aynı çerçevede okunmalı. “14 köy etkilenecek” diyen yurttaş, romantik bir doğa savunusu yapmıyor; geçim kaygısını dile getiriyor. Enerji politikası elbette önemli, ancak katılımcı süreç işletilmeden alınan her karar yeni bir toplumsal gerilim yaratıyor.Siyaset cephesinde de benzer bir güven meselesi var. Saadet Partisi’nin pazar ziyaretinde dile getirilen “Çözüm üretimde” çıkışı, ekonomik sıkışmışlığın sahadaki karşılığıydı. CHP Merkez İlçe Başkanı Nazmi Özden’in “Halkın iradesi pazarlık konusu yapılamaz” sözleri ise temsil krizine işaret etti. Seçmenin verdiği oy, teknik hesapların ötesinde ahlaki bir sorumluluktur. İrade tartışması başladığında güven aşınır.
Zonguldak Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası’nda 16 yıllık dönemin sona ermesi de aslında bir değişim arayışının yansıması. Ekonomik kriz koşullarında esnaf yalnızca temsil değil, güçlü bir çözüm iradesi bekliyor.
Tüm bu başlıkların arasında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nin Q1 yayın oranında devlet üniversiteleri arasında 19. sıraya yükselmesi ise başka bir ihtimali gösteriyor: Bu kent yalnızca geçmişin sanayi yüküyle değil, bilimsel üretimle de anılabilir. Ancak bunun için üniversite-kent-siyaset üçgeninde ortak bir vizyon gerekiyor.
Mega Endüstri Bölgeleri Master Planı’nda yer almamak kader değildir. Ama ses çıkarmamak, vizyon üretmemek, masada olmamak kaderi kalıcı hale getirir.
Zonguldak artık bekleyen değil, talep eden; edilgen değil, yön veren bir şehir olmak zorunda. Kalkınma ile doğa arasında, yatırım ile kamu yararı arasında, siyaset ile etik arasında sağlıklı bir denge kurulmadan hiçbir proje bu kente gerçek anlamda nefes aldırmaz.
Asıl soru hâlâ aynı:
Bu şehir için plan yapanlar, bu şehrin sesini gerçekten duyuyor mu?
Susma Dost Okurlarına
Susma, Nisan ayında 29. yılına girecek. Kimimizin çocuğu, kimimizin evliliği, kimimizin çalışma süresi kadar… Kısacası uzun bir ömür. Tıpkı bu saydığım süreler gibi; fedakârlıkla, zamanla, emekle ve çabayla geçen 28 yıl. Kolay değil, sadece dile kolay.
Susma, kentte bir marka ve haber–yorumlarıyla muhatabına ulaşıyor. Bundan memnunuz.
Ancak yeni yılda ülkenin ve iktidarın ekonomik politikaları, basın sektörünü olduğu gibi bizi de hissedilir biçimde etkiledi. Bu nedenle yeni dönemde kurumsal ve bireysel aboneliklerde kısmi bir güncelleme yaptık.Kurumsal aboneliklerde (siyasi partiler, meslek ve kitle örgütleri için) uygun abonelik paketleri öneriyoruz. Bireysel (baskılı gazete ya da dijital PDF) aboneliklerde de Susma dostlarının destek ve dayanışması bizi daha güçlü kılacaktır.Şu sözü çok seviyorum: “Emeğin karşılığı teşekkür ile ödenmez.” Bunu gazetenin birinci sayfasında ara ara hatırlatıyorum.
Anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Sağlıcakla

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
