Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) üretimin geçici olarak durdurulmasıyla başlayan süreç, resmi açıklamalarda “iş sağlığı ve güvenliği eksiklikleri” çerçevesinde ele alınsa da, kentte oluşan toplumsal algı bunun çok ötesine geçmiş durumda.

Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Hakan Yeşil’in konuyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletmesi, meselenin Ankara nezdinde de siyasi boyut kazandığını gösteriyor. Ancak sahadaki tartışma yalnızca “üretim ne zaman başlayacak?” sorusuyla sınırlı değil.

1. Toplumsal Vicdan ve Sorumluluk Tartışması

Sosyal medyada ve kent kamuoyunda öne çıkan yorumlarda, sorumluluğun yalnızca teknik raporlara indirgenemeyeceği vurgulanıyor. Bakanlık bürokratlarından TTK yönetimine kadar uzanan bir sorumluluk zincirinin bulunduğu ifade ediliyor.

Amasra ve Kartalkaya facialarına gönderme yapan yorumlarda, “siyasi ve idari sorumluluk” kavramı özellikle öne çıkıyor. Demokratik ülkelerde benzer krizlerde bakan düzeyinde istifa mekanizmasının işletildiği hatırlatılırken, Türkiye’de bu tür bir siyasi refleksin görülmemesi eleştiriliyor.

Bu yaklaşım, TTK’daki üretim durdurma kararının yalnızca bir iş güvenliği tedbiri değil; kamu yönetimi anlayışının da test edildiği bir süreç olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

2. Güven Krizi ve Şeffaflık Talebi

Madenciler ve sendika tabanı açısından en güçlü beklenti, açık ve ortak bir bilgilendirme.

Kentte dile getirilen öneriler arasında; GMİS’in, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri ve Zonguldak milletvekilleriyle birlikte kamuoyuna ortak açıklama yapması talebi öne çıkıyor.

2018’de özelleştirme tartışmaları sırasında yaşanan kriz hatırlatılarak, o dönemde sendikal ve siyasi müdahaleyle sürecin geri çekildiği anımsatılıyor. “Kötü düşünmek istemiyoruz ama kafamızı da kuma sokmayalım” ifadesi, tabandaki temkinli bekleyişi özetliyor.

Buradaki temel sorun güven. Şeffaf ve ortak bir açıklama yapılmadığı sürece, üretim durdurmanın “geçici bir tedbir” mi yoksa “kademeli geri çekilme” mi olduğu sorusu zihinlerde kalmaya devam edecek.

3. Kent Ekonomisi ve Zincirleme Etki

TTK yalnızca bir kamu kurumu değil; Zonguldak’ın ekonomik omurgası. Üretimin durması, doğrudan binlerce işçiyi; dolaylı olarak esnafı, nakliyeciyi, küçük işletmeleri etkiliyor.

Kentte bazı sivil platformlar, sürecin yalnızca sendikal değil toplumsal bir mesele olduğu görüşünde. GMİS çatısı altında geniş katılımlı bir toplantı yapılarak ortak bir yol haritası belirlenmesi ve toplumsal baskının artırılması öneriliyor.

Bu öneri, TTK’nın geleceğinin yalnızca mahkeme salonlarında değil, kamuoyu zemininde de şekilleneceği inancına dayanıyor.

4. Olası Senaryolar

Sürecin önünde üç temel senaryo bulunuyor:

  • Hızlı Teknik Çözüm: İş güvenliği eksiklikleri giderilir, mevzuat yorum farklılıkları netleşir ve üretim kontrollü biçimde yeniden başlar.
  • Uzayan Hukuki Süreç: Mahkeme kararları ve bilirkişi raporları arasında süren çelişkiler üretimi daha uzun süre askıya alır.
  • Yapısal Dönüşüm: Üretim kapasitesinin kademeli daraltılması ya da kurumun yeniden yapılandırılması gündeme gelir.

Kentteki toplumsal refleks, üçüncü ihtimalin açıkça konuşulmasını talep ediyor.

5. Geleceği Kurtarma Önerileri

Farklı kesimlerden yükselen öneriler şu başlıklarda toplanıyor:

  • Ortak ve şeffaf bir kamuoyu bilgilendirmesi,
  • Teknik raporların kamuoyuyla paylaşılması,
  • İş sağlığı ve güvenliği yatırımlarının hızla tamamlanması,
  • Sendika–iktidar–muhalefet–meslek odaları arasında geniş tabanlı bir koordinasyon,
  • TTK’nın uzun vadeli üretim planının açıklanması.

Sonuç olarak TTK’daki üretim durdurma kararı, bir iş güvenliği prosedürünün çok ötesine geçmiş durumda. Bu süreç, Zonguldak’ın ekonomik varlığı, kamusal sorumluluk anlayışı ve siyasi irade kapasitesi açısından bir turnusol işlevi görüyor.

Asıl soru şu: Bu kriz geçici bir aksama mı olacak, yoksa kentin sanayi hafızasında yeni bir kırılma noktası mı? (Susma/Ekonomi)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.