İran şu an oldukça kritik ve hareketli bir süreçten geçiyor.

Son birkaç gündür ABD ve İsrail İran’daki nükleer tesisleri ve askeri komuta merkezlerini hedef alan geniş çaplı hava saldırıları düzenledi.

Dini lider Ali Hamaney başta olmak üzere Genelkurmay başkanının da içinde olduğu çok sayıda üst düzey yöneticinin yaşamını yitirdiği bu saldırılara karşılık olarak İran’da balistik füzelerle İsrail ve ABD askeri tesislerine saldırmaya devam ediyor.

Keza daha önce de açıkladığı üzere körfez bölgesinde ABD üsleri bulunan ülkelere de saldıran İran, önce bir panik yaşasa da an itibariyle yönetim iradesini ele alarak saldırılarını sürdürmeye kararlı görünüyor.

Savunma sistemleri çökertilen İran savunma yerine misilleme olarak saldırıyı tercih ediyor.

Dış saldırılardan önce de İran zaten büyük bir çalkantı içindeydi.

Var olan ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve molla rejiminin uyguladığı yasak ve baskılar nedeniyle başlayan protestolar kısa sürede siyasi bir boyut kazandı.

Dünya ekonomisini derinden etkileyen bu kaos ya da savaş ortamı doğaldır ülkemizi de çok yakından ilgilendiriyor.

Suriye’de yaptığı hatalara düşmemeye özen gösteren iktidar bu küresel savaşta taraf olmadan daha dikkatli bir diplomasi yürütüyor.

Bir rejim değişikliği iddiasıyla saldırıları başlatan ABD ve İsrail pervasızca saldırılarını sürdürürken beklemediği bir direnişle karşılaştı.

Bir odaya hapsedilen kedinin önüne gelene saldırması gibi dini liderleri ve onlarca üst düzey yöneticisi öldürülen İran, can havliyle ABD ve İsrail’in yanında yer aldığını düşündüğü ülkelerde askeri hedeflere saldırıyor.

Bu panik saldırılar sırasında kimi sivil hedeflerde vurulduğu için tepki alan İran şu an hem dışardan bir askeri müdahale hem de içerde bir halk ayaklanmasıyla karşı karşıya.

Hamaney sonrası dönemin nasıl şekilleneceği ve ordunun(özellikle devrim muhafızlarının) nasıl bir pozisyon alacağı bölgenin kaderini belirleyecek.

En önemli gelişme, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamanay’in hayatını kaybetmesidir.

Dün itibariyle Uzmanlar Meclisi olağanüstü toplanarak geçici bir kurul oluşturdu, belli ölçüde yönetim boşluğunu doldurdular.

Bu saldırılardan önce başlayan rejim karşıtı gösterilerin şu andan sonra nasıl ve hangi ölçüde devam edeceğini bilemiyoruz.

Ancak mevcut molla rejiminin uyguladığı kötü yönetim, halka yönelik baskılar ve protestoculara karşı takındığı düşmanca tavır ve daha önemlisi ağır yokluk ve yoksulluk ortamı bir rejim değişikliğinin ayak sesleriydi.

İran ve bölgedeki bu gelişmeleri değerlendiren demokrat insanlar ABD emperyalizminin dünyayı yeniden dizayn etme adına uyguladığı eşkiyalıkla İran’da kendi halkına zulmeden molla rejimi arasında tercih zorunda bırakılmakta.

Bir yanda tüm muhaliflerini şiddet uygulayarak susturmaya çalışan, kadınları yok sayan, özgürlükleri kısıtlayan bir zorba rejim, öte yanda sözüm ona daha önce bir dolu olumsuz örneklerini yaşadığımız “demokrasi getireceğiz.” yalanlarıyla dünyanın yeraltı ve yer üstü zenginliklerinin olduğu ülkelere saldıran ABD yönetimi.

Bir yanda masum insanların bulunduğu sivil mevzilere saldıran, bu alçakça saldırılarda bir okulda 200 e yakın çocuğun ölümüne neden olan ABD, diğer yanda salt misilleme yapma, gücünü kanıtlama adına bölgede körfez ülkelerine ayrım yapmadan saldırlar düzenleyen İran.

Uluslararası ilişkilerde duygusallığa yer yok elbet ancak kişisel değerlendirmelerde çocukların öldürüldüğü saldırılara ses çıkarmayıp, aracına alacağı akaryakıt fiyatları yükselecek diye İran’ı suçlayan insanların bu ikiyüzlülüğünü de sorgulamak gerekir diye düşünüyorum.

Kendi ülkemizde tek adam yönetimine karşı çıkarken İran’da Molla rejiminin özellikle kadınlara ve çocuklara yönelik uyguladığı insanlık dışı baskılar, muhaliflere yaptığı zulüm ve giderek mutlu bir azınlık uğruna halkına yaşattığı yokluk ve yoksulluğa sessiz kalamayız.

Ancak ne zaman ekonomik bunalıma girse, dünyanın değişik yerlerinde ülkeler arası savaşlar, iç çatışmalar ve kaos yaratmasıyla tanıdığımız ABD’nin girdiği her ülkede yıkıma sebep olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

Bunu geçmişte Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da, Suriye’de yaşadık.

ABD için ülkelerin uyguladığı rejimden çok sahip olduğu enerji kaynakları, madenler, zenginlik kaynakları önemlidir.

Venezuela gibi komşu bir ülkede Cumhurbaşkanını yatak odasında alıp götürebilen, uluslararası hukuku, BM kararlarını yok sayan, emperyalist çıkarları için milyonlarca masum insanın ölümüne neden olan savaşlar çıkaran ABD’nin İran’a saldırısı meşru değildir. Kendi iç hukuklarını bile dikkate almayan, ülkelerin kaderleriyle oynayan Trump ve yandaşlarının işlediği insanlık suçlarına molla rejiminin demokrasi dışı uygulamalarını gerekçe göstermek doğru değildir.

İran’a barış gelecekse, demokrasi gelecekse bunu; İran’ın iç dinamikleri, barış ve demokrasiden yana toplumsal muhalefeti gerçekleştirecektir.

ABD füzelerinin barış ve demokrasi getirdiği görülmemiştir.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.