Laikliğin yalnızca “din ve devlet işlerinin ayrılması” şeklindeki dar tanımına itiraz eden Alevi Kültür Dernekleri Zonguldak Şube Başkanı aynı zamanda gazetemiz Yazıişleri müdürü Bahaddin Arı, laikliği sınıfsal, tarihsel ve toplumsal bir bağlam içinde ele alıyor.
Alevi Kültür Dernekleri çatısı altında yürüttüğü çalışmalarla bilinen Arı, Susma Gazetesi’nden Esin Aydın’ın sorularını yanıtlarken laikliğin kağıt üzerinde kalan bir anayasa ilkesi değil, eşit yurttaşlığın ve kamusal tarafsızlığın temel güvencesi olduğunu vurguluyor. Devletin mezhepsel tarafsızlığı, siyasal İslam tartışmaları, Aleviliğin laiklik mücadelesindeki yeri ve kamuoyunda “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen son düzenleme üzerinden yürütülen tartışmalar, röportajın ana eksenini oluşturuyor. Arı’ya göre mesele yalnızca inanç özgürlüğü değil; aynı zamanda demokrasi, eğitim ve toplumsal eşitlik sorunu.
“Laiklik yalnızca hukuki bir ayrım değildir”
Esin Aydın:
Laiklik denildiğinde çoğu insanın aklına “din ve devlet işlerinin ayrılması” gibi genel bir tanım geliyor. Siz ise laikliği daha geniş bir çerçevede ele alıyorsunuz. Nereden başlamak gerekir?
Bahaddin Arı:
Eğer laikliği yalnızca hukuki bir ayrım olarak tanımlarsak meseleyi daraltmış oluruz. Laiklik her şeyden önce bir iktidar ve sınıf mücadelesi meselesidir. Din, tarih boyunca sadece bireysel bir inanç alanı olmadı; aynı zamanda egemenlik ilişkilerinin meşrulaştırılmasında kullanılan güçlü bir ideolojik araç oldu.
Bu nedenle laiklik tartışması yalnızca anayasal bir düzenleme değildir. Devletin hangi sınıfların çıkarına işlediği, hangi ideolojik referanslarla toplumu düzenlediği sorusuyla doğrudan bağlantılıdır.
“Din hiçbir zaman yalnızca din olmadı”
Esin Aydın:
Dini doğrudan sınıf ilişkileriyle ilişkilendiriyorsunuz. Bu biraz iddialı değil mi?
Bahaddin Arı:
Tarihsel gerçeklik bunu açık biçimde gösteriyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Sünni İslam, devletle iç içe geçmiş kurumsal bir yapı olarak örgütlendi. Medrese, fetva ve kadılık sistemi; sonrasında modern devletin din bürokrasisi… Bunlar yalnızca dini kurumlar değildir; siyasal iktidarın ideolojik dayanaklarıdır.
Dolayısıyla Türkiye’de laiklik sorunu soyut bir “din özgürlüğü” tartışması değildir. Asıl mesele şudur: Devlet bir mezhebin ideolojisini toplumun geneline dayatabilir mi?
“Siyasal İslam neden tehlikelidir?”
Esin Aydın:
Bugün siyasal İslam tartışmaları yeniden gündemde. Laiklik neden özellikle bu başlıkta önem kazanıyor?
Bahaddin Arı:
Çünkü siyasal İslam, dini bireysel inanç alanından çıkarıp doğrudan devlet yönetiminin belirleyici ilkesi haline getirme eğilimindedir. Bu, toplumu tek tip bir inanç ve yaşam biçimi etrafında hizaya sokma çabasıdır.
Laiklik pasif bir tarafsızlık değildir. Devletin hiçbir inancı resmi ideoloji haline getirmemesi demektir. Devlet dini örgütlüyor, bütçe ayırıyor, kadrolaşıyor ve toplumu dini referanslarla düzenliyorsa, orada laiklik yalnızca kağıt üzerindedir.
“Laiklik din düşmanlığı değildir”
Esin Aydın:
Laiklik savunusuna karşı en sık yöneltilen eleştiri “din düşmanlığı” oluyor. Buna ne diyorsunuz?
Bahaddin Arı:
Bu bilinçli bir çarpıtmadır. Laiklik inanca karşı değil, inancın devlet gücüyle dayatılmasına karşıdır.
Bir insanın inanması, ibadet etmesi, dini kimliğiyle yaşaması temel bir haktır. Laiklik bunu güvence altına alır. Devlet bir dini esas aldığında ise özgürlük değil, hiyerarşi oluşur. Resmi olan inanç korunur, diğerleri ya baskı görür ya da yok sayılır.
“Alevilik neden laiklik tartışmasının merkezindedir?”
Esin Aydın:
Türkiye’de laiklik tartışması yapılırken Alevilik mutlaka gündeme geliyor. Bunun nedeni nedir?
Bahaddin Arı:
Çünkü Alevilik tarihsel olarak devletin resmi mezhebi dışında kalmış, çoğu zaman baskıya uğramış bir inanç geleneğidir.
Alevilik merkezi bir ruhban sınıfına dayanmaz; şeriatçı bir hukuk anlayışını benimsemez; insan merkezli bir öğretidir. Yol ve rıza kavramları toplumsal ilişkilerde etik bir çerçeve sunar.
Bu nedenle laiklik Aleviler açısından soyut bir anayasa maddesi değil, doğrudan yaşam meselesidir. Devlet bir mezhebe ayrıcalık tanıyorsa diğer inançlar eşit yurttaşlık hakkını fiilen kullanamaz.
“Devletin mezhebi olmamalıdır”
Esin Aydın:
Türkiye’de devlet mezhepsel olarak tarafsız mı?
Bahaddin Arı:
Resmi söylem tarafsız olduğunu iddia eder; fakat fiili durum farklıdır. Devletin kurumsal din yapısı Sünni yorumu esas alıyor. Cemevlerinin statüsü, zorunlu din dersleri, kamu bütçesinden aktarılan kaynaklar… Bunlara baktığımızda eşitlikten söz etmek zor.
Laiklik yalnızca anayasada yazılı bir ilke değil; uygulamada da tarafsızlık gerektirir.
“Laiklik sınıf mücadelesinin de parçasıdır”
Esin Aydın:
Laikliği sınıf mücadelesiyle ilişkilendiriyorsunuz. Bu bağı biraz daha açar mısınız?
Bahaddin Arı:
Egemen sınıflar tarih boyunca ideolojik araçlara ihtiyaç duymuştur. Din bu araçlardan biridir. Toplumsal eşitsizliklerin “kader”, “takdir” ya da “imtihan” kavramlarıyla açıklanması mevcut düzenin sorgulanmasını zorlaştırır.
Bu nedenle laiklik yalnızca mezhepler arası eşitlik değil; emekçi sınıfların bilinçlenmesi açısından da önemlidir. Devlet dini referanslarla yönetildiğinde eleştirel düşünce alanı daralır.
Laiklik; düşünce özgürlüğünün, bilimsel eğitimin ve toplumsal eleştirinin zeminidir.
Ramazan Genelgesi ve Güncel Tartışma
“Bu genelge laikliğin kağıt üzerinde kaldığını gösteriyor”
Esin Aydın:
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli ve kamuoyunda “Ramazan Genelgesi” olarak bilinen düzenlemesi ciddi tepkilere yol açtı. Bu genelgeyi laiklik bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bahaddin Arı:
Bu genelge açık biçimde laikliğe aykırıdır ve derhal geri çekilmelidir. Çünkü kamusal eğitim alanını belirli bir dini referans çerçevesinde düzenlemeye dönük bir müdahaledir.
Okullarda Ramazan etkinlikleri, iftar organizasyonları, cami ziyaretleri ve benzeri uygulamaların teşvik edilmesi pedagojik değil, ideolojik bir tercihtir. Bu, kamusal eğitimin tarafsızlığına aykırıdır.
Devletin görevi tüm inançlara eşit mesafede durmaktır; bir mezhebin kültürel-dini pratiklerini kamusal eğitim alanında norm haline getirmek değildir.
“Bu yalnızca Alevilerin meselesi değildir”
Esin Aydın:
Bu uygulamanın özellikle Alevi çocuklar açısından nasıl bir etkisi olur?
Bahaddin Arı:
Alevi toplumu yüzyıllardır inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldı. Zorunlu din dersleri, tekçi müfredat ve şimdi bu tür genelgeler… Bütün bunlar çocuklarımızın kimlikleri üzerinde baskı oluşturuyor.
Bu bir eğitim politikası değil; tekçi bir anlayışın dayatılmasıdır. Ancak mesele yalnızca Alevilerin meselesi değildir. Bu, laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesin meselesidir.
Kamusal eğitim alanı dini propaganda alanı değildir. Hiçbir çocuk inancı ya da kimliği nedeniyle dışlanmamalı ya da asimile edilmemelidir.
“Laiklik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır”
Esin Aydın:
Son olarak laikliği tek cümleyle nasıl tanımlarsınız?
Bahaddin Arı:
Laiklik; devletin hiçbir inancı egemen ideoloji haline getirmediği, tüm yurttaşların eşit olduğu, bilimin, aklın ve özgür düşüncenin önünün açık olduğu bir toplumsal düzen ilkesidir.
Bu ilke yalnızca anayasal bir madde değil, demokratik bir toplumun yaşama koşuludur.
Ve unutulmamalıdır ki; laiklik bir lütuf değil, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bir haktır. Bu hakkın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Susmayacağız.


sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
