2024 yılı sonunda başlayan bir süreçle Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında açılan çeşitli soruşturmalar ve ardından 19 Mart 2025 de yapılan operasyonlar sonucu yüzlerce siyasi ve bürokrat tutuklandı.

2025 sonunda 3900 sayfalık iddianame hazırlandı.

40.Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada 143 ayrı suçlamanın yer aldığı dosyada 402 sanık ve 106 tutuklu bulunuyor.

Haftada 4 gün yapılması öngörülen davada, planlamaya göre yargılamanın hedef süresinin 4.600 gün (12,5 yıl) olması bekleniyor.

Bu dava sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk büyük sınavı olarak görünüyor.

Eğer dava sonucunda İmamoğlu’na siyasi yasak gelirse, muhalefetin en güçlü adayı yarış dışı kalacak.

Davanın gidişatına göre İBB ye bir kayyum atanma ihtimali, İstanbul’un devasa  bütçesinin kullanımının seçim öncesi kimin elinde olacağı sorusunu doğuruyor.

Bugün Silivri önünde toplanan kalabalıkların ve siyasi liderlerin açıklamaları, bu davanın Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en kritik kırılma noktalarından biri olacağını gösteriyor.

Sanıklardan büyük çoğunluğu iddianamede kendilerine yöneltilen suçlamalar kesin olsa ve ceza alsalar bile yatarı yok iken hala tutukluluklarının devam ediyor olması bu davayla ilgili en çarpıcı gerçeklerden biri.

En çok tepki alan konulardan biri de hasta tutuklular.

Yaşadığı sağlık sorunlarının tedavisinin cezaevi koşullarında gerçekleştirilmesinin tıbben mümkün olmadığı heyet raporlarıyla tespit edilmiş olmasına karşın ısrarla ve inatla cezaevinde uygunsuz koşullarda tutulmalarının apayrı bir cezalandırma yöntemi olduğu, tutukluluğun neredeyse bir işkenceye dönüştüğü iddia ediliyor.

Kuşkusuz bu siyasi davalarla mağdur edilenler ve hatta cezalandırılanlar yalnızca yargılanan insanlar değil.

Aynı zamanda İstanbul’un çocuklarına kreş yapmayı suç sayan bir anlayışın kamu yararına yapılan bir hizmeti ve bu hizmetten yararlanması gereken çocukları da cezalandırmasıdır.

Keza belediyelerden sosyal yardım alan işsizler, yoksullar, emekliler de cezalandırılmış oluyor.

Bu soruşturmalar ve operasyonlar sonucu oluşturulan korku iklimi nedeniyle belediye personelleri iş yapamaz hale geldiği için dolayısıyla yalnızca yargılanan belediye başkanlarının yönettiği kentler değil, tüm ülkede belediye hizmetlerinden yararlanamayan vatandaş da cezalandırılmış oluyor.

Keşke mahkeme seyrini ve duruşmada yaşananları tüm yurttaşlar izleme olanağı bulsalardı.

Oysa iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de talep etmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da uygun görmüş iken televizyonlardan duruşmaların canlı yayınlanması uygulamasından niye vazgeçildi?

Kamuoyu vicdanında derin izler bırakan bu ön cezalandırma sistemi halkın gözünden kaçırılmak mı isteniyor?

Bu davanın bir siyasi dava olduğu artık iktidar mensupları tarafından da kabul edildiği gibi iddianame öncesi kamuoyuna verilmek istenen suç örgütü algısı halkta karşılık görmedi.

Sözün özü şu an Silivri’de İmamoğlu ve arkadaşları yargılanmıyor.

Adil yargılama, hukuk dışı uygulamalar, asılsız suçlamalarla birlikte Türkiye’nin bağımsız olması gereken yargı sistemi yargılanıyor.

Hukuk devleti olduğumuza ilişkin yapılan açıklamaların kamuoyunda inandırıcı bulunmadığı, yargının siyasallaştığı iddialarının daha çok konuşulduğu, gergin bir ortamda başlayan bu duruşmalarda İmamoğlu’yla birlikte toplumsal hafıza ve hukukun vicdanı da yargılanacak.

Bölgemizin kan gölüne döndürülmeye çalışıldığı, sıcak çatışmaların artarak sürdüğü, daha çok barış ve anlayışa ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde Türkiye’nin geleceği yargılanıyor bir anlamda.

İçinde yaşadığımız zor ve katlanılması çok güç ekonomik koşullarda bir yandan terörsüz Türkiye adına girişimlerle bulunup, diğer yanda hala yargı sistemine müdahale izlemini veren uygulamalarla halkın adalete olan güvenini sarsan ortamda adil bir yargılama yapılacağı konusunda kaygılar giderek artıyor.

 Aslında hiç de zor değil!

Tüm bu olanlara rağmen Anayasa Mahkemesi kararlarını yok sayma inadından vazgeçebilir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin evrensel hukuk kurallarını yerine getirebilirsiniz.

Ama yok” bizim derdimiz barış ya da demokrasi değil, giderek cumhuriyet değerlerinden uzaklaşan bu tek adam iktidarının devamıdır” diyorsanız her fırsatta dilinizden düşürmediğiniz o iç barışın sağlanması nasıl mümkün olacak)

Tehlikeli bir bölge savaşının yanı başımızda bizi tehdit ettiği gerçeğini görmezden gelerek “iç cepheyi tahkimi” nasıl sağlayacaksınız.

Bu güzel ülkenin güzel insanlarına çektirilen bu eziyet yetsin artık.

Hukukun egemen olduğu bir ülkede, barış içinde bir arada yaşayabilme umuduyla

AYHAN ONGUN (Gazeteci-Yazar)9.03.2026/BODRUM


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.