Bazı kokular vardır; insanı yıllar öncesine götürür. Yeni açılmış bir kolonya şişesi, mutfaktan gelen şerbetli tatlı kokusu ya da sabah erken saatlerde ütülenmiş bayramlıkların hafif buğusu… Bayram sabahlarının böyle bir kokusu vardır. İnsan onu bir kez tanıdı mı aradan yıllar geçse de unutmaz.
Çocukluğumuzun bayramları biraz daha uzun, biraz daha kalabalık, biraz da daha gürültülüydü sanki. Evler dolup taşardı. Kapı zili, gün boyunca susmazdı. Büyüklerin elleri öpülür, çocukların cepleri şeker ve harçlıkla ağırlaşırdı.
Ama bayramın en güzel tarafı, o kalabalığın içindeki sıcaklıktı.
Bir araya gelmenin, hatırlanmanın ve hatırlamanın verdiği o sade mutluluk…
Hatırlıyorum da, bayramdan birkaç gün önce evlerde ayrı bir telaş başlardı. Mutfakta tepsiler hazırlanır, anneler “Aman dokunmayın, bayram için” diye tembih ederdi. O tatlılar ertesi güne kadar beklerdi ama biz çocuklar için o bekleyiş bile bayramın bir parçasıydı.
Bir de bayramlıkların heyecanı vardı. Günler öncesinden alınan yeni ayakkabılar ve kıyafetler evin en görünür köşesinde dururdu. Onlara bakmak serbestti ama giymek yasaktı. Çünkü o ayakkabılar bayram sabahı giyilecekti. Biz çocuklar fırsat buldukça ayakkabı kutusunu açar, yeni ayakkabılarımızı dener, sonra büyük bir ciddiyetle yerine koyardık.
Hatta bazı çocuklar o ayakkabıları gece başucuna koyardı. Sabah uyanır uyanmaz ilk gördüğü şey bayramlıkları olsun diye… O ayakkabılar sanki sadece giyilmek için değil, bayramı biraz daha erken hissettirmek için oradaydı.
Bayram sabahı erkenden kalkılırdı. Evde sessiz bir heyecan dolaşırdı. Büyükler hazırlanırken birazdan başlayacak ziyaretleri düşünürdük.
Bir köşede radyo açık olurdu çoğu zaman. Bayram sabahlarına özgü programlar, bayram türküleri ya da neşeli anonslar evin içine yayılırdı. O sesler sanki “Bugün bayram!” diye hatırlatırdı herkese.
Sonra ilk kapı çalardı. Kapı açıldığında içeriye sadece misafir değil, bayram da girerdi sanki. Kolonyanın serin kokusu, şekerliklerin tıkırtısı, “İyi bayramlar” diyen sesler… O anın içinde tarif edilmesi zor bir huzur olurdu.
Mahallenin çocukları da bayramın en hareketli misafirleriydi. Küçük gruplar halinde kapı kapı dolaşırlar, bayramlarını kutlar, şekerlerini alıp bir sonraki kapıya koşarlardı. Ellerindeki poşetler doldukça yüzlerindeki sevinç de büyürdü.
Bir de harçlık heyecanı vardı. Büyüklerin cebinden çıkan o küçük banknotlar çocuklar için adeta büyük bir servetti. O gün elde edilen harçlıkların planı çoktan yapılmış olurdu: misket, sakız, gazoz ya da mahalle bakkalından alınacak küçük mutluluklar…
Yıllar geçtikçe insan fark ediyor: Bayramlar aslında hatıralar biriktirdiğimiz günlermiş. Çünkü bir zamanlar o kalabalık sofralarda oturan bazı insanlar artık aramızda değildir. Bir zamanlar ellerini öptüğümüz büyüklerin sandalyesi bazen sessiz kalır.
İşte o an anlıyoruz… Bayram dediğimiz şey sadece bir takvim günü değildir.
Bayram; hatırlamaktır. Bir sofrayı, bir gülüşü, bir sesi…
Belki de bayramın en gerçek anlamı şudur: İnsan, sevdikleriyle geçirdiği günlerin kıymetini çoğu zaman yıllar sonra anlar.
Bu yüzden kapılar çalındığında açın. Telefonlar çaldığında cevap verin.
Bir büyüğün elini tutun, bir dostun hâlini sorun. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda hatırlayacağımız şey, yediğimiz tatlıların tadı değil… Birlikte olduğumuz o güzel bayram günleri olacak. Bayramınız kutlu olsun.
NOT: Günümüzde Bayramın Zorluğu
Bugün ise pek çok şey değişti. Ekonomik sıkıntılar, hayatın hızlanması ve unutulan gelenekler bayramları sessizleştirdi. O eski kalabalık sofralar azaldı, kapılar artık eskisi kadar çalınmıyor. Bir zamanlar çocukların neşesiyle yankılanan koridorlar, şimdi sessiz apartman boşluklarıyla dolu. Yeni ayakkabılar artık lüks bir beklenti olabilir, tatlı tepsileri çoğu evde sadece bir hatıra gibi duruyor.
Bayramın özü kayboldu mu? Belki kısmen evet… Ama hatırlamak hâlâ elimizde. Kapı çalmak, bir büyüğün elini öpmek, bir çocuğa şeker vermek… Bunlar küçük eylemler gibi görünür ama bayramı ayakta tutar. Biraz sabır, biraz sevgi, biraz da cesaret gerekir sadece: Gelenekleri yaşatmak için adım atmak…

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
