Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) dört yıllık lisans programlarının akademik takvimin yeniden düzenlenmesiyle üç yılda tamamlanabilmesini hedefleyen modeline ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yayımladı. 17 Mart 2026 tarihli açıklamada, özellikle mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında eğitim süresinin fiilen kısaltılmasının yükseköğretimin niteliği, mesleki yeterlilik ve kamu güvenliği açısından ciddi sakıncalar doğurabileceği belirtildi.

TMMOB Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, söz konusu modelin yalnızca bir takvim değişikliği olmadığı; üniversitelerin akademik özerkliğinden mesleki eğitim standartlarına kadar geniş bir alanı etkileyebilecek yapısal sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.

Üniversite özerkliği vurgusu

Açıklamada, Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversitelerin özerk kamu tüzel kişilikleri olduğuna dikkat çekilerek, eğitim programlarının hazırlanması ve akademik kararların alınmasının üniversite senatolarının yetkisinde olduğu hatırlatıldı.

Merkezi düzeyde hazırlanacak ve lisans programlarının fiilen üç yıla indirilebilmesine olanak sağlayacak bir akademik takvim modelinin, üniversitelerin bilimsel özerkliği üzerinde baskı oluşturabileceği belirtilen açıklamada şu değerlendirme yapıldı:

“Akademik takvim ve eğitim süresi gibi öğretimin niteliğini doğrudan etkileyen düzenlemeler, üniversite senatolarının bilimsel değerlendirmesine bırakılmalıdır. Üniversiteler yalnızca uygulayıcı kurumlar değil, bilimin üretildiği, araştırmanın yürütüldüğü ve eleştirel düşüncenin geliştiği özerk yapılardır.”

“Mühendislik ve mimarlık eğitimi sıkıştırılamaz”

TMMOB açıklamasında mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitimlerinin güçlü bir temel bilim altyapısına dayandığı, birbirine bağlı dersler, laboratuvar çalışmaları, atölye ve proje süreçleri ile saha uygulamalarını içeren uzun soluklu bir eğitim süreci olduğu vurgulandı.

Bu alanlardaki lisans programlarının;

  • temel matematik ve fen bilimleri altyapısı,
  • zincirleme ilerleyen teknik dersler,
  • laboratuvar, tasarım ve modelleme çalışmaları,
  • proje ve saha uygulamaları,
  • zorunlu staj süreçleri

üzerine kurulu olduğuna dikkat çekildi.

Bu nedenle söz konusu programların üç yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmasının eğitim bilimi açısından mümkün görünmediği ifade edildi. Açıklamada ayrıca bazı alanlarda lisans eğitiminin beş yıla çıkarılmasının tartışıldığı hatırlatıldı.

AKTS ve Bologna süreci ile uyumsuzluk uyarısı

TMMOB, Avrupa Yükseköğretim Alanı ve Bologna süreci kapsamında uygulanan Avrupa Kredi Transfer Sistemi’ne (AKTS) de dikkat çekti. Buna göre bir akademik yılın 60 krediye karşılık geldiği ve dört yıllık lisans programlarının toplam 240 AKTS’den oluştuğu hatırlatıldı.

Açıklamada, bu kredilerin üç yıllık bir modele eğitim bütünlüğü korunarak aktarılmasının teknik olarak mümkün görünmediği ifade edilerek, yoğunlaştırılmış 12–14 haftalık dönemlere sıkıştırılmış bir eğitimin öğrenme sürecini zayıflatabileceği vurgulandı.

“Kamu güvenliği açısından risk oluşturur”

TMMOB açıklamasında mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin yalnızca teknik uzmanlık alanları olmadığı, doğrudan kamusal yaşamı ve toplumsal güvenliği etkileyen meslekler olduğu hatırlatıldı.

Yapı güvenliği, altyapı sistemleri, enerji üretimi, sanayi, kent planlaması ve afet risklerinin azaltılması gibi alanlarda bu mesleklerin kritik rol oynadığına dikkat çekilerek şu uyarı yapıldı:

“Eğitim süresinin fiilen üç yıla indirilmesi yalnızca eğitsel bir düzenleme değildir. Kamusal güvenliği, toplum yararını ve mesleki sorumluluk mekanizmalarını zayıflatma riski taşıyan yapısal bir müdahaledir.”

Türkiye’nin deprem kuşağında yer aldığı hatırlatılan açıklamada, statik, betonarme, zemin mekaniği, altyapı planlaması ve kentsel tasarım gibi derslerin yoğunlaştırılarak yüzeyselleştirilmesinin kabul edilemez olduğu belirtildi.

Akademik üretim ve araştırma da etkilenebilir

TMMOB’ye göre önerilen modelin bir diğer sonucu ise üniversitelerdeki akademik üretim süreçlerinin zayıflaması olabilir.

Yoğunlaştırılmış eğitim modelinin;

  • öğretim üyelerinin yıl boyunca kesintisiz ders yükü altında kalmasına,
  • araştırma ve proje faaliyetlerinin azalmasına,
  • uluslararası akademik yayın üretiminin zayıflamasına,
  • öğrencilerin sosyal ve kültürel gelişim alanlarının daralmasına

neden olabileceği ifade edildi.

Açıklamada, üniversitenin yalnızca ders verilen bir kurum olmadığı, araştırma, tartışma ve kültürel üretimin de gerçekleştiği bir bilim ortamı olduğu vurgulandı.

Staj ve uygulamalı eğitim sorunu

TMMOB, mühendislik ve mimarlık eğitiminde staj ve uygulamalı eğitimin mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri olduğunu belirtti.

Ancak Türkiye’de öğrencilerin nitelikli staj yeri bulmakta ciddi sorunlar yaşadığına dikkat çekilerek, yaz dönemlerinin akademik takvime dahil edilmesinin bu sorunu daha da büyütebileceği ifade edildi.

Ayrıca öğrencilerin yaz dönemlerinde katıldığı atölye çalışmaları, yarışmalar ve mesleki etkinliklerin de eğitim sürecinin önemli parçaları olduğu vurgulandı.

“Sorun süre değil, planlama eksikliği”

TMMOB açıklamasında Türkiye’de yükseköğretime ilişkin temel sorunun eğitim süresi olmadığı, yükseköğretimin üretim ve istihdam politikalarıyla planlı biçimde ilişkilendirilememesi olduğu belirtildi.

Son 20 yılda üniversite ve bölüm sayısının hızla arttığı ancak bunun nitelikli istihdam olanaklarıyla desteklenmediği ifade edilerek, üniversite mezunları arasındaki işsizliğin giderek arttığına dikkat çekildi.

Bu nedenle eğitimin süresinin kısaltılmasının gençlerin daha erken mezun olmasını sağlamaktan başka bir sonuç doğurmayacağı, hatta mezun sayısını artırarak işsizlik sorununu büyütebileceği belirtildi.

TMMOB: “Üniversiteler hızlandırılmış diploma fabrikasına dönüşmemeli”

TMMOB Yönetim Kurulu açıklamasının sonuç bölümünde, lisans programlarının fiilen üç yıla indirilecek şekilde yoğunlaştırılmasının yükseköğretimin bütünlüğü açısından ciddi sakıncalar barındırdığı ifade edildi.

Açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“Yükseköğretim politikalarının odağında eğitim süresinin kısaltılması değil, eğitimin niteliğinin artırılması, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve akademik özgürlüğün güvence altına alınması yer almalıdır. Akademik eğitim, dar anlamda işgücü piyasasına uyarlanmış bir hızlandırılmış sertifikasyon sürecine indirgenemez.”

TMMOB, söz konusu düzenlemenin merkezi bir idari kararla uygulanması yerine üniversite senatolarında kapsamlı bilimsel değerlendirmeye açılması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin ihtiyacının “hızlandırılmış diplomalar değil, bilimsel üretim gücü yüksek ve özerk üniversiteler” olduğunu kaydetti.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.