Cumhuriyet Gazetesi 28.03.2026 – Her şey çocuklar içinmiş!
“Aile bakanına göre etkinlikler, BM’nin din düşünce özgürlüğü ilkelerine uygun
Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, çocuklara dini etkinlikler yaptırılmasının psikolojik ve pedagojik etkinlikler sorulması üzerine tüm çalışmaların “çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde yaptıklarını söyledi. Göktaş, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesinin din ve düşünce özgürlüğü ilkelerine uygun hareket ettiklerini savundu.
DEM Partili Beritan Güneş, Milli Eğitim Bakanlığı ile vakıflar arası protokoller sonucu çocuklara yaptırılan etkinlikleri Meclis gündemine taşıyarak bakan Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Bu kapsamda Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın bazı etkinliklerinden örnekler veren Güneş, 7-10 yaş arası çocuklar için “Hayat Namazla Güzeldir” isimli çalışmayı düzenleyen organizasyon, çok sayıda kentte çocuklara etkinlikler düzenlemiştir. Çocuklara “harem selamlık” şeklinde yürüyüşler yaptırıldığı, çocuklara “seremoni” niteliğinde, cemaat halinde namaz kıldırıldığı görüntüler sosyal medyada geniş yer bulmuştur. Mezkur kurumun 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nün hemen ertesin de Diyarbakır’da yüzlerce kız çocuğunu “Niyet ettim tesettüre” isimli bir programa dâhil ettikleri, çocukların tesettürlü şekilde yürüyüş yapmalarının sağlandığı bilgisi bana yansımıştır.

“Çok boyutlu istismar”
“Çocukların dini ve politik nitelikli toplu etkinliklerde, bir nevi “şov nesnesine” dönüştürülmesi çok boyutlu istismar anlamına gelmektedir” diyen Güneş, bu etkinliklerin psikolojik ve pedagojik etkilerini, bunları bakanlığın denetleyip denetlemediğini sordu.
Önergeye yanıt veren Göktaş, bakanlığının yaptığı tüm çalışmaların “çocukların sağlıklı gelişimini temin etmek ve tüm risklere karşı bilinçli nesiller yetiştirmek üzere” olduğunu belirterek “Bu çalışmalar çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde yürütülmektedir” dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin din ve düşünce özgürlüğü ilkesine işaret eden Göktaş, “Bakanlığımız sözleşmede güvence altına alınan çocuğun(7-10 yaş!) düşünce, vicdan ve din özgürlüğünün korunması temel ilkesi doğrultusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Çocukların(7-10 yaş!) kendi inançlarını seçme süreçlerinde ayırımcılığa uğramamasını, zorlayıcı uygulamalara maruz kalmamasını ve her çocuğun gelişen kapasitesi doğrultusunda görüşünün alınması ilkesi çerçevesinde sözleşmenin tutumunun tüm kesimleri tarafından öğrenilmesini teşvik etmek ve çocukların karar alma süreçlerine katılmalarını sağlamak için çalışmalar yürütülmektedir” ifadelerini kullandı.”
Yanıt: çocuklara 15 yaşına kadar din dersi, dini etkinlik verilmemelidir. 15 yaşına kadar doğal hayatın öğretimi olmalıdır, güzel(ahlaklı) insan olmanın dersleri verilmelidir.
DEM Parti temsilcisi Beritan Güneş çok haklıdır!
Kapitalizmde vicdan özgürlüğü:
Sistemin temel amacı olan “kâr maksimizasyonu” ile insani/ahlaki değerler” arasında çalışma ekseninde tartışılan karmaşık bir konudur. Kapitalist yapıda vicdanı genellikle piyasa mekanizmalarının dışında bireysel tercihlere veya sosyal sorumluluk projelerine sıkışmış bir olgu olarak değerlendirilmektedir.
. İnsan hakları temeli: Modern hukuk sistemlerinde, kapitalist demokrasiler de dâhil olmak üzere, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü temel insan hakları arasında yer alır.
.Eleştirel perspektif: (Kritik teori ve Marksizm): Kapitalizmin eleştirmenleri “çalış ve açlıktan öl” zorunluluğunun bireyi ahlaki veya vicdani kararlar almaktan alıkoyduğunu belirtir. Bu görüşe göre işsizler ordusu ve rekabet baskısı, işçilerin vicdanlarına aykırı işlerde çalışmalarına neden olabilir.
. Piyasa ahlakı: Bazı eleştiriler kapitalist sistemde kâr amacının vicdani değerlerin önüne geçtiğini, ahlakın istisna, ahlaksızlığın (kâr odaklılık) kural haline geldiğini savunur.
Vicdanın ticarileşmesi: Sosyal medya ve tüketim kültürü bağlamında, vicdani duyguların ve içsel boşluğun da tüketim nesnelerine dönüştüğü ifade edilmektedir.
Özetle, kapitalizmin yasal düzeyde vicdan özgürlüğünü tanısa da, ekonomik yapıların birey üzerindeki baskısı, bu özgürlüğün pratikte nasıl deneyimleneceğini belirleyen temel faktör olarak tartışılmaktadır.
Başka açıdan:
. Vicdanın metalaşması ve kısıtlanması: İnsan ilişkilerinin ve sevginin yerini maddi çıkarların alması.
.Vicdanlı kapitalizm arayışı: Kâr amacı güderken aynı zamanda aynı zamanda çevreye ve topluma fayda sağlamayı amaçlayan kavram.
. İşlevsel/politik vicdan: Sermeyenin çıkarları iyi gidiyorsa sorun yok ama yeterli değilse sermaye-emek çatışmaları, yetmediğinde toplumsal-devletsel çatışmalar devreye girmektedir. Binlerce yıldır bu çatışmalar sürmektedir.
. Çevresel sosyal-doğal maliyetler: Kapitalist üretim sisteminin, aşırı hırs ve kar talebi nedeniyle doğal kaynakları ve çevreyi yok ettiği, bu durumun büyük bir vicdani muhasebe gerektirdiği vurgulanmaktadır.
Sosyalizmde vicdan:
Sosyalizmde vicdan, bireysel ahlaki bir histen ziyade, toplumsal eşitlik, adalet ve dayanışma temelinde şekillenen bir sosyal sorumluluk ve bilinç olarak tanımlanır. Kapitalist sistemde “metalaşan” veya ötelenen vicdan, sosyalist perspektifte emekle anlamlandırılır ve toplumsal çıkarların gözetilmesiyle bütünleşir.
Sosyalizm bağlamında vicdanın temel özellikleri şunlardır:
. Toplumsal dayanışma ve adalet: Sosyalist vicdan, bireyin kendi çıkarlarından önce toplumun, özellikle emekçi sınıfların çıkarlarının gözetmesini gerekir. Sınıfsız ve eşit toplum ideali, vicdani sorumluluğun temel motivasyonudur.
. Emek odaklılık: İnsanın insanı sömürmediği bir düzeyde vicdan, üretilen değerin adil paylaşımı ve emeğe saygı üzerine kuruludur.
Ahlaki sorumluluk: Sosyalizmde vicdan, sadece bireysel bir iç ses değil, adaletsizliklere karşı çıkmayı ve toplumsal sorunları (yoksulluk, eşitsizlik vb) çözüm üretmeyi gerektiren bir sorumluluk duygusudur.
. İnsani değerler: İnsanlık onuru, eşitlik ve özgürlük gibi evrensel değerlerin korunması, sosyalist vicdanın ayrılmaz bir parçası olarak görülür.
Ütopyacı ve bilimsel sosyalizmde vicdan: Ütopyacı sosyalist düşünürler, ahlaka ve vicdana toplumsal dönüşümde başrolü verirken, bilimsel sosyalizm(Marksizm) vicdandan ziyade sınıfsal çıkarlara ve nesnel koşullara odaklanır. Ancak, her iki yaklaşımda da temel amaç insanın insan tarafından sömürülmediği, özgür bir toplumsal yapının inşasıdır.
Gerçekte sorunun kaynağı ekonomidir. Ne demişti ilkel komünal sistemin temsilcisi: “Bizler komün halinde yaşarken çok mutluyduk. Tüm ihtiyaçlarımızı birlikte çalışarak sağlıyorduk. Bir gün başka bir topluluk silahlarıyla geldiler ve bize saldırdılar. Tüm gençlerimizi öldürdüler veya esir alıp gittiler. Kadınlarımızı da alıkoydular.” İşte o günden beri bu kötü, vicdansız ve ahlaksız yaşam tarzı hayat sürüyor. Şimdi sormak lazım: ABD ve İsrail hangi hakla İran’a savaş açtılar? Hâlâ bu vahşet sürüyorsa tüm insanlık buna son vermek için kesin bir çözüm yolu bulmalıdır. Bu yol sınıflı toplum sistemini yok etmek ve sınıfsız toplum sistemine geçmektir. Dinler ise, ilk var olmalarından itibaren sınıflı toplum felsefesine entegre edilmişlerdir, din adamları da birer seyircidirler.
Diğer yol ise yaşam felsefesidir. Bu felsefe; insanlık, bu okul olan dünyada evrenbilim için vardır ve ne kadar ulaşırsa o kadar insan olur, hayvanlıktan kurtulur.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
