Cumhuriyet Gazetesi 31 Mart 2026

Bunu hep yapıyorlar

Memur-Sen genel başkanının “ Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” sözlerine tepkiler sürüyor.”

“Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, konfederasyonun 9. Türkiye buluşmasında “Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yapıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen eski Türkiye yok artık. Yüklerden kurtulan yeni bir Türkiye var” dedi.

Memur-Sen, “Provokatörler, istismarcılar bilsin ki, Memur-Sen; son kalemizin, devletimizin, Türkiye Cumhuriyeti’nin teminatıdır” başlıklı açıklama ile Ali Yalçın’a sahip çıktı, ifadelerinin çarpıtıldığını iddia etti.

“Nuri Kıllıgil, Şakir Zümre, Nuri Demirağ ve/ile Devrim otomobilinin önünün kesilmesi, darbeler, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamları, 28 Şubat süreci gibi dönemlerin “narkoz” olduğu belirtildi. Atalet bitiyor, millet narkozdan uyanıyor ve yiğit düştüğü yerden kalkıyor” dedi.

Memur-Sen, yıllardır resmi bayramlarda yayımladığı mesajlarda genellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün adına yer vermiyor. Memur-Sen’in bu tutumu kamuoyunun da tepkisini çekiyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, Ali Yalçın’ın kamu görevinden alınması gerektiğini bildirdi.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı Önder Kahveci, milletin 100 yıl önce esaret zincirini kırarak ayağa kalktığına işaret ederek tepki gösterdi.”   

Gerçekte halkın uyutulma dönemi 1946’da başlamış ve hâlâ sürmektedir ve en derin uyuma dönemi AKP dönemidir ve CHP bu seksen yılda uyutulmaya Bülent Ecevit dönemi hariç destek vermiştir(Onun için Ecevit 1990’da CHP’ye dönmemiştir. Ve MHP başkanı Devlet Bahçeli, Bülent Ecevit öldüğünde şöyle demişti: “Ecevit’ten çok şey öğrendim.” Bugünün başkanı Özgür Özel ise 1938’e dönmeyi hedefe koymuştur.

Evet, 100 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Halkı’nın yılları büyük aydınlanma ve travmalarla geçmiştir. Başına hiç ummadığımız güzel günler geldiği gibi çoğunlukla narkoz dönemini yaşamıştır Türkiye halkı. 1923’ten 1946’ya kadar sosyal, kültürel, bilimsel ve ekonomik devrimler yaşamıştır Türkiye halkı. Bu dönemin 15 yılı Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde hiç beklenilmeyen hızda bir kalkınma ve mutluluk yaşamıştır halkımız. Fakat 1938-1946’ya kadarki dönemde İkinci Dünya Savaşı yaşandığı için savunma ve duraksama ile geçmiştir.

Sorunlarımız ise 1946’dan sonra başlamıştır. 1946 yılında Sovyetler Birliği Başkanı Josef Stalin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tehdit etmiştir. Demiştir ki: “Biz size kurtuluş savaşınızda silah ve para verdik sonra Kars ve Ardahan’ı bıraktık gittik. Ama siz bize İkinci Dünya Savaşı’nda hiç yardımcı olmadınız. Şimdi Kars ve Ardahan’ı  geri istiyoruz…” İşte bunun üzerine Türkiye yetkilileri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ancak 1934 yılında tanıyan ABD’ye gidiyor, tehditi anlatıyorlar ve yardım istiyorlar. Bunun üzerine ABD, bundan sonra bizim korumamız ve savunmamız altındasınız diyerek, anlaşmayı kabul ediyorlar. Ama Atatürk’ün Türkiye’sinin bu anlaşma sonrası başına gelmeyen kalmıyor. Bunlar özetle şunlardır:

  1. 1948 yılında eğitim sistemimiz ABD’nin Fullbright Komisyonu’nun yönetimi ve denetimine geçiyor ve bakanlık hâlâ Türkiye Fullbright Eğitim Komisyonu ve Meclisi çatısı altında görev yapıyor.
  2. 1948 yılında ABD, George Marshall yardımlarını ortaya koyuyor ve Türkiye de yardım alıyor. Ama ağır sanayi için yardım verilmiyor hafif sanayi için yardım veriyorlar. Çünkü “ağır sanayi ürünlerini biz size satacağız” diyorlar.
  3. 1953 yılında hazinemizin- Merkez Bankamızın 1948’de ABD önerisiyle Avrupa Gümrük Birliği’ne üye olurken 153 milyon dolar varlığı varken 1953’te hiç varlığı kalmıyor. Bunun üzerine ABD’den yardım istenmesine rağmen alamadan geri dönüyorlar ve Sovyetler Birliği’ne gidip destek istiyorlar ve İskenderun Demir-Çelik, Turhal Şeker ve Konya Seydişehir Alüminyum Tesislerinin yatırımını yapabiliyoruz
  4. 1953 yılından 1960 yılına kadar ise ülkede büyük bir anarşi ortamı ortaya çıkıyor. Bu arada şunu da ilave edelim: Bütün Bakanlıklarda bir ABD odası veriliyor.
  5. 1958 yılında Başbakan Adnan Menderes ABD’ye gidiyor, destek istiyor ama dönüşte uçak kazası geçirmesine rağmen hiç yardım alamıyor. Bildiğimiz gibi 27 Mayıs 1960’da ordu yönetime el koyuyor. Ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan hakkında mahkemeler idam kararı veriyorlar. Ve Demokrat Partili bir heyet İsmet İnönü’nün bu idamı önleyebilir düşüncesiyle yanına gidiyorlar ama O, “bu konu beni aşar” diyerek heyeti geri gönderiyor.
  6. Ocak 1971’de Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ABD’ye gidiyor; giderken iyi bir solcu ama dönüşte iyi bir sağcı oluyor. 12 Mart 1971’in Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç şöyle diyor: “Türkiye’de bugünlere kadar sosyal ve kültürel gelişme önden gidiyordu, ekonomik gelişme arkadan geliyordu; bundan sonra ekonomi önde gidecek, sosyal ve kültürel gelişme arkadan gelecek.”  
  7. 1972’de ise Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin inan idam ediliyorlar. Ve Süleyman Demirel şöyle diyor: “3 bizden, 3 sizden!!!”
  8. 20 Temmuz 1974’te ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kıbrıs’a çıkartma yapıyor. Ve bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar, Başbakan Bülent Ecevit’in yanına geliyor şöyle diyor: “Sayın Başbakanım, bizim bir Özel Harp Dairemiz var ve bunun aylık bir milyon dolar olan giderini ABD gönderiyordu ama biz Kıbrıs’a çıkartma yapınca göndermediler. Ecevit ise şöyle demiş: sen ne diyorsun, Semih?!!!” (Ecevit’i TRT’den dinledim)
  9. 1978 yılında ise ABD, Ecevit’ten yüksek gökyüzünde görünmeyen U-2 uçaklarının Sovyetler Birliği’nin izlemesi için istemde bulunmuş ama Ecevit şöyle demiş: Sovyetler bizin komşumuzdur, biz buna izin veremeyiz. İşte bundan sonra Türkiye’de anarşi ve terör çıktı ve 5 bin Türkiye evladı öldü. (Ecevit’i TRT’den dinledim?
  10. 12 Eylül 1980’de ise Genel Kurmay Başkanı Kenan evren ve ekibi devletimizin yönetimine el koydular… Neden daha önce el koymadınız diye soranlara; “biz olayların olgunlaşmasını bekledik,” dedi. 11 Eylül 1980 günü Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ABD’den dönmüş. TBMM kapandı, anayasa değişiklikleri yapıldı.
  11. 1980’de yapılan-yaptırılan darbenin temel amacı emperyalistlerin sermaye birikimleri zirveye ulaştığı için özelleştirme safhasına geçildi ve çok kısa bir zaman içinde İngiltere devletinin kamu sermayesi 2 trilyon sterlinden sıfıra, Fransa’nın kamu sermayesi 2 trilyon Frank iken 500 milyar Frank’a adar düşmüştü. Bizde ise kamu sermayesinin yüzde 80’i AKP dönemine özelleştirildi.
  12. 1990 yılında kurulan Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu başkan ve üyesi Profesörler Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok bir yıl içinde(1990), Profesör Ahmet Taner Kışlalı 1999 yılında katledildiler.
  13. 2002 yılında ABD(George W Bush) Irak çıkartması için Türkiye’den destek istedi ve şöyle dedi: biz Irak’a çıkartma yapmak istiyoruz, donanmamız İskenderun’a gelecek ve askerlerimiz Güneydoğu’nuzdan Irak’a geçecek. Savaş gemilerimiz kuzeyden ve güney bölgelerinizde, uçaklarımız ise havaalanlarında hazır bekleyecek, dediler. Ecevit karşı çıktı, hasta oldu ve yoğun bakımlarda yattı.
  14. TBMM 1Mart 2003’te Irak çıkartmasına yardıma hayır dedi. Suriye çıkartmasına ise tam destek verdi; İngiltere, Fransa, Almanya, İngiltere ile birlikte. Sonuçlar ortada…
  15. Son 23 yılda ise gelir ve servet dağılımında büyük bir eşitsizlik yaratıldı, eğitim bilimsel gelişmeden dinsel-gerici bir sisteme doğru evirildi, fabrikalar birer birer kapanmaya veya yabancılaşmaya başladı, 600 binden fazla üniversite mezunu vatandaşımız yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Ve şöyle söylendi: “Osmanlı’ya geri döneceğiz.” Yani küçük bir azınlık zengin olacak; büyük bir toplum sefalet içinde yaşayacak, cahil kalacak. Evet, amaca hızla ulaşılıyor ve Memur Sen yönetimi bu çöküntüyü başarı olarak ilan ediyor…
  16. Tüm bu konuları değerlendirirken aklıma geldi: Eğer Özgür Özel, İsmet İnönü’nün, Deniz Baykal’ın ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yolundan gitseydi, CHP’nin hiçbir belediye başkanı tutuklanmayacaktı…!   

Ama az kaldı, AKP gidecek yeniden 1938 yılındaki Mustafa Kemal Atatürk felsefesine geri döneceğiz. Bizler ve gençler hazırız, Özgür Özel’li CHP de hazır.

Özgürlük ve bağımsızlık karakterimdir(hayatımdır). Yurtta barış dünyada barış. Hayatta en hakiki mürşit (ve yol gösteren) ilimdir. Mustafa Kemal Atatürk.            

                 


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.