Yılmaz: “Savaşa Hayır, Sussun bu silahlar,bitsin ölümler”

orhan yılmazSevim Arı’nın “Pazartesi Sohbetleri”ne bu hafta KESK’e Bağlı  Eğitim-Sen Zonguldak Şube Başkanı Orhan Yılmaz konuk oldu.Arı bu haftaki sohbetinde Yılmaz ile birlikte ülke  gündemine ilişkin politik değerlendirmelerden, Eğitimin yaşamımıza yansımasına, Milli eğitimde yaşanan atamalara kadar bir çok konuyu konuştu.Ayrıca son ayların  ülkemiz açısından en önemli sorunu haline gelen Güneydoğu’da ki sokağa çıkma yasakları, abluka sonrasında yaşamlarını yitirenlerin, Ankara Gar’ında yaşanan katliamları protesto eden ve kentimizde bir anlamda, “Barış’ın, “Savaşların ve yıkımların son bulması”, “Yaşanan katliamlara karşı” vicdan görevi yapan Demokrasi Platformu’nun açıklama ve protestolarını bir yerlerle ilişkilendirmeye yönelik basında çıkan değerlendirmelerin konuşulduğu, düşündüren, sorgulayan  bir “Pazartesi Sohbeti”yle beraberiz

 

  Sevim Arı: Her ne kadar eğitim alanı destekte eğitim ülkenin geleceğiyle ilgili, ekonomisinde-siyasetinde, sosyal yaşamından ayrı tutmuyoruz. O nedenle isterseniz 7 Haziran – 1 Kasım Seçimleri ile genel değerlendirmelerinizi alalım. Ne oldu da tekrar seçim yapıldı?

 

Orhan Yılmaz: Doğru diyorsunuz, biz eğitimciler olarak yaşamın önemli bir parçasını oluşturuyoruz. O nedenle tabiî ki siyaseti de değerlendirmeden başlamak daha doğru olur.Hamasi nutuklara başladıkları her seferinde 13 Yıldır tek başına hükümet olma başarısından söz edenler için 7 Haziran seçimleri bir karabasana dönüşmüştü. Özellikle doğu ve güneydoğudaki Kürt yurttaşların oylarının başka bir partiye kayması  ve o partinin tek başına iktidar olmalarının önündeki engelleri kaldırmak için  yeni bir senaryo uygulamaya koyuldu.Bu senaryo barış süreci ile kaybedilen oyların geri kazanılması için  Oslo’dan Habur’a ,ateşkes sürecinden Dolmabahçe Sarayında birlikte okunan deklerasyona kadar her türlü birlikteliği yok saydı ve geri dönülmesi zor bir kardeş kavgasının içine girildi.

Sevim Arı: Bir anlamda da “Barış”, “Çözüm” süreci denen dönemi kastediyorsunuz?

Orhan Yılmaz: Şüphesiz aradan biraz zaman geçtiğinde bugünlere dair birçok şey daha net görülecektir.Ancak at izinin it izine karıştığı bugünlerde sarfettiğiniz sözcüklere göre fal açıp niyet okuyanlara da  iki kelime etmeden geçemeyeceğim.

Bu ülkenin yurttaşları olarak yaşanılanlara karşı kullandığınız sözcükler eğer birilerinin hesabına uygun düşmüyorsa “PKK”lı ya da  “paralelci”  olarak suçlanmanız işten bile değildir.Akan kan kimin kanı olursa olsun “dursun” dediğinizde bu kandan beslenen vampirler “hayır o kan aksın,bu gurup kanlar dursun” diyerek oynanan büyük oyunun,devam eden kardeş kavgasının  figüranlığına soyunuyorlar.Öyle garip bir ülke olduk ki artık, internet üzerinden Baro Başkanlarının öldürülüşünü izleyebiliyor .Ancak ne hikmetse katilleri bir türlü tespit edemiyoruz.Birileri  Suruç’ta,Ankara Gar’ı önünde barış isteyenleri bombalarla parçalıyor ancak katliamın sorumluluğu yalnızca canlı bombaya yüklenerek cinayetlerin  failleri meçhul olmaktan çıkarılıyor. Yaşanılan coğrafyanın özelliği olan ve   namlunun önünde görülen herkesin hedef sayıldığı   Diyarbakır’da evinin 8. katında otururken kafasından vurulan Eğitim Sen üyesi öğretmenin verdiği yaşam mücadelesini görmezden gelenler,elbette geçtiğimiz günlerde Diyarbakır ‘da 2 Hakkari’de 1 kişinin enselerinden vurularak yol ortasına atılışını ” en iyi kürt ölü kürttür” diye tebessümle karşılayabilirler.Elbette Tahir Elçi vurulduğunda El-Cezire muhabirine “barikatın arkasından ateş edildi,Elçi ,vurulup düşerken belindeki silahına sarıldı ancak silahı düşürdü ,ateş edemedi” diye demeç vereni ,Tahir Elçi’nin vurulma  açısı ,düştüğü konum bir yana; ateşleyemedi denilen silahın polise fırlatılan silah olduğu görüntülerden anlaşıldığında; aslında katiller  belli imiş  diye de  düşünemeyebilirsiniz.Ancak ilgililerin bunları düşünmediğinde  katili ya da katilleri ortaya çıkarmak diye samimi bir  niyeti olmadığı anlaşılır ki,aynı ilgililer büyük reisin istediği biçimde “destan ” yazmaya devam ederler.

Sevim Arı: Peki, tüm bunlar yaşanırken, sizler, ülkenin Batı’ sı ne durumda?

Orhan Yılmaz: Bizler ise Diyarbakır nere Zonguldak Madenci Anıtı nere demeden “Savaşa Hayır, Sussun bu silahlar,bitsin ölümler ” dediğimizde PKK sempatizanı olarak gazete köşelerinde birilerine hedef gösteriliriz.İlgili kurumların her türlü haber alma ve izleme olanağına rağmen 102 kişinin katledildiği Ankara katliamında canlı bombalar engellenemese bile  arkalarındakini ortaya çıkarmak devlet kurumlarının sorumluluğunda iken yıllar sonra  siyasal konjonktüre göre “Hrant Dink’in öldürüldüğü sırada o alanda 4’ü jandarma 2 ‘si emniyetten  6 istihbaratçı vardı” demek  adaleti sağlamaz.Geçmiş katliamları , cinayetleri ortaya çıkarmak  bugünkü katliamları,cinayetleri engellemek ya da sorumlularını hemen ortaya çıkarmakla olanaklıdır. Yoksa o PKK’lı, bu HDPli,yok şunlar Atatürkçü mü gibi sallama çay usulü gazetecilik ancak sahibinin sesine benzer.

Sevim Arı: Biraz yerel konulara geliyoruz anlaşılan. Demokrasi Platformu’nun Madenci Anıtı’nda yaptığı basın açıklaması ve sonrasında bazı basın organlarında, sosyal medyada buna yönelik eleştiri-karalama vb. yada destek mesajları oldu. Evet nasıl değerlendiriyorsunuz sizlere yapılan bu eleştirileri?

Orhan Yılmaz:Evet, 29 Aralık 2015 tarihinde Madenci Anıtında okunan bildirinin  Demokratik Toplum Kongresi (DTK) bildirgesinin  özeti  olduğunu söyleyebilecek kadar budalalık içinde   olanlardan alıntı yapmak gazetecilik değildir.Öyle ki bu  kentte, Demokratik Toplum Kongresinin sonuç bildirgesini merak ederek araştıranların olduğunu öğrenmek beni şaşırtırken,  kimlerin nereleri kimin ve ne için izlediğinin de öğrenilmesi açısından sevindiren bir taraf  olmuştur. Ancak körün şahidi şaşı misali referans alınan şahsın arkasından, hele birde dayak yemeye hazır çocuklar gibi “hadi gel, gelsene ” kışkırtmaları bir gazetecinin değil olsa olsa yoğun gazlı meşrubat alan bir gazelcinin işidir. Gazetecilik, nedeni ne olursa olsun kendi meslektaşının bir işadamı tarafından tartaklandığında demokrasi platformunun yapacağı açıklamaya katılmakla başlar ya da katılmadığında biter.

Sevim Arı: Sizce basının bu tür haberlerinden nasıl bir anlam çıkarmak lazım?

Orhan Yılmaz:Bunun kamu yararıyla, bilgi edinmesiyle hiç ilgisi yok. Bizler her ne kadar aptalca da olsa, herkesin düşüncesini özgürce söyleyebileceği bir hukuk düzeninin olması gerektiğini savunanlar olarak, hukuksal haklarımız saklı kalmak üzere demokrasi platformunun yaptığı açıklamayı başka taraflara çekmeye çalışan ve yaşamı her yere  adaylık olmaktan öteye geçememiş kişilerin ve okuyanı pek az gazetecinin yorumlarını talihsizlik olarak görüyor, eğer bir iş yapılacaksa çamur atmadan hedef göstermeden yapılsın  istiyoruz.Ve bu konudaki son söz olarak malum yazar ve gazeteciler için şunu söyleyebilirim “sizi kimler okur bilmiyoruz ama az da olsa bizleri sevenlerin olduğu bu kentte  umarım sevenlerimiz sizleri okumazlar” diyorum.

Kimin ne olduğunu çok daha iyi anladığımız böylesine bir sürecin içinden geçerken 1 Kasım 2015 seçimlerinin AKP’nin zaferi ile sonuçlandığını gördük. Güneydoğu Anadolu’da elbette hala devam eden kitlesel göçler ve her taraftan cendere içinde kalmış halkın çaresizliği, muhalefetin beceriksizliği ve çekim merkezi olamaması gibi nedenlerle AKP’yi hem tek başına hükümet olmaya ve hem de anayasayı referandumla da olsa değiştirebilecek bir güce kavuşturmuştur. Bu nedenle gelecek günler Yeni Anayasa ve özellikle Başkanlık sisteminin nasıl olacağına yönelik tartışmalarla geçecektir.

Sevim Arı: İsterseniz birazda ülkemizde ve ilimizde eğitime yönelik düşüncelerinizi öğrenelim, görüşlerinizi kamuoyuyla paylaşalım.

Orhan Yılmaz:Cumhuriyetin kazanımlarının yok pahasına peşkeş çekildiği, özelleştirecek karlı bir kurum kalmayınca doğanın katledilmesine neden olan HES’ler ve bacalarından kanser salgılayan termik santraller ile gemi azıya alan kapitalizm, soframızdaki ekmeği, eğitim hakkımızı, sağlığımızı dahası yaşam hakkımızı elimizden almak için hergün saldırılarını sürdürmekte ve maalesef tek yanlı bilgi bombardımanı ile tevekkül içinde “aman ses çıkarmayalım, yoksa başımıza bir şey gelir” sinmişliği içindeki insanları dilediğince yönlendirebilmektedir.1990’lı yılların sonunda Genel Sağlık Sigortası için yaptığımız temsili referandumda “hele bir yasa çıksın görelim” diyerek GSS’ye evet diyen yurttaşı şimdi görmek isterim. “Sizi,evinizde her ay düzenli olarak muayene edecek aile hekimiz olsun istemez misiniz ” diye iktidarın yanına çekilen insanlar, bugün  eczanede ödeme yaparken katılım,ilaç farkı gibi kalemlerle sınırlı bütçelerinden ödediklerini mutlaka hesaplıyorlardır ama içlerine batıp açılan  şemsiye ne yazık  ki artık  geri çıkmıyor.İşkolumuzda 4 çarpı 3 ile “okula gitmeyen insan kalmayacak” diye reklamı yapılan sistem, okul dönüşümleri ile insanları evlerinin yanındaki okullardan başka okullara nakil gitmek zorunda bırakmış  , servis ücreti ile yurttaşların kısıtlı bütçelerine bir gedik daha açılmasına neden olmuştur.

Sevim Arı: Bu tür politikaların açtığı en derin yara nerelerde karşımıza çıkıyor?

Orhan Yılmaz:Öğretmenlerin kadroları ile birlikte dönüşen okullara aktarılması kimi yerde aile birliğinin bozulmasına kimi yerde norm fazlası duruma düşmelerine ve tıpkı veliler gibi öğretmenlerimizin de ulaşıma ek harcama yapmalarına neden olmuştur. Yeni sistemdeki özellikle seçmeli dersler ile öğrencilerin ve velilerin belirli derslere yönelmeleri sağlanarak 1 milyonu aştığı söylenen İmam Hatip’li öğrenci sayısını gerçekte ortaokullardaki seçmeli dersler saçmalığı ile kat ve kat arttırmıştır.

Sevim Arı: Son günlerde gerek Alevilere yönelik, gerekse Diyanetin açıklamalarına değinelim. Özellikle Diyanetin, “kızını öpen bir babanın onu cinsel olarak arzulayabileceği” yönündeki fetvası toplumun tüm kesimlerinden sert tepkilere neden oldu. Ne söylemek istersiniz?

Orhan Yılmaz:Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu din dersleri ile ilgili kararı uygulanmadığı gibi  “kızını öpen bir babanın onu cinsel olarak arzulayabileceğini” kabul eden sapık ve ahlaktan yoksun bir anlayışın ahkâm kesmesiyle Aleviler, onların kendilerini nasıl gördükleri ile değil Müslüman olmayışları ile değerlendirilmekte, adeta ortaçağ kiliseleri gibi aforoz edilmektedirler. Belki de böylece iktidar sahiplerinin saltanatlarının devamı için ülkemizin bir bölümünde ve sınırlarımızın hemen dışındaki savaşın genele yayılmasıyla yaşanacak bir iç savaşta aleviler, Müslüman olmayışları(!) nedeniyle yapılacak cadı avının ilk kurbanları olarak hedeflenmektedirler. Bunun yanı sıra insanların artık birlikte eğlenebilme adına bir neden olarak kabullendikleri yılbaşı için, ilçe Milli Eğitim Müdürü verdiği fetvasında, Hıristiyanların kutladığı ve bu yüzden milli olmadığından dolayı yılbaşı kutlamalarının yapılmamasını istemekte bunun için yurttaşlarımız içinde gayri Müslimlerin olabileceğini düşünmeden Türk Milli Eğitimin amaçlarını referans vermektedir.

Yılbaşı kutlamalarının hangi Türk geleneklerine dayandığını Hamit Kalyoncu hocamın açıklamalarını okuyarak öğrenebileceğini önereceğim ama öğrenmek için hazır bulunuşluk düzeyi tartışmalı olan kişilerin öğrenmesinin de zor olacağını düşünüyorum.Bu arada o müdürün görevden alınmasını öneren köşe yazarına da   hiç katılmadığımı belirtmek istiyorum .Öyle ki içinde bulunduğumuz durumun sorumluluğunu kulaktan dolma bilgilerle öğretmenlere yükleyen ancak asıl sorumluluğun  sistemin örgütlü bir şekilde itibarsızlaştırmaya çalıştığı öğretmenlerde değil;  yetersiz yöneticiler ile  onları buralarda görevlendiren siyasal iktidarda olduğu görülsün  istiyorum.Elbette bu ilçe milli eğitim müdürüne destek veren yandaş sendika üyelerinin ilk fırsatta ya takdir,ya aylıkla ödül ya da beklentisi içinde oldukları bir makam ile taltif edilecekleri  gerçeğini de görmeden geçmeyelim.

Sevim Arı: Siz İlimizdeki bazı yöneticilerin atamalarının özellikle mi yapıldığını düşünüyorsunuz?

Orhan Yılmaz:Takdir edersiniz ki bir işe uygun insan tipi, yapılacak iş ve o insanın yapabilecekleri ile  ilgilidir.Siz söz konusu işle en ufak bir deneyimi olmayan birini salt size yakın diye o koltuğa oturtursanız, kalktığında ortaya yayılacak kokuya da katlanmanız gerekir.Ancak kokunun ve kaynağının giderilmesi  ne yazık ki çözümlenmediği gibi  çocuk pornosundan tutuklanan İlahiyat profesörlerinden tutun 9 yaşından büyük kızını yanağından öptüğünde cinsel istek duyabilen bir babanın(!) duygularını meşru sayan sapık-ahlaksız yöneticilerin cenderesi ile toplum iyice daraltılmaktadır..Ve maalesef dini istismar konusunda oldukça uzmanlaşmış birileri , insan yaşamını bel altına  göre yorumlayabilmekte ve bunun adını da yoksullara “dinimizin emri  bu” diye yutturabilmektedir.

Diğer yandan  pedagojik normlardan uzak eğitim verildiği bilinen sıbyan okulları yerine  en az 2 yıl, devlet okullarında ücretsiz ve zorunlu olması acil gereklilik arz eden okul öncesi eğitim kurumları yaygınlaştırılmalı ve küçücük çocukların sevgiyle beslenecekleri çağda korku ile yetiştirilen ve gelecekte gözünü kırpmadan boğaz kesen katile dönüşmelerinin önüne geçilmelidir.

Sevim Arı: Yine AKP İktidarının son günlerde açıkladığı ve resmi gazetede yayınlanan memurların Cuma Namazına gitmeleri için izin konusunda neler söylemek istersiniz?

Orhan Yılmaz:Bugün ülkemizde çok uzun bir süredir yaşanmayan laikliğin son kırıntılarının da kaldırılışına tanıklık ediyoruz.Tanımını yaparken kamu erkinin  her dine ve inanca  eşit mesafede olduğu ve kamusal alanın dini  kurallara göre düzenlenemeyeceği bir ilkedir laiklik deriz , ancak laikliğin  çalışma saatlerinin namaz saatlerine göre  belirlenmesi genelgesiyle ruhuna Fatiha okuturuz. .Elbette bu duruma en çok yandaş sendika ileri gelenleri sevinmişlerdir ama Cuma namazına gidenler camii imamından kağıt getirecek deseniz en çokta onlar itiraz ederler.Dinin bu denli kamusal alana girdiği ülkelerin Afrika’da olanları kabile savaşları ile birbirlerini doğrarken, Orta Doğu’da olanlar krallarının  saltanatını afyon sakızı çiğneyerek izlemekteler. Biz de ise hırsız var diye bağırdığınızda “olsun çalıyor ama çalışıyor” diyen Aziz Nesin’e rahmet okutacak bir yekün ile birlikte Orta Doğu ve Balkanların lideri bir ülke olma yolunda hızla ilerliyoruz.

Sevim Arı: Toplumda yönetici krizi olarak adlandırılan ve tüm okul müdürlerinin görevden alınmasını yaşadı. Sizlerde kıyıma uğrayanlardan, görevden alınanlardansınız. Ne söylemek istersiniz?

Orhan Yılmaz: Gelelim bizim şanslı yöneticilerimize; Biliyorsunuz 2014 yılının Ağustos ayında Cumhuriyet tarihinin en büyük yönetici kıyımına şahitlik ettik. İçlerinde benimde bulunduğum ülke genelinde 7 bin civarında okul müdürü; kendilerini bir kez bile işbaşında denetlememiş il Milli Eğitim yöneticileri tarafından düşük puanla değerlendirilerek öğretmenliğe döndürüldüler. İlimizde bir kısım arkadaşımızla yapılan haksızlığa karşı duruşumuzu göstermek adına davalarımızı açtık. Haksızlık o kadar barizdi ki düşük puanla görevden alınmamızı mahkeme iptal etti. Ancak varoluşları, verilen emrin içeriği ne olursa olsun yerine getirilmesinden mükellef yöneticilerimiz kendilerine verilen liste üzerinden görevden alınacaklar ve onların yerine göreve atanacakları belirleme puanlamasını yaparken bizleri yeniden düşük puanla değerlendirerek  koltuklarında oturma sürelerini uzattılar.Sanki bu konuda verilmiş bir mahkeme kararı yokmuş gibi bir kez daha dayanaklarını açıklayamadıkları  düşük puanlama ile mahkeme kararlarını boşa çıkarmaya çalıştılar.2. kez açılan davalarımızda  geçtiğimiz Aralık ayı sonlarına doğru sonuçlandı ve bu kez  bizleri yeni yönetmelik gereği(!) mülakata almaya çalıştılar.Bizler ise  düşük puan vererek yöneticilik görevi üzerimizden alındığı tarihteki mevzuata göre işlem yapılması gerektiğini Zonguldak Valiliğinden istediğimiz randevu ile anlatmak istesek de  valilikte bulunan ilgililer randevu talebimize olumlu ya da olumsuz yanıt vermedikleri gibi iş kolumuzdaki 4 sendika şube başkanının sayın vali ile görüşmesini işlerin yoğunluğunu bahane ederek  adeta engellediler.Böylece 30 Aralık tarihinde yapılması planlanan mülakatın yanlışlığını anlatamadık. Ancak mülakat işleminin yanlışlığını bildiren dilekçelerimize gelecek yanıta göre haklılığımızı yeniden ortaya koyma adına her yolu deneyeceğimizin ilgili/ yetkili herkesin bilmesini istiyoruz.AKP hükümetlerinin  gece yarıları torba yasaların aralarına  sıkıştırdığı maddeler ile “hükümete yandaşlık yapanlar yasal dokunulmazlık ” zırhına bürünse de   salt intikam alma adına yapılan bu işlemler sonucunda kamunun ödemek zorunda olduğu mahkeme ve avukatlık ücretleri ülke çapında milyon liraları geçmiş bulunmaktadır.Diğer yandan mahkeme kararlarını kasten farklı yorumlayarak uygulamaktan imtina edenler de bu süreçte gerek açılacak davalar ile gerekse en yetkilisinden en küçük ilgilisine  kadar hesap verecektir. İktidarın tetikçiliğini yapanlara buradan seslenmek istiyorum.Hiç kimse vazgeçilmez değildir.Hele hele kullanılmaya hazır bunca yandaş varken , bu işi sizden daha iyi yapacak birileri bulunmadan doğrulun dizlerinizin üzerinden , kalkın ayağa.Bir gün hukuk size de gerekecek.

Öğretmenlerini rotasyon ile korkutan,yöneticilerini çıkardıkları ucube yönetmeliklerle tasfiye etmeye çalışan,  ancak iş başına getirdiklerinin önemli bir  kısmı az önce söylediğim gibi  çocuk pornosundan,yolsuzluklara kadar batağın içine saplanmış bir ortaoyunudur izlediğimiz.Öylesine bir orta oyunudur ki birinci perdedeyıllarca toplusözleşme için Ankara sokaklarında gaz bombaları altında saatlerce işkence çekenleri , bedel ödeyenleri ;  ikinci perdede  ise  imzalanan ilk toplusözleşmede  çalışanların  satışı sahnelenmiştir.Bir hakkı kazanmak için hiçbir zaman mücadele etmeyen ve tek becerisi patronun her isteğini yerine getiren bir konumdan ayrılamayan yandaşların tek sendikal becerisi işte budur.Biz KESK’lilerin ülkenin gündemine dair yaptığımız eylemlilikleri hak arama aracı olarak göremeyen Milli Eğitim Bakanlığındaki zihniyet, geçtiğimiz günlerde  okullara gönderdiği yazı ile iş bırakan ve iş bırakma konusunda öğrencilere/velilere boykot çağrısı yapanları,  çocukların eğitim hakkını engelleyenlerin (!)  ihbar edilmesini istemiştir.İşte buradan ihbar ediyorum.Öğretmenleri hizmet içi eğitime göndererek okulları kapatıp tatil eden Cizre ve Silopi ilçe Milli Eğitim Müdürleri, oradaki çocukların eğitim hakkını gasp etmişlerdir.

Yağma Hasan’ın böreği hesabı talan edilen ülkeye dair bir kelam etmeden , atılan kazığa ortak oluşlarını kazanım olarak yutturmaya çalışanlar,  emekçilerin mücadele tarihine yalnızca  yandaş olarak yazılacaklardır. Ve biz yarınları hep umutla bekleyenler biliriz ki bu kara günlerde elbet geçecektir.

Söyleşiyi Adnan YÜCEL’in çok sevdiğim Yeryüzü Aşkın Yüzü oluncaya Dek adlı şirinden bir alıntı ile bitirmek istiyorum.

“Saraylar saltanatlar çöker

kan susar birgün

zulüm biter.

menekşelerde açılır üstümüzde

leylaklarda güler.

bugünlerden geriye,

bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler… “

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: