Ülkede gün geçmiyor ki şiddet can almasın! Bir ayda başkentin göbeğinde üç intihar saldırısı, her birinde onlarca, yüzlerce ölü, en sonuncusu pazar günü oldu, 37 ölü.

Yedi Haziranda kıl payı iktidarı kaçıran AKP, 1 Kasımda %50 oy desteğiyle iktidarı yeniden almanın şımarıklığı ile bir tarafta büyük abi Amerika ve Avrupa’ya caka satarken, diğer tarafta Suriye ve Kürt sorunu üzerinden üç kez Ankara katliamıyla duvara toslamış oldu. Peki, bu nasıl oldu? Tarikat ve cemaat kültürüyle kendisine koşulsuz biat eden bir toplumun desteğiyle bir macera yaşamak istedi. Abilik yapmak istediği Müslüman kardeşleriyle de dünya beşten büyük dediği baş emperyalistlere kafa tutabileceğini varsaydı.

Doğu toplumlarının genlerinden gelen alışkanlıkla en küçükten itibaren anne babaya, öğretmene, lidere tabi olunması hep öğretilegelmiştir. Bu sistem aslında kendini yönetmekte ve yolunu çizmekte aciz olanların oluşturduğu liderlik düşüncesidir. Bu mantık üzerinden hareket eden bir Türkiye’de her gün çatışma, her gün en az iki, üç şehit ve daha çok yaralı. Yaşadığı kenti savaş nedeniyle terk etmek zorunda kalan Kürt halkı, devletin koca şiddetinden koruyamadığı için her ay yüzlerce ölen kadın. Her on günde bir intihar saldırıları ile sayıları yüzleri geçen kitlesel ölümler. IŞİD riskinden dolayı kalabalıklarda gezemeyen ve dört duvar arasına sıkışan bir toplum. Cumhurbaşkanının gerilimleriyle kendisine biat eden ve beyinleri allak bullak olmuş insanlar. Yükselen şiddet karşısında değersizleşen iş cinayetleri ve trafik kazaları ve sarsılan bir Türkiye manzarası ile kaşı karşıyayız.

Bir Amerikan sözü “Varsayımlar bütün hataların başlangıcıdır” der. Bizim toplumsal yaşamımızda da varsayımlar oldukça yer tutar. Varsayımlarımız üzerinden, Nasrettin Hocanın göle maya çalarken, ya tutarsa, dediği gibi hareket etmeyi severiz. Aile yönetiminde olduğu gibi devlet yönetiminde de emek harcamayı, risk almayı sevmez, varsayımlardan kaynaklanan hataları da kabul etmeyiz. Osmanlı da altı asır kendini sömürgelerine hazırdan besletmedi mi? Osmanlıdan kalan mirasla halen daha savaşı seviyoruz da galiba. Dış ülkelerle savaşmadıysak da içerde otuz yıldır savaştığımızdan belli değil mi?

Burada biat ve biat kültürü üzerine bir iki bildiğimizi kısaca sıralayalım istedim:

Bizim toplumumuzda biat, AKP iktidar olduktan sonra çok konuşuldu ve o zamanki AKP’nin lideri R T Erdoğan’a atfen, Türkiye’nin biat toplumu olduğu tartışıldı. Biat etmek, dini anlamda bir üst varlığın emirlerine uymak ve onun yolundan hareket etmektir. Devlet yönetiminde padişah ve sultanlardan sonra siyasilere bağlılık, emirlere kayıtsız şartsız teslim yeminlerine dönüşmüştür. Biat etmeyen görevden alınır ve sorgusuz sualsiz öldürülürdü.

İslam’da biat, ahdetme, söz verme, birinin egemenliğini kabullenme, ona bağlılığını sunmaktır. İslam hukukuna göre hilafet makamındaki kişiye bağlılık, ona itaat edeceğine dair söz vermektir. Tasavvufta biat ise, müridin, mürşidine sadık ve bağlı kalacağına, ona kayıtsız şartsız teslim olacağına, her dediğini itirazsız yapacağına dair söz vermesidir.

Biat etmek, düşünce tembelliğinden kaynaklı toplumsal bir hastalıktır. Bir kimsenin üstünlüğünü kayıtsız şartsız kabul eden anlayışta genellikle kadınlar erkeklerin arkasında, sen büyüksün güçlüsün, benim en güvende olduğum yer senin kolların, tavrıyla kendini teslim etme durumudur. Bir toplum biat etmeye başlamışsa, o toplum bitmiş, robotlaşmıştır artık. Düşünme, mantık, vicdan, sorgulama, insanlık o toplumdan uzaktır. Bu insan tipi ezikleşmiş, biat etmenin verdiği uyuşuklukla günlerini heba eder, kendi yaşam hakkından, özgürlüğünden habersiz güdülen biri olur, kendini güttürür. Biat etmek psikolojik olarak kendi özvarlığını, varoluşunun üzerine her türlü hakkını bir başkasına amade ederek onun insafına, keyfine bırakır. Bir düşünün bakalım, hangi inanç sisteminde geçiyor böyle bir biat?

Benzer biat etme anlayışı, geçmiş dönemlerde laikçilerde görüldü. Hepsi paşaların sultasında yaşamaktan huzur duydular. Kimse paşalara, üst düzey yargı mensuplarına hesap sorulsun istemedi. Çünkü onlar efendiydiler. Paşa yanlısı, kraldan çok kralcı olmakla vatana hizmet olunmuyor. Bırakın da demokrasi işlesin.

Biat kültürü, şu an Türkiye’nin içinde yaşadığı kültür faciasıdır.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.