Tüm İnsanlığın Başı Sağ Olsun

2 Nisan 2017’de Kuşadasında Kalp Krizi sonrası yaşamını yitiren Demokrat Çaycuma Gazetesi Kurucusu, Araştırmacı-Yazar Hasan Ataman’ın yoldaşı,dostu,fikirdaşı Erol Çatma’nın “Yazmazsam eksiklik olur” dediği Hasan Ataman ile ilgili yazısı      

 

“Nâzım,

biliyorum,

ölümün önünde rol kesip

Hamlet gibi budala,

Verter gibi komik olmamak lâzım.” (Benerci’den Aldığım Mektuptur)

Gitmeden beş gün önce aramıştı, çok özlediğini iki güne kalmaz Kuşadası’ndaki evinin tamiratını bitireceğini söylüyordu. Çok zamandır ağız dolusu sohbet yapamamıştık. Son milletvekili ve belediye seçimi öncesinde Bahaddi Arı, Sami Dinç, Seyfettin Uzaldı, İzzet Bildirici, Hasan Ataman ve ben, güzel bir mekanda siyasetin ve gülmenin iç içe geçtiği bir sohbet yapmıştık. Dönüşünde de öylesi bir sohbet tasarlıyorduk. “Bir döneyim seni üç gün bırakmam” diyordu. Ben de çok özlemiştim Hasan Ataman’ı ve eşi Şükran ablamı.

Gölcük’te Konca’da uzun bir zaman ranza arkadaşım olmuştu. “TKP Kırmızı Fener Operasyonu”nda tutuklanmıştık. O bizden evvel alınıp Ankara’da işkence merkezi “C5’e” götürülmüştü. Sonra Çaydamar gözetim evinde buluştuk ‘cem-i cemaat’. Kendisi, Çaycuma İlerici Gençler Derneği Başkanlığı görevi ile başlamıştı mücadeleye. Ben de Zonguldak’ta madende çalışan ve orada yaşayan bir Çaycumalıydım. Ortak yönümüz Çaycumalı ve TKP’li olmaktı.

Ataman, hapishanede yattığı süreyi İngilizce öğrenmek için çalışarak geçirdi. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu 1973 mezunuydu, belli ki Fransızcasının yanına İngilizceyi da katmak istiyordu. Bazen takılıyordum Ataman’a, “Ne gereği var çıkınca ne olacağımız belli mi?” diyordum. O da “Belli olmaz” diyordu.

Hapishaneden sonra Çaycuma’dan hiç ayrılmadı. Ben, Amasra, Soma ve sair yerlerde kaldıktan sonra, kısa süren GMİS de teşkilat uzmanlığıyla kesin olarak Zonguldak’a demir attım. Bu süreçte, Çaycuma’ya her gittiğimde Ataman’a uğrar can yoldaşı ve ortağı Sami Dinç’le birlikte gazete bürosunda uzun uzun sohbet eder, dertleşirdik.

Bir müddet sonra ben TTK’ dan emekli oldum. Okuma ve mücadele birikimim beni yazmaya yönlendirdi. Kısa aralıklarla üç kitap yayınladım.

Bu aralar Ataman, “Çaycuma” isimli kitabını yayınladı. Ben de 2000’li yılların başında ‘Demokrat Çaycuma’ gazetesine edebiyat ve emek tarihi karşımı denemeler yazmaya başlayınca, Çaycuma’ya çok sık gelip gitmeye başladım.

Bir müddet sonra Zonguldak ve maden işçilerini kapsayan yoğun bir araştırmaya başladım. Ama asıl sıkıntı,“Zonguldak ahalisinin Feodal üretim ilişkilerindeki yaşamları için gerekli üretimleri ve yaşam tarzları nasıldı, taşkömürü üretimine geçiş sürecine nasıl uyumlu hale getirildiler” sorularıyla başlıyordu. Tüm bunları anlayabilmek için Rıka ile yazılmış havzayla ilgili temettü sayımları ve Şer’iyye Sicillerinin çevrilmesi gerekiyordu. O zamanlar bilgi teknolojisi şimdiki kadar gelişmemişti, kolay değildi aradığın belgeleri bulmak. Şer’iyye Sicillerini kara film olarak bulmuştuk, bunları taramak için Ataman günlerce çalıştı.

Ataman ile havza tarihçiliği üzerinden bir ekol oluşturmaya çalıştık. Özellikle Zonguldak ve maden tarihiyle ilgili yazılanlar hepsi birbirinden alıntılı ve birbirlerinin ikizi gibiydi. Biz yazmış olduklarımızın daha geniş ve inandırıcılığının yüksek olması için belgesel çalışmayı hedef aldık. Hiç ortaya çıkmamış kaynaklar için olağan üstü caba sarf ettik. Bu durum bizi belgeleri konuşturma konusunda da ayrı bir eğitime zorladı. Bunun için bilimsel ve sosyal açıdan başvuru kitaplarımızın da yeterli olması gerekiyordu. En önemlisi de hangi çağda olursa olsun, üzerinde çalıştığın coğrafyanın ‘yazdığın tarih dilimindeki’ ekonomik ve tarihsel önemini kavramak gerekiyordu.

Bütün bu planlamaları Ataman’la yapmıştık ama unuttuğumuz bir konu daha karşımıza çıktı. Tios (1) bir kaç çağ boyunca Karadeniz’in Anadolu’ya tek giriş kapısı olmuştu. Karadeniz’den İpek ve Kral Yolu’na gidişin en kestirme yoluydu. Birçok medeniyet geçti Çaycuma coğrafyasından, bize genetik olarak kalan miras işte bu tarihte gizliydi, bu konu araştırılıp bulunmalıydı. Ataman bu tarihin peşine düştü.

Sonuç olarak; Havzanın maden tarihini ben, antik ve ortaçağı araştırmayı da Ataman üstlendi. Bizler bu taksimi yaparken henüz daha Tios’da çat pat süren kazılar başlamamış, benim köyümdeki mozaikler de bulunmamıştı.

Ataman sekiz yıl önce havzanın antik çağını yazabilecek kadar materyal toplamıştı. Telefonla veya Çaycuma’da buluşup konuşuyor dertleşiyorduk. Bütün konu tarih oluyordu. Tam yazmaya başlayacağı zaman Avrupa kütüphanelerinden bulduğu birkaç kitap için “bunlar olmazsa olmaz” düşüncesiyle onları Türkçeleştirinceye kadar yazmayı erteliyordu.

Şimdi baskıya hazır olan kitabımı yazmayı çoktandır bitirmiştim ama % 80’i Rıkadan çeviri, büyük boy 1000 sayfa bir çalışma çıkmıştı ortaya. Vedat Didarı ve Alaattin Çakır hocalarım bana yol göstererek düzeltiye yazılanları yarı yarıya elemekle başladım ve sonrasını onlar halletti. Çok kişi bu kitabın yayınlanmasını bekliyordu ama sanırım en fazla Hasan Ataman yola bakıyordu. Her fırsatta; “Ben başlayamadım ama sen elini çabuk tut” diyordu.

Gitmeden önce telefonla konuşmamızda; Tios’la ilgili büyük çoğunluğu İngilizce olan çok önemli kaynaklar bulduğunu, bir iki güne kadar Çaycuma’ya döneceğini ve hemen yazmaya başlayacağını söyledi. Hapishanede çalıştığı İngilizcenin nasıl önemli olduğunu görmüştüm.

Hasan’ın yaşamı boyunca edindiği bilgilerin sonucunda ortaya çıkardığı en önemli sonuç Çaycuma yetişen bir entelektüel olmasıydı. Tabi ki üniversite eğitimi, hayatı boyunca okudukları, yaptığı siyasi mücadele ve bu aşamalarda aldığı disiplin de çalışmalarındaki imkânsızlığı başarmasında belirleyici olmuştu.

1865’lerde ki, Yaka köyünden, “Yaka Cuma”ya sonrada “Çaycuma”ya dönüşen, SEKA Kâğıt Fabrikası’yla gelişmeye başlayan ‘kasaba köyden’ bir entelektüelin çıkması başlı başına bir olağanüstülüktür.

İsteseydi başka bir yere yerleşme imkanı da vardı ama Çaycuma’yı çok sevdiği için bırakıp gitmedi, elinden geldiğince Çaycuma için bir şeyler yapmaya çalıştı. Tam bir Çaycuma sevdalısıydı. Çalışmaları boyunca, bilim, tarih ve ya aklı başında şeyler konuşacak insanları daha çok arar vaziyete geldi. Kısa zamanda köyden kasabaya dönüşen Çaycuma’da azıcık yükünü tutanlar ya başka yerlere taşındılar ya da halka yabancılaşmışlardı. Hasan Ataman, bilgilerini profesyonel anlamda satsa politikada ve üst düzey danışmanlıklarda da başarılı olurdu ama ‘kasaba köy’de her şey “kasaba politikacılığına” dökülüyordu. Ataman bunlara da yüz vermedi, itibar etmedi. Halka yabancılaşma yerine inadına halka karşı daha sevecen ve daha yakın oldu.

Severdik birbirimizi, her türlü şekilde anlaşırdık. Konuşarak veya tartışarak fikir alışverişinde bulunup kendimizi geliştirirdik. O da benim disiplinli çalışmamı çok seviyordu. Hangi imkânsızlıklarla nasıl çalıştığımı iyi biliyor, hasta olabileceğim düşüncesi onu rahatsız ediyordu ve düşüncesi doğru çıktı. Son on yıldır beyin damarlarımdan rahatsızlık yaşıyorum. Hasan Ataman’da her fırsatta sağlık kontrolünden geçiyordu. Her kontrolden sonra “bir şeyim yok” diye bildiriyordu. Ama olmadı işte, ne o kitabına başlayabildi ne de ben son çalışmamı yayınlayabildim. Zaten her yazarın bir kitabı mutlaka yarım kalmaz mıydı.

O gün evimde çalışırken telefon çaldı, kavga arkadaşım, can yoldaşım Sabahattin Ağabey arıyordu. O da Çaycuma’da kalıyor ve Ataman ile sık görüşüyordu. 12 Eylülde TKP’den yatıp aynı koğuşu paylaştık. Her zaman pat pat konuşan Sabahattin ağabey bu sefer tutuktu. Beni bir şeylere alıştırmaya çalışıyordu, “duydun mu?” diyerek bir müddet bekliyor, sonrada “haberin var mı?” diyordu. Anlamıştım olağan üstü bir şey olduğunu. Yaşlı ve rahatsız birkaç arkadaşımız vardı, onlardan birine bir şey olmuştur veya köyümden çok yakın bir akrabam gitmiştir, şeklinde düşündüm. Bütün Çaycuma’yı tek tek saysam Hasan Ataman aklımın uçundan bile geçmezdi. Sabahattin ağabey; “Hasan Ataman kalp krizi geçirmiş, vefat etmiş” dediği an inanamayıp “bu işin şakası olmaz” diyerek ikaz ettiği mi hatırlıyorum. Hasan Ataman ismini duyan eşim de donup kaldı. Hasan’ı ailece çok severdik ama artık çaresizlik hakim olmuştu, ne yapsan fayda etmezdi.

Şükran ablamı, kızı Işıltan, oğlu Sercan’ı düşündüm. Hasan Ataman onlar için sadece bir baba değil, bir ağabey bir arkadaş gibiydi. Hasan ve Şükran ablam kendi bilimselliklerini en iyi şekilde yansıtmışlardı çocuklarına, iyi bir eğitim almaları için her türlü imkanı sermişlerdi önlerine. Işıltan, Zonguldak Anadolu Lisesi’nden sonra ve Bilgi Üniversitesi’nden ‘Edebiyat Bölümü’ mezunuydu. Sercan ise ODTÜ Makine Mühendisliğinden mezun, Ereğli Demir Çelik Fabrikası’nda çalışıyor. Hiç beklenmedik umulmadık bir anda ailece ağır bir darbe yediler, ağır bir sarsıntı geçirseler de çabuk toparlanacaklarına inanıyorum.

Şükran ablamın, Hasan Ataman ile 1977 yılından bu tarafa süren evliliğinde, özellikle 12 Eylül süreçlerinde ve sonrasında her şeye meydan okurcasına nasıl çetin bir mücadele verdiklerini çok iyi biliyorum. Ablamın aldığı eğitimin ve olağan üstü direncinin gücüyle, Ataman’ın yarım bıraktığı eserleri tamamlayabileceğini düşünüyorum. Çünkü ailedeki kültür seviyesinin yüksekliğini ve yeni entelektüeller yetiştirecek kapasiteye şimdiden eriştiğini de biliyorum.

Çaycuma basın, bilimsellik ve entelektüel birikimi açısından güzel donanımlı bir insanını kaybetti. Ataman’ın yokluğunun gittikçe artan bir hüzünle daha fazla hissedileceğini biliyorum. Tabi ki iyi bir yoldaş ve güzel bir kardeş kaybetmenin acısını en fazla ben hissedeceğim.

Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’nin büyük panosunda asılı olan Hasan’ın ve Sami Dinç’in resimlerine oradan her geçtiğimde bakardım. Her bakışta sanki “hızlı çalış elini çabuk tut” diyor, gibi gelirdi bana. Yaşımızda oldukça ilerlemiş sayılırdı. Rahatsız olduğumu biliyordu. Ama o bana sürpriz yaptı. Dün saban aynı yerden geçerken resimler bana olağan üstü üzüntü verdi. Sami’nin görüntüsü bile değişmiş, üzüntüden boğulan bir insanın resmine baktığım sanısına kapıldım.

Şükran ablama, Işıltan’a, Sercan’a ve tüm Ataman ailesiyle, kader dostu ve yoldaşımız Sami Dinç’e baş sağlığı ve sabırlar dilerim.

Çaycuma’nın ve bütün insanlığın başı sağ olsun.

 

[1] Bu antik kent  TEIEON/TIOS olarak da adlandırılmaktadır.

  

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: