İhraç edilen Öğretmen’den Başbakan’a açık mektup

7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Eğitim Sen Şube Sekreteri İsmet Akyol ile Çaycuma Temsilcisi Gökhan Taner Günsan ihraç edilmişlerdi

İsmet Akyol AKP’nin Zonguldak 6.Olağan Kongresi nedeniyle gelecek olan Başbakan Binali Yıldırım’a açık mektup yazdı.

İşte Akyol’un Yıldırıma mektubu tam metin;

Partisinin 6. olağan kongresi için 20 Ocak 2018 Cumartesi günü Zonguldak’a gelecek olan Başbakan Sayın Binali Yıldırım’a açık mektubumdur

 

Savcılık kararının üstünde başka bir karar olabilir mi? Adalet İstiyoruz!

7 Şubat 2017 tarihine kadar Zonguldak ili, Çaycuma ilçesi Sipahiler Ortaokulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktaydım. 7 Şubat 2017 tarihinde yayınlanan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Eğitim Sen Çaycuma Temsilcimiz Gökhan Taner Günsan ile birlikte kamu görevinden çıkarıldım.

Öğretmenliğe başladığım tarihten itibaren KESK’e bağlı Eğitim Sen üyesiyim. 2004 yılından bugüne kadar ise Eğitim Sen’de (önce Çaycuma İlçe Temsilciliği şimdi ise Zonguldak Şube Sekreterliği) yönetici olarak görev yapıyorum. Sendikamızın amaç ve ilkeleri doğrultusunda sendika yöneticisi olarak faaliyetlerde bulundum. Konfederasyonumuz KESK ve sendikamız Eğitim Sen’in çağrısı doğrultusunda da farklı tarihlerde çeşitli eylem ve etkinlikleri katıldım.

Çaycuma ve Zonguldak kamuoyu hatta Türkiye kamuoyu beni başarılı öğretmenliğimin yanı sıra, Eğitim Sen yöneticisi olarak, herkesçe bilinen sendikal faaliyetlerimle, okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik çalışmalarım özellikle de FETÖ yapılanmasına karşı yıllardır vermiş olduğum mücadele ile tanımaktadır. Öğretmenliğimin yanı sıra Çaycuma’nın kültürel değerlerini, yazarlarını, şairlerini araştırma başta olmak üzere, Çaycuma’nın eğitim, sosyal ve kültürel yaşamına sunmuş olduğum katkılar herkesçe bilinmektedir. On bine yakın kitap, iki yüz bine yakın TÜBİTAK’a ait Bilim Teknik, Bilim Çocuk ve Meraklı Minik dergilerinin okullara ücretsiz olarak ulaştırılmasına öncülük ettim. Binlerce çocuğun defalarca özellikle de köy çocuklarının ücretsiz tiyatrolarla, satranç turnuvalarıyla buluşturulmasında etkin görev aldım. Her yaş grubundan öğrencileri edebiyatımızın önde gelen yazarlarıyla buluşturup imza günleri düzenleme, Çaycuma’da her kesimin şenliğine dönüşen uçurtma şenliği gibi etkinliklerde etkin olarak görev aldım.

Çaycuma’da eğitim, öğretimin ve kültür kalitesinin yükselmesine sunmuş olduğum bu çalışmalarım her kesimin takdirini toplamıştır. Zonguldak’ın saygın kuruluşu Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) tarafından bana ve birlikte ihraç edildiğimiz Gökhan Taner Günsa’a “laik, demokratik eğitim için verdiğimiz mücadele” gerekçesiyle 2017 yılı Eğitim Ödülü verilmiştir.

Eğitim Sen yöneticisi olarak yürütmüş olduğum sendikal eylem ve etkinliklerimiz, laik ve bilimsel eğitimi kararlılıkla savunuyor olmamız, FETÖ başta olmak üzere birtakım cemaat ve tarikatların okullar üzerinden etkinlikler yapmasına itiraz etmiş olmamız ve özellikle de Çaycuma’da okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik yürüttüğümüz çalışmalar birtakım çevreleri yıllardır rahatsız ediyordu.

Benim ve Gökhan Taner Günsan’ın öğretmenlikten ihraç edilmesini, Çaycuma’da yapılan, yapılmak istenen birçoğu da özellikle son bir yılda Türkiye gündemine oturan uygulamalara Eğitim Sen yöneticisi olarak itiraz etmiş olmamızdan ayrı düşünmüyoruz. İsimlerimizin ihraç listesine de Çaycuma ve Zonguldak üzerinden eklendiğini düşünüyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığım görüşmede de ihraç listesinin Zonguldak’tan geldiği söylendi, dönemin Zonguldak Valisi Ali Kaban da Eğitim Sen Genel Merkez yöneticilerimizle yaptığı görüşmede isimlerimizin Zonguldak’tan gönderildiğini belirtmiştir.

Çaycuma’da, Zonguldak merkezi ve ilçelerinin 3-4 katı olup sayıları 30’a yaklaşan, sıbyan mekteplerine karşı okul öncesi eğitimi kararlılıkla savunduk. 4-6 yaş grubu çocukların alanında mezun olmuş okul öncesi öğretmenlerinin görev yaptığı okul öncesi eğitim kurumlarına ve ana sınıflarına gönderilmesi gerektiğini savunduk. Okul öncesi eğimin zorunlu olmasına yönelik imza kampanyaları yaptık, billboard ilanları verdik, afiş ve broşürler çıkardık. Okul öncesi eğitimin zorunlu olmasına yönelik imza kampanyasında farklı sendikalara üye ya da üye olmayan Çaycuma’da görev yapan 42 ana sınıfı öğretmeninden 38’inin imzasını aldık. Okul öncesi öğretmenlerimizle birlikte bir hafta içinde 10 bin imza topladık. Bu imzaları Milli Eğitim Bakanlığına gönderdik. Sıbyan mektebi gerçeğini ülke ve TBMM gündemine taşıdığımız için Çaycuma’da birilerinin hedefi olduk. Çaycuma Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özdemir, yılbaşı kutlamalarının Hıristiyan batı kültürünün bir geleneği olduğunu ileri sürerek okullara ‘yılbaşı yasağı’ yazısı gönderdi. Buna itiraz ettik ve bu itiraz nedeniyle söz konusu yazı Türkiye gündemine oturduğu için hedef olduk. Yine Çaycuma Milli Eğitim Müdürü Mehmet Özdemir’in tüm okul müdürlerini ‘emir’ ile camiye hatim indirmeye çağıran resmi yazısının Anayasanın 24. maddesinde belirtilen ‘Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz’ hükmüne aykırı olduğunu belirttiğimiz için hedef olduk. Çocukların eline silah verip yayımlayan Çaycuma Milli Eğitim Müdürünün haberini gazetelerde okuduk, ürperdik. “Öğretmen çocuğa silah verir mi” dedik.

Yaşamım boyunca ölmeye, öldürmeye, şiddete, teröre karşı oldum ve yaşamımda tek bir canlıya dahi zarar vermedim. Öğretmenlik yaşamım boyunca da öğrencilerime hiçbir canlıyı öldürmemek gerektiğini; barışı, kardeşliği, sevgiyi anlatmaya çalıştım. Silahın nasıl kullanıldığını ise bilmem. Zonguldak Çaycuma Nebioğlu İlköğretim Okulunda görev yaparken öğrencilerimin pazardan almış oldukları oyuncak tabancaları kırıp, paralarını cebimden karşılamıştım bir keresinde. Ölümün ve şiddetin simgesi silahı ne kendi çocuğumun ne de öğrencilerimin eline veren, öldürmeyi kutsayan eğitimcilerden değilim!

Meslekten ihraç edilmemizin hemen ardından başta Çaycuma olmak üzere Zonguldak ve Türkiye genelinde haklı olarak çok büyük bir tepki oluşmuştur. Uğradığımız haksızlık yerel ve ulusal basındaki çok değerli yazarlar tarafından gündeme getirilmiştir. Toplumun her kesiminden, öğrenci velilerinden, öğretmenlerden, maarif müfettişlerinden, milli eğitim yöneticilerinden, milletvekillerinden, belediye başkanlarından, gazetecilerden, yazar ve şairlerden gerek öğretmenliğimize gerekse sendikal çalışmalarımıza yönelik görüş ve değerlendirmeler basın yayın organlarında sürekli yer almış, “İhraç edilecek değil; ödüllendirilecek öğretmen!” olduğumuz vurgulanarak göreve başlatılmamız talep edilmiştir.

Çaycuma ve Zonguldak halkı, öğrenci velilerim ihraç edilmemizi kabul etmediğini kesintisiz süren dayanışmasıyla ve kısa bir sürede toplanan binlerce imzasıyla da göstermiştir. İhraç işleminin iptal edilip göreve başlatılmamızı talep eden ve öğrenci velilerim başta olmak üzere, milletvekilleri, belediye başkanları, eğitim emekçileri, yazarlar, şairler, gazeteciler, sendika, dernek, meslek örgütü, siyasi parti yönetici ve üyelerinin de aralarında bulunduğu farklı meslek grupları ile halkın farklı kesimlerinden toplanan 3 bin 500’ü aşkın imza Zonguldak Valiliğine iletilmek üzere 21 Mart 2017 tarihinde Çaycuma Kaymakamlığına verilmiştir. Zonguldak Valiliği OHAL Bürosu ise toplanan imzaları Başbakanlığa göndermiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 14 Temmuz 2017 tarihinde Anadolu Ajansı’na yapılan açıklamada: “Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatında görev yapan FETÖ ile irtibatlı yaklaşık 34 bin kamu personeli ihraç edilmiştir.” denilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı MEB bünyesinde ihraç edilen yaklaşık 34 bin kamu personelinden birisi de benim ancak Bakanlığın belirttiği gibi “FETÖ ile irtibatlı” olmam mümkün değildir. Nitekim Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12 Haziran 2017 tarihinde hakkımda verilen kararda da “FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile aidiyetim, irtibatım veya iltisakımın olmadığına” karar verilmiştir.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yapmış olduğum “Darbe Girişimine Karşı Mücadele Hukuk İçerisinde Yürütülmelidir!” başlıklı basın açıklamasının ardından Çaycuma Milli Eğitim Müdürlüğünün yazısı üzerine Çaycuma Kaymakamlığı tarafından 27 Temmuz 2016 tarihinde Çaycuma Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan ihbar üzerine Çaycuma Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkımda soruşturma yürütülmüştür. Çaycuma Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çeşitli birimlere yazılar yazılarak hakkımda çok yönlü araştırma yapılmıştır. Örneğin Zonguldak İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünden “FÖTÖ/PDY terör örgütü ya da herhangi bir illegal yapı içerisinde bulunup bulunmadığımın araştırılması” istenmiştir.

Çaycuma Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ayrıntılı soruşturma sonucunda hakkımda, “Yapılan araştırmalar neticesinde; FÖTÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğuna dair soruşturma dosyasına yansır bir delil elde edilmemiştir. Söz konusu terör örgütü üyesi olduğu yönünde iddia düzeyinde dahi makul şüphe oluşturabilecek delil elde edilememiştir.” denilerek hazırlanan FEZLEKE, 2 Nisan 2017 tarihinde Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığının 12 Haziran 2017 tarihinde “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne aidiyet, irtibat veya iltisakımın bulunmadığı” belirtilerek “kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair” karar verilmiştir.

18 Temmuz 2017 tarihinde Zonguldak Valiliği kanalıyla OHAL İnceleme Komisyonuna başvurumu yaptım ancak OHAL İnceleme Komisyonuna başvurular devam ederken, 25 Ağustos 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 693 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile aralarında öğretmenlerin de bulunduğu 57 kişi görevine iade edilmiştir. Görevine iade edilen 57 kişi arasında önceki KHK’de ihraç edilen Adalet ve Kalkınma Partisi Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’nin kızı Betül Samani Gökay da bulunmaktadır. Milletvekili Hüseyin Samani basına yaptığı açıklamada ihraca itiraz ettiklerini belirterek, “İtirazımız düşüncemiz çerçevesinde şekillendi.” ifadelerini kullanmıştır.

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığının hakkımda vermiş olduğu, ‘Kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair’ karar ile 6 Eylül 2017 tarihinde Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına dilekçe yazarak yayımlanacak yeni bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile göreve iademi talep etmiştim.

Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün 20/09/2017 tarih ve 62600 sayılı yazısı ile dilekçeme verilen yanıtta, “685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu göreve başladığından ilgide kayıtlı dilekçenizle ilgili olarak başvurunuzu adı geçen Komisyona yapmanız gerekmektedir.” denilmiştir ancak 24 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 695 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile önceden ihraç edilen Milli Eğitim Bakanlığından 33 kişinin de aralarında olduğu çeşitli kurumlardan toplam 115 kişi görevine iade edilmiştir. Bazı basın yayın organlarında ise 24 Aralık 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 695 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Milli Eğitim Bakanlığı özelinde göreve iade edilen 33 öğretmenle ilgili olarak, “Haklarında iade kararı alınan öğretmenlerin tümü, Cumhuriyet savcılıklarından haklarında ‘kovuşturmaya yer olmadığına dair’ karar olanlardan oluşuyor.” haberleri yer almıştır.

Hukuk devleti, yurttaşlarına hukuk güvenliği sağlayan devlettir. Hukukun üstünde başka bir güç tanımaz. Hukuka uymayı, tüm kurumları ile birlikte kendisine ilke edinmiştir.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile göreve iade edilmeyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilme arasında farklılıklar vardır. Örneğin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile göreve iade olduğunda; göreve iade edilen bir kişi ihraç edilmeden önceki görev yerine aynı statüde verilip geçmişe dönük kayıplarını alırken OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla göreve iade edilen bir kişinin önceki görev yerine aynı statüde verilip verilmeyeceği ve geçmişe dönük hak kayıplarını alıp almayacağı hususunda belirsizlikler vardır.

2 Ocak 2018 tarihinde, ikinci kez, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Milli Eğitim Bakanlığı İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına dilekçe yazarak yayımlanacak yeni bir KHK ile göreve iademi talep ettim. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından verilen yanıtta ikinci kez vermiş olduğum dilekçelerin Milli Eğitim Bakanlığına havale edildiği belirtilmiştir.

Aynı tarihte birlikte ihraç edildiğimiz (7 Şubat 2017 tarihli 686 sayılı KHK) Zonguldak Valiliği Özel Kalem Müdürü Ahmet Hakan Gencer, ‘Mor Beyin’ yazılımı ile telefonlarında Bylock tespit edilen kişilerden biri olduğu gerekçesiyle 12 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan 697 sayılı KHK ile görevine iade edildi. Aynı gün ihraç edildiğimiz Gencer’in mağduriyeti giderildi ancak savcılık kararını ekleyerek KHK ile göreve iade edilme talepli başvurularım olmasına rağmen son yayınlanan 20 Ocak 2018 tarihli KHK ile de göreve iade edilmedim. Savcılık kararının üstünde başka bir karar olabilir mi? Soruşturma sonucu takipsizlik kararı verilenler KHK ile görevlerine iade edilmelidir! İhraç sonrasında haklarında hiçbir adli ve idari işlem yapılmayanlar için işlem başlatılmalı ve KHK ile görevlerine iade edilmelidir.

Haksız, hukuksuz ihraçlara son verilmesini talep ediyoruz! Adalet istiyoruz!
Saygılarımla…

Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: