Akpınar; “AKP kendisine biat eden bir memur kitlesi yarattı”

KESK’e Bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı Serpil Akpınar Zonguldak Şubesinin dayanışma kahvaltısında yaşanan sürece ilişkin               değerlendirmeler yaptı. Sorularımızı yanıtladı.

Hakan Küçük; Geçtiğimiz aylarda Zonguldak’ta dahil olmak üzere KESK, TMMOB, TTB ve diğer demokrasi güçlerinin ortaklaşa başlattığı bir OHAL kampanyası yapılmıştı. Bu kampanyanın ortaya çıkışı ve süreci ile ilgili genel bir bilgi alabilir miyiz?

Serpil Akpınar: Öncelikle şunu söylemekte fayda var; 15 Temmuz’dan sonra darbeciler ile mücadele için OHAL ilan edildi ve OHAL ile birlikte Türkiye KHK’lar ile yönetilmeye başladı. İşin ironik tarafı sadece darbeciler ile mücadele etme başlığı varken bütün saldırılar yoksul halklara, emekçilere, sendikalara ve muhalif kesimlere yöneldi. OHAL döneminde Anayasa lav edilmedi, 657 sayılı devlet memurları kanunu lav edilmedi; buna rağmen OHAL kullanılarak çıkartılan KHK’lerle arabaların kış lastiğinden yaz saati uygulamasına kadar bütün hayatımız düzenlenmeye başlandı. Bütün yasalar dururken özellikle kamu emekçilerinin KHK’larla ihraç edilmelerini biz hukuksuz ve kanunsuz olarak yorumladık. Hiçbir arkadaşımız idari veya yasal soruşturma geçirmeden gece yarıları yayınlanan kararnamelerleişten atıldılar. Biz bunu aynı zamanda sendikalar olarak iş güvencemize bir saldırı olarak da değerlendirdik. Zaten yıllardır kamu reformu yasa tasarıları sürekli gündeme getiriliyor, en son da 11. kalkınma planının içerisinde de performansa dayalı çalışma sistemi ile artık iş güvenliğinin aşamalı bir şekilde ortadan kaldırılacağı görülüyor. KHK ile bu ihraçlar da aslında iş güvencesine dair bir saldırı idi. KESK ilk kurulduğu günden itibaren iş güvenliğini, güvenli çalışmayı önüne alan bir bakış açısına sahip ve bunun için mücadele eden bir konfederasyon. Biz de Büro Emekçileri Sendikası olarak özellikle iş güvencesine sahip çıkmak için bu mücadeleyi en temel mücadele hatlarımızdan birisi olarak görüyoruz.

OHAL döneminde sadece kamu emekçileri değil binlerce hekim, binlerce mimar-mühendis, binlerce işçi işten atıldılar. Bu dönemde şunu tespit ettik; tek başına yola çıkmak karşımızda duran AKP’ye karşıyetersiz kalacaktı. O yüzden birleşik bir mücadele hattı örmeliydik. Hepimiz aynı nedenlerden doğru sıkıntılar yaşadık, aynı nedenlerden doğru işsiz kaldık, aynı nedenden dolayı işsiz kaldık. Dolayısı ile de böylesi bir dönemi beraber örmemizle ilgili öncelikle bir tartışma süreci yaşandı ardından da KESK, TMMOB ve TTB olarak Türkiye’nin dört yanında “OHAL Değil Ddemokrasi” kampanyasını yürüttük. Bu kampanya kapsamında KESK olarak pek çok ilde kampanyalar yaptık, paneller yaptık, işler yaptık ayrıca iş yerlerinde OHAL’in yarattığı tahribatları anlattık ve bunun etrafında da OHAL’in anti-demokratik bir olay olduğunu, anti demokratik bir kapsamda değerlendirileceğini, hem maddi hem de manevi anlamda olumsuz etkilerini insanlarla paylaştık. Gittiğimiz herilde buna ilişkin insanların maduriyetlerini ve tepkilerini gördük. Bu kampanya hem bizim örgütlenme çalışmamız niteliğini taşıdı hem de bu çalışma ile toplumun bir çok kesimine dokunma imkanına eriştik.

Hakan Küçük; Peki OHAL döneminin çalışanlar için veya yurttaşlar için ne gibi etkileri oldu?

Serpil Akpınar: OHAL ile insanların huzuru ve iş yeri barışı olanakları ortadan kalktı. OHAL’in veya KHK’ların aba altındaki bir sopa gibi gösterilmesi çalışanlarda çok büyük güvensizlikler yarattı.  AKP’yi temsil eden Memur-Sen gibi bir sendika var ve Memur-Sen’lilerin herhangi bir görev ve rütbede yükselmek için başka bir koşula ihtiyaçları yok. Yükselmek için en büyük AKP’li olmak gerekiyor ve bu araçla AKP kendisine biat eden bir memur kitlesi yarattı, 16 yıldır kamu çalışanları bir kamu hizmeti verençalışandan daha çok bir siyasi partinin memuru haline dönüştürülmeye çalışıldı. Sürekli memurların hiç sorgulamadan, sadece biat ederek çalışması istendi. Eğer benim memurum olmazsan seni açığa alırım tehtidi sunan bir kamu iradesi oluştu. Açığa aldığı kişiye de bak seni açığa aldım, sesini çıkartırsan seni ihraç ederim diyor. KHK ile ihraç ettiğine de seni ihraç ettim, otur oturduğun yerde; yoksa seni hapse atarım diyor. Yani bu KHK’lar sürekli aba altındaki sopa haline getirildi.

Bizim iş kolumuzda, bizim sendikamızda ise 435 arkadaşımız bu süreçte ihraç edildiler. Bunların yarısı kadın üyelerimizden oluşuyor. Sadece ihraç edilmekle kalmadılar bu arkadaşlarımızın iş bulmalarının da önüne geçilmesi durumu ortaya çıktı; hatta “Ağaç kökü yesinler” diyen valiler de ortaya çıktı. Kadınlar açısından ise OHAL diğer kesimlerden daha ağır geçti. Kadınlar işsiz bırakılarak kocasına, babasına, ağabeyine muhtaç edildiler. Psikolojik problemler yaşayan arkadaşlarımız haline dönüştüler. Sonuçta AKP’nin ihraç ettiği bir kesim oluştu ve toplumsal olarak da bundan arkadaşlarımız çok fazla etkilendiler.

Hakan Küçük; Kadın konusu açılmışken KESK ve KESK’ebağlı BES gibi yapılarda kadın meselesine duyarlılık çok fazla. Toplumsal veya çalışanlar açısından kadın kazanımlarında bu yapıların önemi çok fazla ki içeride kadın temsiliyeti de güçlü olan yapılar aynı zamanda… Türkiye toplumunda çalışan ve mücadeleci kadınlar olmanın üzerinizde yarattığı bir baskı unsuru oluyor mu?

Serpil Akpınar: KESK kadın mücadelesini çok önemseyen ve bu mücadelenin siyasetler üstü bir mücadele olduğu bakış açısına sahiptir. Ama şunu söylemekten de imtina etmek istemem: Şu an KESK ve Şubeleri içerisinde kadın temsiliyetinin bu kadar iyi noktalara gelmesinde KESK’li kadınların da örgüt içersinde baskın olan erkek iktidarına karşı etkin mücadelesinin etkisi oldu. Mücadele sonunda bu kadar yönetim kurullarında kadınlar yer aldılar, bu her şeyden önce bizim kazanımımız. Genel olarak memlekette malesef bu AKP sürecinde eğitim başta olmak üzere bir çok alanın dincileştirilmesi, gericileştirilmesi özel bir politika olarak yürütüldü diyebiliriz. Zaten AKP’nin ilk günlerinden beri hedefi İslami referanslara dayanan yeni bir rejim yaratmaktı.

İslami referansla kurulan bir rejim aslında kadınların dışarıya çıkmaması, çalışmaması gibi bir anlayıştan kahkaha atmaması gibi bir yere kadar uzatılabilir. 2000’li yıllardan bu güne AKP’nin uyguladığı neo-liberal politikalar aslında hem çalışma hayatının piyasallaşması, pek çok kamusal hizmetin piyasalaşması anlamını taşıyor; diğer taraftan kadınlara yönelik AKP’nin kadın istihdam politikaları bir yanıltmacadan ibaret. İstihdam paketi diye ortaya koydukları şey aslında kadınları daha çok eve kapatan politikalardır. Bunların en başında gelen şey ise esnek çalışma ya da performansa dayalı çalışma denilen şeydir. Bu esnek çalışma kadınlara sunulan birçalışma biçimi olarak sunuluyor. Kadın gitsin, biraz çalışsın ama öğleden sonra gelsin; çocuğu varsa ona baksın, yemeğini pişirsin, yaşlıları varsa yaşlılara baksın ve sürekli bu şekilde kadınlar esnek çalışıp diğer yandan işlerini yapsınlar anlayışıdır. Kadınların esnek çalışma zamanı aslında “Orada biraz vakit geçirsin ama onun asli işi aslında evdir” bakış açısıyla oluşturulmuştur. En son sanırım geçen ay Julide Sarıeroğlu’nun bir açıklaması oldu kamuda yarım gün çalışmaya dair… Bir kadın bakan olarak bu çalışma sistemini kadınlara müjde olarak sundu. Halbuki yarım zamanlı çalışma sistemi kadınların kamuda iki kat çalışıp daha sonra emekli olması, tazminat alması için iki kat çalışması, görev ve ünvanda yükselmek için iki kat çalışması anlamına geliyor. Yani bu anlayış her açıdan kadının çalışmasını ayrıştıran bir mesele. Diğer taraftan da biz, bunu da çocuklar okula başlayana kadar tanımlamışlar. Sanki ocukların bakımı sadece kadına aitmiş gibi bir algı da yaratılmış.

Bu anlamda biz kadınlar çalışma hayatı içerisinde en fazla madur olan kesim olabiliriz. Belki de bu anlamda sendikalarda mücadeleye daha çok zaman ayırıyoruz çünkü gerekçelerimiz var ve sendikal mücadelenin dışında müstakilen kadın mücadelesini de vermek zorundayız. Eğitimde gericileşme derken geçenlerde basına da yansıdı; küçük bir çocuk annesine “Anne, senin getirdiğin ekmeği yiyemem, senin çalışman harammış!” cümlesini kurdu. Bu cümleleri kurduran laikliğin ortadan kalktığı bir memleket haline dönüştük. Diğer yandan kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, taciz bu iktidar döneminde inanılmaz katlanarak büyüdü. En son taciz %760’lara çıktı, çocuk istismarı %400’lere tırmandı, %1400’lerde ve her gün onlarca bu başlıklara ilişkin haber okuyoruz. Bizim kadına karşı şiddete karşı, çocuk istismarına karşı, tacizlere karşı, eşitlik ve kadın özgürlüğü talebi ile daha çok mücadele etmemiz gerekiyor. Bu dönemde ayrıca bizim kazandığımız hakları da elimizden almaya yönelik düzenleme yapıldı. Biz polis şiddetine uğrayarak sabahları ve akşamları bu konuda mücadelemizi sürdürdük ama kaçak sarayda oturan zat bu yasa çıkacak dedi ve yasanın çıkışını engelleyemedik.Onun öncesinde gene çocukların kendi tecavüzcüleri ile evlendirilmesine ilişkin bir yasa tasarısı vardı ve biz o yasa tasarısını geri çektirdik. Ama sadece kadınlar değil tüm insanlık için bıçak kemiğe dayandı. Bu yüzden bu mücadeleyi de daha çok büyütmemiz gerekiyor.

Bu süreç içinde AKP’nin ilk gününden bu güne dek kamu emekçileri maddi olarak da oldukça yoksullaştı. Bu sebeple kamu emekçileri intihar etmeye başladı. Bizim adliyelerde çalışan Antalya Adliyesi’nde, İstanbul Adliyesi’nde ve Dersim’de üç aradaşımız intihar etti ve bu intiharların sebebi geçinememek. Bizim daha önce bu yoksulluğa veya işsizliğe dair bildiğimiz en radikal eylem yazar kasa atılması idi. Şimdi insanlar artık geçinemedikleri için intihar etmeye başladılar, kendilerini yakmaya başladılar, çatılara çıkıp intihara girişmeye başladılar ve bu yoksulluk sürerken AKP’nin süreci boyunca dolar milyonerleri on kat kadar arttı.

Hakan Küçük; Bunun bütçe ve vergi politikaları ile bir bağlantısı var mıdır?

Serpil Akpınar: Elbette kamu emekçilerinin yoksullaşması siyasi iktidarın politik tercihleri ile alakalı. Bu dönemin başında Kasım ayından itibaren torba yasalar ve bütçe görüşmeleri başladı. Bu torba yasalarda ve bütçe tartışmalarında şunu gördük ki AKP hükümeti emekçilere bütçe ayırmaktansa yaptığı düzenlemeler ve getirdiği vergi aflarıyla daha çok sermayeye yakın duruyor. Hatta Mehmet Şimşek Türkiye’nin jeopolitik konumunu ortaya sürerek aslında bu dönemin bütçenin gene bir savaş bütçesi olacağı alarmını vermişti. Hakikatten de daha sonra bütçe yasallaştı ve bütçede gördüğümüz tamamen sermayeye ayrılan paylar var ve bunun tam tersine kamu emekçilerine hiçbir pay ayrılmadı;değil pay ayırmak zaten toplu sözleşme döneminde buçuk sendika dediğimiz Memur-Sen ile de bu konuda anlaşma yaptılar. Yani 15 Temmuz oldu, sonra OHAL’i ilan ettiler ve ardından yaptıkları ilk iş grevleri yasaklamak, kıdem tazminatını fona devretmek, kamudayapılması planlanan iş güvenliği yasasını 2023’e ertelemek oldu. Sürekli bizim aleyhimize olan düzenlemeler yapıldı. Bu dönemde de bizim sendika olarak hem bütçe meselesi ile bağlantılı olarak vergi meselesi bütün toplumu çok etkileyen ve de pek çok insanın farkında olmadığı bir mesele… Vvergi neden önemli? Çünkü bizim ödediğimiz vergiler ile kamusal temel hizmetleri nitelikli ve parasız ve de herkese eşit olarak alabilmemizi sağlıyoruz. Fakat bunun tam tersine biz kamu çalışanları maaşımızı cebimize almadan tüm vergilerimizi ödemiş oluyoruz. Bunun yanında hükümet son yasayla vergisini düzenli ödeyen vergi mükelleflerine %5 oranında vergi indirimi yapmayı tahahhüt etti bunun yanında vergi ödemesini düzenli yapan kamu emekçilerine dair bir düzenleme yapmadı. Biz bunu toplumsal olarak talep edebilmeliyiz,bütün kamu emekçileri talep edebilmeli…

Bunun dışında da binlerce ya da milyonlarca kişi TRT’yi seyretmiyoruz. TRT bir kamu kurumudur, önemsediğimiz bir kurumdur ancak bunun kamusal hizmet sunması gerekiyor. Kamu yararına kurulmuşbir aygıtın AKP’nin ideolojik aygıtına dönüşmüş olması ve her gün elektrik düğmesine bastığımda ona vergi ödemem adil bir vergi sistemi değil. Dolayısı ile verginin insanların kazancı oranında alınması noktasında bir çalışmamız oldu, servet vergisinin uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Bir taraftan 1603 TL asgari ücret alan bir işçi ile ayda 15 bin TL kazanan birisi ile aynı vergiyi ödememesi gerekiyor ve de kamu emekçileri artan oranlı vergi dilimi kaynaklı da bir yoksulluk yaşıyor. Yani bizler bir yıl içerisinde 12 ay çalışıyoruz ancak bizim cebimize giren vergi 10.5 aylık bir para… Çünkü bu artan oranlı vergi dilimi içerisinde %15 ile başladığımız vergi oranı ilk önce %20 sonra %25’e çıkıyor ve biz sürekli azalan yönde bir ücret alıyoruz. Gene buay önümüzdeki dönem Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sosyal Güvenlik Haftası olarak kutlanıyor ancak bizim sendikamız SGK haftasını kutlamıyor. Biz o hafta sosyal güvenlik çalışanlarının tespit ettiğimiz ve bu sorunlara çözümler ürettiğimiz;diğer taraftan da genel olarak memleketin memleketin sosyal güvenlik sistemine yönelik bir takım çalışmalar yaptığımızbir dönem olarak değerlendiriyoruz. Son dönemde kamusal emekliliği ortadan kaldıran, zorunlu bireysel emeklilik sistemi ile aslında bankalara ve finans sektörüne girdi sağlayan bir sistem oluştu. Burada da çalışandan çok finans sektörü kazanıyor. Bunlar tesadüf değil… AKP’nin bütçe politikası, vergi politikası, sosyal güvenlik politikası tamamen politik bir tercihtir.

Hakan Küçük; KESK üyeleri kendi imkanları ile ihraç edilen üyelerine ekonomik destek sağlayıp hayatlarını sürdürülebilir kılıyor. Aynı zamanda hukuki destek gibi çalışmalar da sağlıyor. Diğer Konfederasyonlar ihraç üyelerine tamamen sırtını dönmüş durumda ve diğer Kofederasyonların ihraç üyeleri basına “Geri dönersem KESK üyesi olacağım” gibi söylemlerde bulundular, hukuksal destek gibi konularda da KESK’ten yardım alıyorlar. Bu çalışmanın süreklilik gibi bir sıkıntısı ortaya çıkıyor mu?

Serpil Akpınar: Şu anda KESK’in 4300 üyesi ihraç edilmiş durumda ve bu ihraçların hemen ardından bu konudaçalıştaylar yapıldı, ihraç üyeler toplandı. Hem ihraçlar konusunda mücadele hem de bu arkadaşlarımız için maddi-manevi dayanışmayı nasıl öreriz temalı bir kurultay gereçkleştirdik. Bu anlamda tüm arkadaşlarımız için davalar açıldı, olanaklarımız çerçevesinde maddi olarak her arkadaşımıza dayanışma oluşturmaya çalıştık. Çok büyük bir para olmayabilir, temsilidir bu miktarlar. OHAL komisyonlarına da toplamda 107 bin başvuru olduğunu açıkladı Adalet Bakanı ve bunların 4300’ü KESK üyesi. Yani diğer kalan yüz bin civarı insanın KAMU-SEN ve MEMUR-SEN’li. Bizim sendikamıza geldi KAMU-SEN ve MEMUR-SEN’liler ve bize anlattıkları şu oldu; sendikalarına gitmişler sendikaları kapısan içeri almamış, üyelikleri düşürülmüş. Bizim hukukumuz kendi tüzüğümüzdür ve bizim tüzüğümüze göre ihraç edilen arkadaşlarımız bizim üyemizdir. Biz ihraç edilen bu sendikacı arkadaşlarımızı onurumuz olarak kabul edip baş tacımızdır diyoruz. Dava açmamışlar bu diğer sendikalar üyeleri için. Biz kapımızı çalan diğer sendikalardan arkadaşlar için hukuki destek sağladık, arkadaşlarımıza hazırladığımız dilekçeleri web sayfamıza koyduk ve arayan arkadaşları buraya yönlendirdik. Neden sunduk? Başından beri biz ihraçlarla ilgili mücadele yürütürken bütün ihraçlar için yürüttük ve başından beri bütün ihraçlar geri dönsün diye talebimiz oldu. Çünkü bu insanların hiçbiri hakkında soruşturma açılmadan,bir dava açılmadan ihraç oldu. Dolayısı ile biz bu ihraçları hukuki ve meşru görmüyoruz. Bu süreçte dediğiniz gibi onbinlerce MEMUR-SEN’li ve onbinlerce KAMU-SEN’li kapımızı çaldı. Bu söylemler halen daha ihraç edilmeen pek çok bu sendika üyeleri için de var. İş yerlerinde emek mücadelelerinde süren mücadeleyi samimi olarak yapan, yapacak olan, kazanacak olan KESK’lilerdir diyorlar. Biz hareket alanımız daraldığı halde bu mücadeleyi sürdrüdüğümüz için, “Göreve geri dönersek KESK’e, BES’e üye olacağız” dediklerini de biliyoruz.

Hakan Küçük; Sendikanızın kahvaltısına geldiniz, Zonguldak’a defalarca geldiniz. Bunlara dair son olarak fikrinizi alalım…

Serpil Akpınar: Zor bir dönemde, baskının olduğu dönemde en çok özlediğimizşeydir dayanışma… İnsanların yan yana olması, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak sohbet etmesi çok önemsediğimiz birşey. Zonguldak BES Şubemiz dayanışma kahvaltısı etkinliği yaptı ve belki de yüzlerinihiç görmediği arkadaşları için bir miktar da olsa çorbada benim de tuzum olsun diyen arkadaşlarla bir kahvaltı gerçekleştirdi. Zonguldak halkı zaten emekçi bir bakış açısına sahiptir. Buradaki geçmişe ve madenci kültürüne ait böyle bir bakış açısı var; daha önceki gelişimde de gördüm. Hakikatten arkadaşlarımız burada bir dayanışma içerisinde diğer siyasi partilerle ve diğer emek meslek örgütleri ile iyiilişkilere sahip, iyi illerimizden biri olarak gözlemledim.

 

Teşekkür Ederim…

 

Ben de teşkkür ederim…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: