TTK, kırk satır mı? Kırk katır mı? İkilemiyle baş başa kalacak

24 Mart’ta CHP İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Enerji Politikaları” konulu Taşkömürü Çalıştayı sonrasında TTK,Kömür ve Zonguldak’ı meslek oda ve temsilcilerine sorduk, değerlendirmeler aldık.    

CHP Zonguldak İl Başkanlığı tarafından 24 Mart Günü Dedeman Otel’de Düzenlenen, “Enerji Politikaları” konulu Taşkömürü Çalıştay’ı sonrasında kentte TTK’nın özelleştirilmesi-Kapanması,Özel Sektör Madenciliği, ÇATES,Termik Santralleler konusu yeniden gündemdeki yerini aldı.Susma olarak, düzenlenen Çalıştay sonrası sendika meslek odalarıyla konuyu tekrar değerlendirelim istedik.Bu hafta kentte alanında çalışma yürüten meslek ve kitle örgütü temsilcilerine yer verdik.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Başkanı Yard.Doç.Dr. Erdoğan Kaymakçı

Zonguldak Taşkömürü Havzası’nda üretim jeolojik koşullar nedeniyle emek-yoğun olarak gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle üretime yönelik istihdam zorunludur. Ancak son birkaç yıldır, hem TTK’nun, hem işçi sendikası GMİS’in hem de sektörle ilgili meslek odalarının ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerine rağmen üretime yönelik istihdam yapılmamakta, işçi eksikliği nedeniyle çalışılabilecek üretim yerlerinin ancak yüzde 39’u çalışabilmekte, üretim gittikçe düşmektedir. Belli ki siyasi irade böyle bir durum arzu etmekte ve “bakınız kurum üretemiyor, zarar ediyoruz” algısının/düşüncesinin toplumda yer etmesini sağlayarak kendi projelerini gerçekleştirme yoluna gitmektedir. Böylelikle TTK ya parça parça küçültülerek özelleştirilecek bu da olmazsa zaten kendiliğinden kapanacaktır. Kısaca kurum “kapanma” ya da “özelleşme” kaderine! Terk edilmiştir.

5 Haziran 2004 tarih ve 25483 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 26.5.2004 tarih ve 5177 sayılı “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ilişkin Kanun” hükümleri çerçevesinde TTK’ya özgü yasal düzenlemeler kaldırılarak Zonguldak Kömür Havzasının “Maden Kanunu” kapsamına alınmasıyla başlayan süreç şimdi de “maden ruhsatlarını işletmeye, işlettirmeye ve bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye yetkili” kılınarak Kuruma bir darbe de daha vurulmuş, Havza Madenciliği bitirilmiştir.

Bunun bir kazanım olup olmadığının ise sorgulanması gerekir. Maden Mühendisleri Odası olarak yıllardır sektörle ilgili düzenlediğimiz her etkinliğimizde;

-TTK ve TKİ gibi Kurumlarımızın faaliyette bulunduğu büyük maden sahalarının bir bütün olarak tek elden planlanması gerektiğini,

-Böylesine büyük havzaların bilim ve teknolojiden en üst düzeyde yararlanarak tek elden işletilmesinin gerektiğini dolayısıyla doğal kaynaklarımızın havza madenciliği ve sanayi tesisleri ile birlikte değerlendirilmesinin ülke gerçeklerine daha uygun olacağını,

-Ülke genelinde özellikle madencilik sektöründe yaşanan faciaların (Zonguldak, Soma, Ermenek…) “havza madenciliği” ilkesinin terk edilmesinden kaynaklandığını, defalarca dile getirdik.

Kısaca bu yasa değişikliği, yaraya merhem olmadığı gibi mevcut sorunları daha da büyütecektir. Dolayısıyla gelinen bu aşamaya bir kazanım olarak bakılamaz. Havza madenciliği ilkesinden vazgeçilmiştir. İktidar zaten yıllardır üretime yönelik istihdam taleplerini yerine getirmeyerek Zonguldak’ı öyle veya böyle gözden çıkardığını göstermiştir. Üretime yönelik istihdam olmadığı sürece de şu an “en azından TTK’nın faaliyette bulunduğu sahaları kurtardık” düşüncesi ne yazık ki boş bir avuntudan ibarettir. Dolayısıyla Kurum gelecekte ya tamamen özelleşme veya kapanma gibi kırk satır mı? kırk katır mı? ikilemiyle baş başa kalacaktır.”

KESK, ESM Zonguldak Şube Başkanı Vacit Esen

Aslında TTK sürecinin cevabı da 40 yıl öncesinde 24 Ocak Kararları ile net olarak açıklanabilir. Ekonomik istikrar tedbirlerinin kısa bir şekilde anlamına bakarsak, ekonomide devletin rolünü en aza indirmektir. Aslında ekonomik yapılanmada amaç devleti tasfiye ederek liberal bir ekonomiyi ortaya çıkartmaktır. 24 Ocak 1980 yılında alınan bu kararlar bir süreç içerisinde uygulana uygulana bu günlere kadar gelindi. Şimdi bakıyoruz ki 2018 yılına geldiğimizde TTK kömür üretemez duruma gelmiştir. Çünkü kömür üretmek için devletin bir heyecanı, bir vizyonu ya da öyle niyeti yok. Türkiye’de nasıl biz bu gün eti, sütü, tohumu, kuru fasulyeyi, enerjiyi dışarıdan ithal ediyorsak taş kömürünü de ithal eder duruma geldik. Bu devletin bir genel politikasıdır. Oysa ki yerin altında yatan milyonlarca ton kömür varken, yerin üstünde bunları ekonomiye kazandıracak milyonlarca işsiz varken dışarıdan kömür ithal etmek kadar bence yanlış bir politika olamaz. Eğer devlet dışarıdan uyguladığı politikaların bir parçası olarak taş kömüründe yerli üretime geçmek isterse süreç çok kolaydır. Bugün kurum yeniden yapılandırılır, üretimin yapılması için ocaklar yeniden yapılandırılır, bilimsel olarak yeniden bir anlayışa gidilir ve Türkiye ekonomisinin belki yakın zamanda tamamını karşılayamayabiliriz ama taş kömürü ihtiyacının önemli bir kısmı kurum tarafından karşılanabilir. İstendikten sonra yapılmayacak bir iş değil bu bahsettiğim.

Mevcut durum bu ve bunu daha iyi bir noktaya taşımak tamamen niyet meselesidir. 1980 yılında alınan kararların en büyük etkilerinin hissedildiği il Zonguldak olmuştur denilebilir. Zonguldak deyince akla taş kömürü geliyor ve taş kömürünün 170 yıllık bir üretim kültürü var. Dolayısı ile hükümetlerin taş kömürüne bakış açısı değişince Zonguldak’ın kaderi de ortaya çıktı. Biz “kral çıplak” hikayesi gibi, görülüyoruz.

Devlet taş kömürü üretmek isterse bu iş değişir, zarar gibi bir söylemle de bu süreç sağlıklı götürülmez. Çünkü bakıyorsunuz zarar dediğiniz şey ÇATES’te başka birşeye dönüşüyor. Bakıyorsunuz ki zarar dediğiniz şey ülke ekonomisine birçok alanda katkı sunuyor. Zonguldak’ta üretilen kömür üzerinden Zonguldak’taki kömür işçilerine gelen para Türkiye’de bir çok kuruma geri dönüş olarak gidiyor ve devlet de buradan KDV olarak, ÖTV olarak, Gelir vergisi olarak payını alıyor. Ben olaya kar-zarar açısından bakmıyorum ve bakmanın da yanlış olduğunu düşünüyorum.

Eğitim-İş Zonguldak Şube Başkanı Metin Kahveci

90-91 yıllarında işçi sınıfı hakları için güçlü bir şekilde mücade etti. Sonuçta bu mücadele dünya işçi sınıfı tarihinde çok önemli bir yer aldı. Fakat bu olayın, bu direniş mevcut siyasi iktidarların ve hatta global güçlerin işlerine gelmedi.  Bu noktada Zonguldak Geneli için, özellikle TTK’nın küçültülmesi gündeme getirilerek yapılmış oldu. Bununla beraber Zonguldak’taki bu büyük işçi direnişinin ardından Zonguldak Havzası’nın genel olarak bir cezalandırılması süreci gündeme geldi. Bir diğer yönden de şöyle bakalım: Neden TTK’nın kömür havzası ile ilgili bu durumlar oluyor? Dünya tarihinde baktığımız zaman özellikle bu milli serveti çıkartıp dış ülkelere bağlı olamamak için mücadele edilir. Oysa bizim bir milli servetimiz var ama bunu çıkartmıyoruz. Üretim düştü, zarar ediliyor gibi bahaneler sunuluyor. Bunların hepsi birer bahanedir. Üretimin artması için modernizasyonun yapılması gerekiyor, bu modernizasyonun tamamlanması ile birlikte bu üretim çok rahat bir şekilde daha üst seviyelere çok rahat bir şekilde çıkartılabilir. Ama mevcut hükümetin, AKP yönetiminin mevcut TTK’yı açıkça gözden çıkarttığını görüyoruz. Kömür kentinde yaşadığımız halde ÇATES’te, Eren Enerji’de hatta KARDEMİR’de, ERDEMİR’de neden Uruguay’dan veya Güney Afirka’dan gelen kömür kullanılsın! Bu bize yakışmıyor. Bu açıdan baktığımızda CHP’nin gerçekleştirdiği çalıştayı önemli görüyoruz. Ama önemli görmenin ötesinde söylenenenlerin ivedilikle hayata geçmesi lazım. Bunun hayata geçmesi için de bu düşüncelerin ülkede iktidar olması gerekiyor. Ancak Zonguldak’ta bu üretim kendi kaderine terk ediliyor ve bu şekilde hem şehrimiz, hem ocaklarımız hem de insanlarımız kaybediyor.

Memur-Sen , Çaycuma Temsilcisi Kenan Tunç

“Yeni plan ve projelerle kâr edeceğine yürekten inandığımız, Türkiye ekonomisinin can damarlarından biri olan TTK, asla bir oldu bittiye getirilmemelidir.

60 binlerden 7 binlere gerileyerek zaten bitme noktasına gelmiş olan bu güzide kurumumuzu yeniden ayağa kaldırmak ve canlandırmak için gerekli adımlar acilen atılmalıdır.

Bize göre TTK’nın özlenen başarıyı yakalaması için atılacak adımlar şunlardır:

1-.TTK, stratejik önemi nedeniyle her türlü özelleştirme tartışmalarının dışında tutulmalı, Havzanın mevcut bütünlüğü kamu sektörü olarak korunmalıdır.

2-.TTK, yeni teknolojik sistemler kullanılarak rehabilite edilmelidir.

3-.Üretimde günlük %50 artış sağladığı tespit edilen Yarı Mekanize (teknolojik) sistemlerin daha da geliştirilerek bütün Havza’ya yayılması sağlanmalıdır.

4-.Üretimi artırmak için norm kadrosu açığı giderilmeli ve TTK’ya mutlaka yeni işçi alımı sağlanmalıdır.

5-.TTK ‘ya ait taşkömürü varken kömür ithalatının önüne geçilmeli, sanayi şirketlerine devlet teşvikleri sağlanarak taşkömürü kullanmaları özendirilmelidir.

6-.En az 50 bin kişiyi yakından ilgilendiren TTK’nın geleceği ile ilgili olarak konuyla yakından ilgili olan bütün STK, kurum ve kuruluşlarla bir masa etrafında bir araya gelinmeli, daha verimli bir üretim için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Halkına ekmek kapısı olacak daha büyük alternatifler bulununcaya kadar Zonguldak demek, TTK demektir. TTK’nin bitmesi ise Zonguldak’ın bitmesi demektir.”

 

(Hakan Küçük’ün Haberi)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: