Özel sektörün dolarla sınavı

Zonguldak Devlet Tiyatrosu’nda oynanan bir oyunda, başrol oyuncusu, insanın yenemediği en büyük hastalığı ‘ihtirasıdır’ demişti. 3. Havalimanı patronu da aynı hastalığa yakalanınca, işçilerin en masum güvenli çalışma, uzun süre yağmur altında servis beklememe ve şantiyelerin tahtakurusundan temizlenmesi isteklerini reddetti ve işyerlerinde grev başladı.

İnşaat İş Sendikası, “Bu isyana onuru kırılan, insan yerine konulmayan, en temel hakkı olan ücretini bile doğru düzgün alamayan, aşağılanan, insanlık dışı beslenme ve barınma koşullarına mecbur bırakılan, kanı- canı sudan ucuz muamelesi gören her gün bir ya da birkaç arkadaşının alınmayan basit önlemler nedeniyle can verdiğini gören, ağır iş yüküyle ezilen, sigortası yatırılmayan inşaat işçisinin birikmiş öfkesi ebelik ettiğini” belirtiyor ve “Bu öfkeyse onunla buluşmaya çalışan sendikalarının engellenmesiyle bastırılamayacak kadar derin ve büyüktür.” diyor. (http:insaatis.org 14.09.2018).

Türkiye’nin küreselleşmeyle karşılaştığı seksenli yıllarda, özel sektörcülük halka öyle bir iştahla anlatıldı ki Turgut Özal’ın, Halkçı Parti Başkanı Necdet Calp’in ‘Boğaz Köprüsünü sattırmam’ sözüne karşılık ‘babalar gibi satarım’ sözleri bile hafif kaldı. Kim, hangi parti özel sektörü övdü göklere çıkardı ise, dilim varmıyor ama kabahatin çoğu da bugün havalimanında canı pahasına mücadele veren işçilerimizin kendi siyasi tercihleri ile kendilerini işçi sınıfına değil, siyasete dayayan sendikacılarda. Demem şu ki geçmişte işçi sınıfı adına bu kadar taviz verilmemiş olsaydı, 3. havalimanında iş bulmaya, kazalara ve düşük asgari ücrete fit olunmayacaktı. Bugün sermayenin acımasızlığı karşısında sendikal mücadele ve örgütlenme ancak çok derinden ve sessiz yapılabildiği ölçüde başarı kazanıyor. Fakat patronları pek seven AKP iktidarının gözünden kaçmayan bu mücadele, ister bir karşı yasayla, ister olağanüstü hal ile hemen engelleniveriyor. Ancak gerçek mücadele 3. havalimanında olduğu gibi, bıçak kemiğe dayandıktan sonra ortaya çıkıyor, ama o da polis ve jandarmanın hışmına uğruyor.

Burada özel sektör ve özel mülkiyetin insan üzerindeki etkisini kısaca tespit gerekir.

“Özel mülkiyet işçi sınıfını, üretimin maddi koşullarından kopararak yabancılaşma sürecinin doğurduğu insana aykırı toplumsal ilişki biçimlerinden biridir. Özel mülkiyet ilişkisi mülk sahipliğine, doğanın sundukları ve emek ürünleri üstünde, toplumu dışlayacak şekilde tasarrufta bulunma iktidarını verir. Özel nitelemesi, ille de bireysel, kişisel, şahsi demek değildir. Özelin asıl anlamı, herkese açık olmayan demektir. Ekonomi politik dilde ‘özel’, toplumsal olmayan anlamına gelir” (Yusuf Zamir, Devletçi Sapma, sayfa 44).

24 Ocak kararlarını 12 Eylül darbesiyle hayata geçiren ve ülkeyi kendisi için dikensiz gül bahçesine döndüren özel sektör, ücretleri sabitledikten sonra işçi sınıfını üretimin maddi koşullarından kopararak kendi yeteneklerine yabancılaştırdı. İş yapma yeteneklerinden yalıtık hale getirilen insanlar, kendilerini sermayeye hizmet etmekten başka çarelerinin olmadığını anladılar. Böylece toplum ekonomik ve siyasal olarak istenilen hizaya sokuldu. Temel ihtiyaç maddelerini üreten KİT’lerin devre dışı bırakılmasını sağlayarak, kendi ürettiği yüksek karlı ürünleri insana dayattı. Buna iktidar yanlısı sendikalarla, onların etkilediği işçi sınıfı sessiz kalınca 3. havalimanındaki ve benzeri yüzlerce greve gidildi. İşçi sınıfının desteklediği bir iktidarın yardımıyla, patronlar 3. havalimanındaki işçilerimizin emeğini gasp ederlerken işçi sınıfının emeğinin gasp edilmesi bundan sonra duracak mı derseniz, bunu işçi sınıfının, sınıf bilinci, iradesi ve siyasi tercihi belirleyecektir.

Ayırımsız tüm iktidarlar insana, “Dünya malı dünyada kalır”, kefenin cebi yok”, “ülke kalkınsın”, “toplumsal refahı arttırmalıyız” “kalkınmada tünelin ucu göründü” gibi kulağa hoş gelen sözlerle, daha çok üretim, daha çok tüketim, daha az ücret, her zorluğa boyun eğme, her şeye rıza gösterme, nemelazımcılığı telkin etti. Sonuçta kapitalizmin tüm krizlerini daha ucuz üretim için işçi sınıfının, daha çok tüketim için halkın sırtına yüklediler.

Seçimde gördüğü destekle Osmanlıyı bile vadeden bir iktidar, siyasal İslamcı özel sektörün dolarla sınavının faturasını yine biz halka yükledi. Dolar sınavını bahane eden özel sektörse Türkiye’yi sonu belli olmayan bir meçhule doğru sürükleyip duruyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: