İşçi sınıfının kontrolü ve Taylorizm

Sovyetler Birliği’nin dağılması ve dünya dengesinin emperyalizmin lehine bozulması ile ABD ve AB sermayesi zaman kaybetmeden vahşileşmeye başladı. İlk örneği de 12 Eylül darbesiyle Türkiye oldu. Ucuz işgücü mantığıyla fabrikalarını Çin’e taşıyan emperyalist Batı, ucuz üretimle şişen piyasaları rahatlatmak için yeni pazarlara ihtiyaç duydu. Bu amaçla önce Balkanları ve Arap Baharı ile Afrika’yı, şimdi de malum Suriye’yi kana buladı.

Küreselleşmenin getirdiği ucuz işgücü ve vahşileşmenin insan için bir bedeli, karşılığı olmalı. Zihin açıcı olması bakımından, her dönemde, eskiyi yerinde tutmaya çalışan eğilim ile eskiyi inkâr ederek yenileşmek isteyen eğilimin birbiriyle mücadelesini bilmekte fayda var. Sermaye işçi sınıfına karşı saldırganlığını gün geçtikçe daha çok arttırırken, işçi sınıfı bunun bedelini hem emeğiyle hem iş cinayetlerinde canıyla ödüyor. Vahşileşmeye karşı sendikalara ve sınıf partilerine önemli görevler düşmektedir. Bu da ancak sınıfın doğru bilgilendirilmesi ve doğru mücadele stratejisi çizmekle olacaktır.

  1. yüzyılda işçiler makinelerin eklentisi haline gelince sermaye işçi sınıfı üzerinde gerçek egemenliğini kurar. Kapitalistler makineli üretimden yararlanmak için işçileri sıkı bir disiplin altında çalıştıracak yeni yöntemler ararlar. Amerikalı mühendis “Taylor’a göre, üretim bilgisi, tasarlama, planlama gibi zihinsel işler işçilerden alınıp fabrika yönetimine verilmeli. Böylece üretimin örgütlenmesinde işçilerin hiçbir ağırlığı kalmamalı. Üretim niteliksiz işçilerin de yapabileceği şekilde küçük parçalara bölünmeli. Böylece işçilerin üretimi kontrol etmelerine son verilir ve ucuza çalışacak düz işçilerin hep aynı iş parçasını yaparak robotlaşacakları için yüksek verim alınabilir. İşin nasıl yapılacağı işçilere bırakıldığında, işçilerin kendi aralarında dayanışması gereği işi ağırdan almakta, böylece işin bütün bilgi ve becerisine sahip olmayan yönetimi aldatabilirdi. Sovyet Gastev de “çağın örgütleyici iktidarı, insan değil makinedir, modern fabrika yapısı kültürün ve modern psikolojinin tamamen yeniden yapılanması için gereken araçları sağlamaktadır” der ve makinelere atfettiği iktidar ile makinelerde somutlaşan sermayenin iktidarını savunur.” (Yusuf Zamir, Devletçi Sapma, Bölüm Taylorizm sayfa 106).

Sovyetler Birliği dönemindeyse, meclisin sol kanadından Nikolay Osinski, Taylorcu dayatmaya karşı çıkar ve “işçiler arasında dayanışmayı çökertecek ve işçileri bireysel işgücü satıcıları olarak birbiriyle rekabete düşüreceğini” söyler. Ona göre “işçiler bir günde mümkün olduğunca çok para kazanmaya teşvik ediliyor, öteki ihtiyaçları için ne zamanları, ne ilgileri kalıyordu. Sınıfa Taylorcu disiplinin dayatılması, işçilerin fiziksel olarak yorgun düşmesine, sınıfın bir bütün olarak pasifleşmesine ve iş dışında toplumsal görevlere duyarsızlaşmaya yol açıyordu. İşsizliğin alabildiğine arttığı bir ortamda işgününü uzatmaksa saçmaydı ve işgünü kısaltılmalıydı.”

Yine, Sovyetler Birliği döneminde sendika temsilcilik seçimleri ve işleyişinde problem vardır. Fabrikalarda, sendika seçimleri devletin vesayetine bağlanır. Perkin adında bir delege Rusya sendikalar kongresinde, bu durumu şöyle protesto eder: “Eğer bir sendika toplantısında bir kişiyi temsilci olarak seçmişsek, yani işçi sınıfının bu konuda iradesini ifade etmesine izin verilmişse, o kişinin bizim çıkarlarımızı temsil etmesine müsaade edileceğini düşünürsünüz. Fakat hayır. Kendi seçtiğimiz temsilcinin otoriteler tarafından onaylanması gerekmekte! Bu da proletaryayı maskara yerine koymak demektir.”

Kasımın ortalarında Lastik İş Sendikası Genel Başkanı Abdullah Karacan, sendikaya üye biri tarafından silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Saldırıyı yapan kişi, çarpıcı bir ifadeyle yeni bir sendikacılık profili çiziyor: “Fabrikaya bir önceki şube başkanı zamanında girdim, şimdiki başkanla eskinin arası açık. Şimdiki genel başkan şube başkanını görevden aldı. Eski başkanın işe aldığı kişileri çalışamayacakları birimlere verdiler ve mobing uygulayarak işten çıkardılar. Yaşananların arkasında sendika vardı. Benim de sağlık nedeniyle gittiğim bölümde tam bir performans göstermem mümkün değildi, bu da beni zorlayacak ve belki de işten ayrılmama neden olacaktı.”

Bugünün sendikacılığından sadece bir örnek, varın gerisini siz düşünün

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: