Gençlik Nereye Yönlendiriliyor?

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100. yıldönümünü iktidar ve muhalefet birlikte kutladı. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu ile ortak aday olarak seçime giden Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli törende el sıkışmadılar. Anlaşılan iki lider için bayram da olsa, barışmak olmuyormuş.

Sosyal medyanın çok güçlü olduğunu söyleyenler, galiba doğru söylüyorlar. Sosyal medyaya bakıyorum, ulusalcılık söylemi tavan yapmaya başladı. Bu ulusalcı söylemi tutturan kesimin altmışlı ve yetmişli yılların 19 Mayıslarındakifotoğraflarını paylaşarakgençliği,ekonomik ve siyasal kriz üreten AKP İktidarının politikalarından uzak, Atatürk ilke ve devrimleri ile laik, çağdaş, bilimsel, demokratik ve ulusalcı bir çizgiyeyönlendirmek istemleri olduğu görülüyor. Bu istemin nedeni, 12 Eylül sonrasıiktidarların, özellikle AKP İktidarının “Cumhuriyette” yarattığı tahribatın büyüklüğü ve telaşıdır.

Ulusalcı (milliyetçi) çizgiyi savunanlara, gençliğin nereyeyönlendirileceği, hangi çizgide eğitileceği ve nereye evirileceğine karar verme hakkını nasıl kendilerinde buluyorlar, böyle bir hakkı kim onlara veriyor, sormak lazım. Bilimsel, laik ve demokratik eğitim hakkı, kimselere bırakılamayacak kadar önemli ve bunun öznesi de gençliğin kendisidir. Ama yanlış olduğu kadar kötü olan, halkın seçtiği hükümetlerin buna karar vermiş olmaları ve çocukları ailenin elinden alarak tam da sermayenin istediği gibi yönlendirmeleri, eğitmeleri ve belli bir aşamaya evirilmeleridir.Ondan sonra, al sana, yetenekleri köreltilmiş, kendi başına iş becerive cesareti olmayan, dünyaları tersine döndürülmüş işsiz güçsüz bir gençlik.

Samsun’da bayrak taşıyan, İzmir Marşı söyleyen ve “Herşey güzel olacak”, diyen gençliği şimdi ne bekliyor? İktidar ve muhalefet onlara, gelecek gözüyle bakıyor. İktidar ve muhalefet demek devlet demek, devlet sermaye demek, o halde sermayenin umudu gençlikte. O halde gençlik, emeğiyle fabrikaları çalıştırmalı, vergisiyle devleti kalkındırmalı, askerlikle sermayenin ve halkın güvenliğini sağlamalı, pazarıyla, tüketimiyle tüccarı, bankacıyı zengin eden bir varlık olmalıdır. Denilenleri yapmayan bir toplum herhalde yoktur. Sermaye halktan ve işçiden aldığına karşılık onlara ne veriyor, dersek koskoca bir işsizlik. İşçiden kazandığının ise bir kısmını kendi cebine atarken, diğerini hisse senetleriyle ortağı olduğu emperyalistlere gönderiyor. Lafa geldiğinde, halktan, işçiden, gençlikten çok kendileri karşılar emperyalizme!

Her 19 Mayıslarda geçliğe vurgu yapılır, anlamlıdır da bu vurgu. Bir tek örnek “Köy Enstitüleri” ile “İlköğretim Okulları” dışında halkın çocuklarına kapılarını açan cumhuriyetin aydınlık yüzü var mıdır? Şimdilerde, Cumhuriyetin kazanımlarını satma ve bu satışlardan elde edilen paralarla yabancı sermayeyle ortaklık modası var. Ülkemin insanı için değil de yabancı sermaye gelsin diye hukuk devleti mücadelesi yapılıyor. Tarım ve hayvancılıkta dünya insanı oldu ülkemin genci. Tarım ve hayvancılıktaki yerel üretimİsrail’e havale edildikten itibaren genç kuşak, doğusuna batısına bakmadan bir başka ülkeye göç ederek dünya işçi sınıfınıoluşturmaya katkıda bulunuyor artık. Göçün en hızlı ve çok olanı beyin göçü oluyor tabi ki.

Ulusalcılık ve ulus devlet günümüzün gerçeğidir. Kendi halkını ulusal ideolojik yapı etrafında birleştirmek de görevidir. Ne var ki, ulusalcı ideoloji, toplumun ekonomik ve siyasal sorunlarına çözüm bulamayınca insanlar çözümü, geleneksel üst yapıda, dinsel referanslarda aramak zorunda bırakılıyorlar. Ümmet toplumu ile modern toplum arasında sıkışıp kalıyorlar.

Prof Dr Türkan Saylan Hocanın Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üzerinden genç kuşaklar için, özellikle kız çocuklarının okutulması mücadelesi, aydınlıkçı, çağdaş ve laik bir toplum inşası mücadelesidir. Doğru anlaşılması gerektiğini laik çevreçok daha iyi biliyor ne var ki her on yılda bir tırpanlanan gençlik, 1980 sonrası ayağa kalkamayınca başındasarıkla gezmek zorunda bırakılmış, şimdi, o sarığı sallayıp atmak istediğini 31 Martta göstermiştir.

Ulusalcı ve ümmetçi iki anlayışın, Atatürk’ü anma programına, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin“davet edilseydik biz de giderdik” diyerek davet edilmediklerini söylemesi ile HDP ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in katılmayışları, demokrasinin yüz yılda getirildiği yeri tarif ediyor sanırım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: