Ören; “Sıbyan mektepleri dine yapılan kötülüktür”

Türkiye Kamu-Sen’e Bağlı Türk Eğitim-Sen Zonguldak Şube Başkanı Şahin Ören ile TBMM’sinde görüşülen Milli Eğitim’e ayrılan bütçeyi ve iktidarın Millieğitim politikası üzerine görüşlerini aldık.Şahin Ören Özellikle, ücretli, sözleşmeli,atanamayan öğretmenlerin sorunlarına değindi.Ören Liyakatın önemine, Osmanlı modeli olan sıbyan mekteplerine dikkat çekti.

 

SUSMA: TBMM ‘ye sunulan 2020 bütçe kanunu tasarısında MEB’e ayrılan bütçesinin milli gelire oranı OECD ortalaması olan %6 ‘nın çok altında olduğunu görüyoruz. Bu konu hakkında neler söylersiniz?

Şahin Ören; 2018 yılında MEB’e ayrılan bütçe 92 milyar 529 bin TL, 2019 yılında 92 milyardan 193 milyona çıkmış, 2020 de ise 125 milyar 397 bin tl olarak belirlenmiş. Oransal olarak baktığımızda bir artış görülüyor gibi dursa da bunun kişi başına düşen ortalaması sizin de bahsettiğiniz OECD ortalamasının çok aşağısında. Dolayısıyla bunun yeterli olmasının ötesinde, çok kayda değer bir artış olmadığını görüyoruz. Tabi burada MEB’ e ayrılan paranın çok ciddi bir kısmı %80 ‘ nin üzerinde ki bir kısmı personel giderleridir. Yani zorunlu harcamalara ayrılan kısmıdır. Bizim burada eğitime ayrılan kısımdan sormanız gereken şu olmalıdır. Nitelik konusunda, fiziki yapı konusunda hangi çalışmalarımız var bunlara ne kadar bütçe ayırdınız? Mesele budur dolayısıyla bu ayrılan para yeterli değilken, %80’nin üzerindeki kısmı personel giderlerine ayrılmışken bu paranın ancak %8’ i ancak eğitim giderlerine ayrılmış, bu da bizim ihtiyaçlarımızı karşılamaktan çok uzaktır. Yani hazırlanırken temel ihtiyaçlar göz önüne alınmıştır. Eğitimde 2023 vizyonuna uygun, eğitimin modernleşmesi noktasında bir çaba bulamadık. Ekonomik tabloya baktığımızda bunu göremiyoruz. Olaya şu açıdan da bakacak olursak bütçede personel giderlerine ayrılmış ama bizimn bildiğimiz 83 bin ücretli öğretmen var. Bir ülkede ücretli öğretmen 1.500 TL gibi rakamlarla çalıştırılması o ülkede eğitime verilen önemle de doğru orantılıdır. Hepimiz şunu biliyoruz ki gözle görünür bir bütçe ayırsanız ücretli öğretmenlik diye bir şey olmaz. Ücretli öğretmenlik bir sömürü düzeniyken bir taraftan diğer taraftan da öğretmenlerin içerisinde siyasi yakınlığa bağlı olarak alınanlarda var tabi. Eğitimin niteliğinin düşmesi anlamına da gelir bu  şüphesiz çünkü bunların içinde formasyonsuz ve açık öğretim çıkışlı olanlarda mevcut. Tüm bunları göz önüne aldığımızda bu ayrılan bütçenin yetmediği, düşük ücretlerle insanlar çalıştırıldığını da görmekteyiz. Benim eşimde ücretli öğretmen olarak çalışıyor ve 1.500 TL maaş aldı. Asgari ücret 2020 tl, bir bakkalda işçi çalıştırırsanız ve devlet sizin bu işçiye 1.500 tl maaş verdiğini öğrense size ceza yazar. Aynı suçu devlet kendi eliyle işliyor. Bu anlamda MEB’e ayrılan bütçe beklentilerin çok uzağında kalmıştır.

SUSMA: Güvenceli istihdamın önünde bir set olarak öğretmenlerimizin ücretli, sözleşmeli ve özel okullarda düşük ücretlerle güvencesiz bir ortamda çalıştırılmaları söz konusu sendika olarak bu güvencesiz ortama karşı nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz?

Şahin Ören; Çok güzel bir soru sordunuz ve bu soruda bahsedilenlerde eksik olduğumuz, kaldığımız bir soru bu. Kamu sendikacılığında eksik olduğumuz bir soru bu. Kamu sendikacılığı isminden de anlaşılacağı üzere kamuda çalışan 657 sayılı kanuna tabi insanları öngörüyor. Dolayısıyla bizim kapsamımız dışında ama insani alanımızın dışında değil. Bunu red edemeyiz, bizzat içerisinde değiliz dedim çünkü biz masaya oturduğumuz zaman 657 sayılı kanuna tabi kamu çalışanların için oturuyoruz. Mücadelemizde bunlara yönelik yürütebiliyoruz ve bunların üzerinden sendika işlevlerimizi yerine getirebiliyoruz ama sendika dediğimiz şey aynı zamanda çok ciddi bir sivil toplum kuruluşudur. Sivil toplum kuruluşlarının biz bunu kabul etmiyoruz, bu bizim kapsam alanımızın dışında deme gibi bir lüksü yoktur çünkü bu arkadaşlarımız da aynı şekilde eğitim fakültesini bitiren öğretmenlerdir. Onları ataması yapılmayan öğretmenler olarak nitelendiriyoruz. Yani eğer böyle bir sorun varsa devlet buna çözüm üretmek zorundadır. Kaldı ki 100 bin-120 bin öğretmen açığımızın olduğu bu dönemde öğretmenlerin 1.500 gibi komik rakamlarla çalıştırılması resmen köleliktir. Biz buna sömürge sistemi veya ücretli kölelik diye de ifade ediyoruz ücretli öğretmenliği. Bir kere bu insan haklarına aykırı bir düzendir, bir istihdam modelidir ve hukuk ihlalidir aynı zamanda. Bunun dışında bakın insanlarımız intihar ediyorlar, öğretmenlik okumuş, bitirmiş ve çalışma alanında bir şekilde yer bulamayıp, kendini ifade edemeyen, enerjisini öğrencilerine aktaramayan öğretmenlerimiz var bunların içinde işte bu yüzden bu acı durumu görmezden gelmek bence insan olmanın ötesine çıkar. Nasıl bir mücadele yürütüyorsunuz? Dediniz açıkçası bu konuda bütün kamu sendikaları olarak suçluyuz. Bunu itiraf etmek gerekir ama bir nebze sendikam bunlar için çalışmalar yürütmekte. Bakın biz üç kere Ankara’da ataması yapılmayan öğretmenlerle ilgili eylem yaptık, çalışma alanımızın dışında olmasına rağmen. Bir eylem 1 milyon tl. Bütün illerden arabaları kaldıracaksınız, orada ses sistemini düzenleyeceksiniz, izin alacaksınız, bunların yemeklerini karşılayacaksınız gibi bunun çok ciddi bir ekonomik boyutu var. Bakın bunu bir tane dahi kamu sendikacılığında görev yapan hiçbir sendika bu dediklerimi yapmadı. Aynı zaman da 4-5 bin sözleşmeli öğretmenlerimiz var bu öğretmenlerimizle ilgili üç kez büyük eylemler yaptık, seslerini ilgili mercilere duyurabilsinler diye. Basın aracılığıyla benim onlara önerim şudur; iki tane kuruluş var ataması yapılmayan öğretmenlerle ilgili. Bunlardan bir tanesi AYUB’ dür bir tanesi de şubatçılardır. Bu genç arkadaşlarımızın örgütlenip seslerini duyurmaları gerekiyor ve bunların güçlendirilerek kamuoyunda, hükümetler nezlinde demokratik çabalarını, eylemlerini ortaya koymaları gerekiyor ama maalesef Türkiye’nin genel demokratik iklimiyle bağlantılı olarak bu arkadaşlarımız alanlara çıkmaktan, örgütlenmekten korkuyorlar. Hatta bazen şunu sorduğumuzda neden sesinizi daha fazla duyurmuyorsunuz? Dediğimizde; işte o hale gelmişiz ki bana bir daha ücretli öğretmenlik vermezler diyor. Ancak sana verdikleri 1000 tl-1500 tl onu bile kaybederim düşüncesiyle ekmeğim gidecek diye bir korku iklimine teslim olmuşlar. Bence buda çok acı ve düşünülmesi gerekende bir başka noktadır. Başka neler yapabiliriz diye sorguladığımızda mevcut yasalar içerisinde bu zor ama atanamayan, ücretli çalışan öğretmenlerimize biz buradan çağrı yapıyoruz; buyursunlar bütün Türk Eğitim–Sen ‘in mekânları bu arkadaşlarımıza açıktır. Onların örgütlenmelerine yardımcı olmak istiyoruz ve ataması yapılmayan öğretmenlere haklarını biraz daha yukarıya taşıyıp, taleplerini hükümetlerin daha fazla istihdamlarını yapmaları noktasında beraber çaba gösterelim.

SUSMA: Özellikle bu yılın 2. Yarısında maaşların eridiği ve vergi dilimine girdiğini görüyoruz. Bu sebeple verilen bu zam kamu çalışanlarınca hissedilmiyor bile çalışanı ezen acımasız vergi dilimi uygulamasını nasıl yorumlarsınız?

Şahin Ören; Çok yerinde ifade ettiniz çok acımasız bir sistem. Kamuoyunda çok şakavari bir laf var ‘’maaşına zam işine son’’ gibi. Şimdi bizim yetkili sendika memur-sen masaya oturuyor diyelim ki %4 ‘lük bir zam oldu. Bunun otomatik karşılığı 100 tl-120 tl, nisan ayında 120 tl fazla alıyoruz, mayıs ayına geldiğimizde 250 tl kaybımız var. Yani zam alan bir çalışan nasıl olurda zam alındığında bir öncekinden daha düşük bir maaş alır. Bu bir kere akıl yoluyla izah edilebilir bir şey değil. Burada devlet çay kaşığıyla verdiğini kepçeyle bir şekilde geri alıyor ve çalışanların fakirleşmesi noktasındaki sebeplerden bir tanesi de budur. Şimdi bu sendika toplu sözleşme sürecini kötü yönetirse, orada yandaşlık yaparsa, orada hükümetin şakşakçılığını yaparsa memurların bu tip ana meselelerini örneğin; 650 sayılı kanun, vergi dilimleri, doğuda görev yapan arkadaşlarımıza teşvik, öğretmenlerimize olan şiddetin önlenmesi, öğretmenlik çeşitliliğinin ortadan kaldırılması, başöğretmenliğin tekrar uygun bir şekilde uygulamaya getirilmesi gibi uygulamaları konuşmayıp kapalı kapılar ardında kaç tane müdür- müdür yardımcısı yapacağım pazarlığını yaparsanız, öğretmenlerin, eğitim çalışanlarının ana meselelerini ana odağından çıkarıp, bireysel çıkar noktasına getirirseniz tablo kaçınılmaz olarak bu olur. Bizim en önemli parametrelerimizden biri vergi dilimidir. Mutlak suretle bu vergi dilimlerinin kaldırılması veya en düşük seviyede tutulması gerekiyor.

SUSMA: Türkiye’ nin içinde bulunduğu ekonomik darboğazın eğitim alanında etkisi, özel okul fiyatlarındaki ve sayılarındaki artışlarda görülüyor bu mevcut durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Şahin Ören; Şimdi bir kere özel okullara nasıl bakıyoruz. Aslında Türkiye bu konuda çok ciddi bir tecrübe yaşadı 15 Temmuz’da. Özel okullara verdiğimiz şey aslında bu ülkenin geleceğidir. Dolayısıyla bir ülkenin eğitimi devredilemez, bir ülkenin eğitiminden vazgeçilemez bu konu yok sayılamaz, geçiştirilemez ve bu konu ekonomi parayla da izah edilemez. Biz Türk Eğitim Sen olarak eğitimin mutlaka millileştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi belki bir yönüyle orada görev yapan, istihdam edilen arkadaşlarımız noktasında belki nispeten kabul edilebilir birkaç iyi taraf olsa da bir ülkenin geleceği noktasında ben çok karamsar bakıyorum. Biz ne yaptık zamanında eğitim hakkımızı Fetö okullarına verdik, zamanın en iyi okulları, en iyi basım –yayın yapanları, derece yapan öğrenci çıkartanları, başarı düzeyi anlamında en üstte olan bu okullardı bunu kabul etmek lazım. Peki, altından ne çıktı? Altından ihanet çıktı, bu ülkenin temellerine konulan dinamit çıktı. Bir kere bunlar fırsat eşitliğine aykırıdır. Yani garibanın çocuğu 2020 TL ücret alan bir kişinin çocuğunun özel okullara gitme şansı var mı, yok. Zengin kişinin ise var. İkisi de aynı devlete bağlı aynı devletin evlatları. Devlet evlatları arasında ayrım yapmaz ona sunduğunu diğerine de sunmalıdır. Aksi takdir de burada bir ayrım vardır. Bu anlamda ben özel okullara karşıyım, bakanımızın da bir özel okulu var ama kesinlikle karşıyım. Karşı olmamın sebepleri; birincisi her türlü fitne fesata açık durumdadır. Özele girdiğiniz zaman, eğer bunu iyi denetleyemezseniz ki geçmişte bunu yaşadık bu anlamda milli olması ve devlet tekelinde olması bence önemlidir. İkincisi, buralar halka hitap etmemekte, varlık olarak toplumumuzun üst kısımlarına hitap etmektedir. Bu anlamda da ayrımcılık söz konusudur. Eğitim hakkının devredilememesi, kötü kullanılması, vazgeçilemez olması da bizim yine çok ciddi çekincelerimizden bir tanesidir. Onun için bence bütün özel okullar kapatılmalı, devlet eline geçmelidir. Atanmayan veyahut orada çalışan öğretmenler de mutlaka devletin himayesi altına alınmalı ve eğitim-öğretim şekli bu şekilde kontrol edilmelidir. Bunun dışında kesinlikle dini vakıflara, misyoner vakıflara, kolejlere , özel adı altında her şeyin ben ayı zamanda ileriye yönelik bir misyoner faaliyet olabileceği noktasında tehdit oluşturabileceğini düşünüyorum ve bu yüzden karşıyım. Artık buralar öğretmenleri sömürecek yerler haline de geldi. Eskiden özel okullarda çalışan bir öğretmenin maaşı daha fazlaydı şimdi ise çok daha az .  Buralar kurum sahiplerince daha çok para kazanma ve emeği sömürme noktaları haline geldi.

SUSMA: ve liyakat konusu Hz. Muhammed kendisine kıyametin ne zaman kopacağını soranlara, ‘’İş ehli olmayan kişilere verilince kıyameti bekle kıyametin kopması pek yakındır’’ demiştir. Bu sözden hareketle liyakat konusu neden bu kadar önemli ve olmaması halinde neler yaşanır, buna karşı nasıl bir mücadele içerisindesiniz?

Şahin Ören; Liyakat demek yeterlilik demektir. Yapacağı işin niteliklerine, özelliklerine uygun kişi demektir. Liyakatsiz demekte hiçbir şey bilmeden veya çok az şey bilerek çok önemli makamları sahiplenmek, oraları yönetmek noktasında bunlara görev verilmesi demektir. Şimdi aynı yerden hareketle şunu söyleyeyim. Peygamber efendimiz Kâbe’nin anahtarını gayrimüslime veriyor, daha önceden bu görev onda olduğundan dolayı sonra çevresindekiler efendim ona bu görevi nasıl verirsiniz o gayrimüslim diyorlar. – Peygamber efendimiz ise hayır diyor bu kişi bu görevi hakkıyla yapandır diyor. Şimdi bakın bizim dinimiz abdest alıp, liyakatsiz insanları bir yere yerleştirme, devleti soyma, onun üzerinden para kazanma yeri değildir. İslam demek güzel ahlak demektir. Liyakatsiz insanları hak etmediği yerlere yerleştirmekte ahlaksızlığın daniskasıdır. Dolayısıyla liyakatsiz insanlar buralara getiriliyorsa o sistem, o parti, o anlayış ahlaksızlıkla iç içedir. Neden önemlidir? Liyakat dediğimiz şey, özel sektörle de beraber konuşursak daha çok günümüzde devlet sektörünü içine almaktadır. Bu sistemle devletin fonksiyonlarını işlemez hale getirirseniz o devletin de sonunu getirirsiniz. Bu kadar da ağırdır bunu vebali. Bunun için işi en iyi yapanına, hakkıyla yapana, siyasi görüşüne, dini inancına, mezhebine bakmaksızın işi verilmelidir ve bu ülke ancak bu şekilde ileri gidebilir. İşte bu nedenden önemlidir. Eğer işi ehli olana, hakkı olana vermezseniz bu sefer hukukun da dışına çıkarsınız. O zaman artık devleti, milleti hukuk değil de güçlüler yönetir. Güçlüler yönetirse de zalimlik ortaya çıkar ve oradaki bütün insanlarımız ezilir. Onun için mutlaka bir demokratik anlayış, hakkaniyet çerçevesinde devlet yönetimi, bütün makamlar, mevkiler liyakat esasına göre verilmek zorundadır. Bugün bunun sonucunun çilesini çektiğimiz yerlerden bir tanesi MEB’ dir. Sayın Cumhurbaşkanı da ifade ediyor, diyorki: ‘’Biz her şeyi başardık ama milli eğitim de başarılı olamadık ‘’ neden peki, çünkü siz 2014 yılında bir gecede 100 bin -120 bin yöneticiyi bir anda olduğu gibi yerlerinden çıkarıp attınız. Bizden değil diye. Ondan sonra yerlerine getirdiğiniz liyakatli olmayan insanlar bu ülkeyi geriye sürükledi. Pisa testlerin de ve diğer testler de ellinci- altmışıncı sıralardayız. Şu anda 48. Sıraya çıkmışız diye övünüyoruz. Ancak biz bu sırayı 2012- 2013 yıllarında da elde etmiştik. Bu da demektir ki değişen bir şey yok. Bizim atalarımız, Türkiye insanı çağ açıp, çağ kapatan zeki insanlardır ama siz bu insanları iyi eğitemezseniz işte böyle testlerde hak etmediğimiz yerlerde buluruz kendimizi ve başımızı öne eğdirirsiniz.  Bunun için başarının en temel parametrelerinden bir tanesi işi ehline vermektir.

SUSMA: Şiddet toplumumuzda dikkat çeken bir boyuttayken son günler de özellikle eğitim kurumlarımızda da görünür hale gelmesini neye bağlıyorsunuz siz sendika olarak nasıl bir rol üstleniyorsunuz?

Şahin Ören; Bunun en temel sebebi öğretmenin itibarsızlaştırılmasıdır. Öğretmenlik maaşı Peygamberlik maaşı iken, Atatürk zamanında yirmi cumhuriyet altını alınırken ve millet vekillerine zam istendiği zaman, Atatürk’e gelip diyorlar ki; Atam milletvekillerine zam yapacağız ne diyorsunuz? Dediklerin de, Mustafa Kemal Atatürk : ‘’Aman sakın ola ki öğretmen maaşlarını geçmesin vekillerin maaşı ‘’ demiştir. Şimdi bugün düz bir memurla öğretmen maaşı aynı ve öğretmenlerimiz hak ettikleri, kendilerine vermeleri gereken özeni bu sistem de, bu maaşlarla maalesef ki veremiyorlar. Bir öğretmen bir mahalleden geçerken adeta bir manken edasıyla girmelidir. İşte beyler takım elbisesiyle, rugan ayakkabısıyla, saatiyle, hanım efendiler ise aynı şekilde kişisel bakımıyla, kıyafetiyle  aynı edayla geçmelidir ki toplum şunu demelidir çocuklarına ;’’ bak öğretmenini görüyor musun’’ ben de çocuğumu öğretmen yapacağım demelidir feyiz alınmalıdır toplumca ama şimdi görüyoruz ki öğretmenlerimizle diğer düz memur olan insanlarımız aynı seviyeler de , hatta çoğu zaman onlardan öğretmenlerimiz onlardan eksik kalarak kendilerini geliştirecek kişisel, kültürel faaliyetlere katılamıyorlar. Zihinsel anlamdaki okuma Faaliyetleri için kitap alamıyorlar. İşte bunlar bizi sıradanlaştırıyor.  Bunlar bizi sıradanlaştırdığı zaman öğretmenlik mesleği de görmesi gereken değeri göremiyor. O zaman birilerinin de eli de kolay kalkıyor dili de kolay kalkıyor. Dilin kalkması sözel şiddet, elin kalkması fiziksel şiddettir. Şiddetin temel sebeplerinden bir tanesi de budur. Tabi bunlara ek olarak siyasilerin öğretmenlerimize bakış açısı da çok önemli, onların öğretmenler çok maaş alıyor demeleri, az çalışıyorlar demeleri, sizden daha çok var denmesi de öğretmenlerin veliler gözünde, toplum gözün de itibarsızlaştırıyor. Bir diğer sebebi de öğretmenleri koruyacak şiddeti caydıracak şiddetin önüne geçecek yasaların noksanlığıdır. Velilerden herhangi biri öğretmene uyguladığı şiddetten sonra anlamsız bir şekil de birkaç saat sonra elini kolunu sallayarak serbestçe çıkıyor emniyetten.  Aynı sorunları doktorlarda da gördük ve ne oldu caydırıcı meslek kanunlarının konmasıyla şuan onların bir düğmesini kopartırsanız şayet bir sene hapis cezası var. Öğretmenlerimizi de aynı şekilde koruyacak meslek kanunlarına ihtiyacımız var. Biz 15 gün önce Sakarya milletvekili ve MHP grup başkan vekili, Iğdır milletvekili gibi pek çok ilin milletvekilleriyle beraber şiddetle ilgili yasa tasarımızı hazırladık ve TBMM’ ye sunduk. Aynı zaman da kendi bünyemiz de öğretmenlik meslek kanunları hazırlıyoruz, bunun dışında eylemlerimizle, basın açıklamalarımızla şiddete karşı çıkıyoruz. Ancak bunların devlet eliyle de, okulların güvenlik tedbirleri daha sıkı kontrol edilmelidir.

SUSMA: Okul öncesi eğitim de bir Osmanlı modeli olan sıbyan mekteplerinin kontrolsüz artması, denetimsizliği söz konusu bu sorun için neler söylersiniz?

Şahin Ören; Bence Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit koyuyorlar. Ne demek istiyorum peki? Okul öncesi eğitim bilimsel bir eğitimdir. Okul öncesi eğitim de görev alan öğretmenlerimizin çocuk gelişim evrelerini bilen, pedagojik formasyonu olan ehil kişiler tarafından verilmesi gerekiyor. Aynı zaman da eğitim yapılan aydınlık, çağdaş devletin atadığı öğretmenlerce yapılan yerlerdir. Şimdi siz pek çoğu denetimsiz veya denetimli olanlar da pedagojik formasyon eğitiminden uzak insanları sırf sure biliyor diye 4-5 yaşındaki çocukların başına verirseniz orada bir nesli kaybedersiniz. Bir nesil bence kayboluyor, ben muhafazakâr bir insanım fakat gelecek için böyle karanlık düşüncelerce verilen eğitim beni ürpertiyor. Bir kere isim olarak ‘’sıbyan’’ denmesi dahi problemli. Burada ki çocuklarımız 4-5 yaşında haliyle okuma ve yazmaları yok, verilenler ezbere veriliyor. Oyun yoluyla ne şekilde olursa olsun birincisi buralarda okul öncesi öğretmenlerin olması gerekiyor kesinlikle, ikincisi eğer bir din eğitimi verilecekse okul öncesi öğretmenler eşliğinde olmalıdır bu. İlahıyat mezunu veya benzer alanlarla bu yerler de küçük çocuklarımıza verilen eğitimle- okul öncesi öğretmenlerince verilen eğitim arasında dağlar kadar fark var. Bu kişiler çocuğun motor becerilerini, gelişim evrelerini bilemez, kara düzen öğretmeye çalışır. Kızar bağırır ve çocuğun seviyesine inemez, iletişimleri güçlü olamaz, bu mümkün değil. İşte bu yüzden çocukları dinden de örgün eğitimden de soğutursunuz bu nettir ve belki bu çocuk bütün yaşamında dinden, eğitimden nefret edecek ve uzak kalacak. Bence sıbyan mektepleri dine yapılan kötülüktür. Dolayısıyla bu eğitimlerin doğru zamanda işinin ehli kişilerce, çocukların yaşlarına uygun eğitim verebilen, pedagojik formasyonu olan eğitimcilerce verilmesi gerekiyor. Bununla beraber okullarda değerler eğitimi adı altında sarıklı insanların, adı-sanı bilinmeyen derneklerce değerler eğitimi verilmesine son derece karşıyım. Bunları da şöyle yorumluyorum Atatürk Cumhuriyetinden Türkiye’nin uzaklaştırılmak istendiği anlayışı çıkmaktadır ve bana göre çağdışıdır, bu ülkeye yapılan kötülüktür. Sayın bakanımızın bir sözü var ‘’ Bu ülkenin ortak değeri din değil, ahlaktır’’ diyor. Bu nedenle burada bizim önceliğimiz bilim olmalıdır, ahlak olmalıdır. Türk Eğitim Sen olarak sıbyan mekteplerine karşı olduğumuzu, değerler eğitimi altında yatılı okullara, cüppeli, sarıklı insanların buralara konulmasının ülkemize bir ihanet olduğu düşüncesindedir sendikamız. Bizler Türk Eğitim Sen olarak Atatürk’ün ilke ve inkılâplarını benimseyen, demokrasiden yana, cumhuriyetin bölünmez bütünlüğünden yana aynı zamanda da insanların dini hassasiyetlerine saygı duyan ve yüzü hep aydınlığa bakan sivil toplum örgütüdür.

One comment

  1. TÜRKİYEDEKİ MÜSLÜMANLARIN HALİFESİ · · Cevapla

    osamnılın en büyük tadası islami eğitim işlerini cemaatlere tarikatlara bırakmasıydı. devlet olarak öğretmemesiydi. cemaatlerde islam asker değil,şeyhlere köle yetiştirdiler…osmanlı onun için yıkıldı

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: