Behice Boran: Dünyanın ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine adanmış bir yaşam

1 Mayıs 1910’da Bursa’da doğdu. İlkokula Bursa’da Fransız İlkokula giderek başladı. Kazan Tatarı olan ailesi 1920 yılında İstanbul’a taşındı. Ortaokul ve liseyi Amerikan Kız Kolejinde birincilikle tamamladı. Bağımsızlık savaşı ve cumhuriyetin kuruluş yıllarında şoven milliyetçi olmayan bir yurtseverdi.

Ülkenin kalkındırılması ve çağdaşlaştırılmasının yolunun eğitimden geçtiğini düşünüyordu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne girdi. İkinci yılında kendi isteği ile Manisa Ortaokuluna İngilizce öğretmeni olarak atandı.

Amerikan Kız Kolejindeki bir öğretmeninin girişimi ile Michigan Üniversitesinden davet aldı. Uzmanlık dalı olarak sosyolojiyi seçti. Üniversite eğitiminden beklediklerini bulamadığı bir dönemde Marksizm ile tanıştı. Marksizm dünyasını değiştirdi. Yolunu belirledi.

1939’da “Bir Mesleki Mobilite İncelemesi” adlı tezi ile doktorasını aldı ve yurda döndü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Fakültede ırkçı, muhafazakâr hatta bir bölümü Nazizm’in etkisi altındaki gruba karşı Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu, Niyazi Berkes ve eşi Mediha Berkes’in oluşturduğu ilerici, demokrat grubun içinde yer aldı. Bu grup önemli dersleri, konuşmaları ve yazıları ile yeni bir dalga yarattılar.

Behice Boran’ın verdiği dersleri, sadece fakülteden değil diğer okullardan da izlemeye gelenlerin olması nedeniyle büyük salonda yapılırdı. Sosyoloji biliminin temellerinin atılmasında büyük katkıları oldu. 1941’de Manisa’nın on köyü üzerinde yaptığı saha araştırmaları sonucu “Bir Köy Üzerinde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme” konulu doçentlik tezi ve Sosyolojide Tekâmül (Gelişme) başlıklı sunuşu ile 1942 yazında doçent oldu. “Toplumsal Yapı Araştırmaları – İki Köy Çeşidinin Mukayeseli Tetkiki” adlı kitabını 1945 yılında tamamladı. Çalışmaları sosyoloji alanında yeni bir çığır açtı.

1941 yılının Ocak ayında Boratav, Berkes’ler ve fakülte dışından Adnan Cemgil ile birlikte “Yurt ve Dünya” dergisini yayımlamaya başladı. Derginin sahibi ve yayın müdürlüğünü üstlendi. Dergi, yükselen savaş çığırtkanlığı, faşizm ve ırkçılığa karşı, barış ve demokrasi yanlısı ilerici yaklaşımlı, sanat edebiyat alanında “toplumcu gerçekçi” karakterliydi.

1943 yılında, “daha belirgin bir ideolojik çizgi”de yayın yapmak için “Adımlar” dergisini çıkarttı. Yine derginin sahibi ve yayın müdürüydü. Muzaffer Şerif Başoğlu ile birlikte yürüttükleri dergi çalışmasında TKP yöneticilerinden ve Ankara lideri Zeki Baştımar, 1961’de senatör seçilerek TİP’e katılan Niyazi Ağırnaslı, yazar Kemal Bilbaşar, yazar ve çevirmen Burhan Arpad, Enise Apak, öykü yazarı Sabahattin Ali, yazar ve çevirmen Suat Taşer, Boran’ın öğrencileri ve birçok aydın yer aldı.

“Yurt ve Dünya” ile “Adımlar” dergileri 15 Mart 1944 tarihinde “hükümetin umumi siyasetine aykırı neşriyat yapmak” gerekçesiyle kapatıldı. Her iki dergi de çorak düşünce ve sanat alanında derin etkiler yarattı.

Marksizmi benimsemiş bir kişi olarak kuramsal çalışmalarını, dünyayı değiştirmek üzere Marksist politik çalışma ile bütünleştirmek isteyen Behice Boran 1942 yılında, çalışmalarını gizlilik koşullarında sürdüren Türkiye Komünist Partisi’ne katıldı. “Adımlar” dergisinin çıkışı örgütlü politik çalışmanın bir sonucu olmuştu. Aynı zamanda Partinin gençlik çalışmalarında yer alarak gizli İlerici Demokrat Gençler Derneği’nin, 1945 yılında yasal olarak kurulan Türkiye Gençler Derneği’nin çalışmalarını destekledi. Derneği yayın organı “Ant Gençlik”te faşizm üzerine yazılar yazdı.

1946 yılında TKP lideri Şefik Hüsnü Deymer’in yasal olarak kurduğu Türkiye Sosyalist Emekçi Köylü Partisi’ne (TSEKP) destek verdi. Partinin “Söz” gazetesinde demokrasi, demokrasinin sınıf karakteri ve halkın siyasete katılımı üzerine makaleler yazdı.

  1. Dünya Savaşı’nın müttefiklerce kazanılması ve İsmet İnönü’nün başında bulunduğu CHP’nin tek parti yönetiminin ABD, İngiltere ve Fransa öncülüğünde oluşacak sistemin içinde yer almak istemesi sonucunda çok partili yaşama geçme konusunda adımlar atılmaya başlandı. Sabiha ve Zekeriya Sertel yönetimde çıkan “Tan” gazetesi Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Niyazi Berkes gibi akademisyenleri, Cami Baykurt, Tevfik Rüştü Aras gibi tek parti yönetimi karşıtlarını yazar kadrosuna almıştı. 1 Aralık 1945’te çıkan “Görüşler” dergisinin kapağında “Mecmuamıza Yazı Vadedenler” duyurusunda Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Cami Baykurt’un yanı sıra sol kanattan Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes, Adnan Cemgil, Sabiha Sertel’in isimleri yer alıyordu.

Çok partili yaşama geçerken güçlü bir demokratik, sol çevrenin bulunması hem CHP hem de DP tarafından kabul edilebilecek bir durum değildi. 4 Aralık 1945 tarihinde milliyetçi ve ırkçı öğrencilerden oluşan kalabalık, devlet kurumlarının ön açmasıyla Babıali’ye doğru yürüyüşe geçti. Tarihe “Tan Gazetesi Baskını” olarak geçen saldırıda Tan gazetesi ve Görüşler dergisinin basıldığı matbaa tahrip edildi. Ardından gazete ve dergiler kapatıldı. Baskından iki gün sonra Boran, Boratav, Berkes’ler ifade vermek üzere bakanlığa çağrıldı. Müfettiş raporları bir suç unsuruna rastlanmadığını söylemesine karşın, Görüşler dergisinin yazı kadrosunda bulundukları gerekçesiyle bakanlık emrine alındılar. 17 Aralık 1945’te DTCF’deki görevlerinden uzaklaştırıldılar. Ancak Danıştay kararıyla geri döndüler. 1946 yılında hükümetin baskıyla Fakülte Yönetim Kurulu ders vermelerini yasakladı. Üniversitelerarası Kurul kararı bozdu. Üniversite işleyişi içinde atılmalarını başaramayacağını anlayan iktidar, 1948 yılında çıkardığı kadro yasası ile Boran, Berkes ve Boratav’ın adlarını sayarak üniversitedeki kadrolarının ödeneklerini kesti. Haklarında özel kanun çıkartılarak, memuriyetleri devam etmesine karşın ders vermeleri engellendi. İdarenin başvurduğu Danıştay önce bir suç oluşmadığına karar vermesine karşın baskılar sonucunda “sağcı talebeleri sınıfta bırakmak, komünizmi ve Rus rejimini methetmek” suçlamalarından yargılanmalarına karar verdi. Üçer ay ceza aldılar. Yargıtay 1950 Haziran’ında bu karar bozuldu. Ancak beş yıllık usulsüzlük ve hukuksuzluk sonucunda üniversiteden kopartıldılar.

1946 yılında çevirmen Nevzat Hatko ile evlendi. Basın Yayın Umum Müdürlüğünde çalışan ve Anadolu Ajansı ve Radyo dış yayınlar bölümünde tercümanlık da yapan Nevzat Hatko’nun işten çıkartılmasından sonra 1949 yılında İstanbul’a taşındı.

1950’de “Nazım Hikmet’e Af” çalışmalarına katıldı.. Hür Gençlik dergisinde “Nazım Hikmet’in Büyüklüğü” yazısı yayımlandı.

Yüzbinlerce insanı hayatına mal olan atom bombalarının atılması ve Sovyetler Birliği’ne karşı yürütülen “soğuk savaş” Türkiye’de savaş çığırtkanlığını yükseltiyordu. Tüm dünyadaki barış istemlerinin bir yankısı olarak 14 Temmuz 1950’de Türk Barışseverler Cemiyeti” kuruldu. Kurucular kurulunun görev dağılımında Behice Boran başkanlığa, Adnan Cemgil genel sekreterliğe getirildi. 25 Temmuz 1950’de Demokrat Parti hükümeti ABD’nin yanında savaşmak üzere Kore’ye asker gönderme kararı aldı. Ardından ikinci kez NATO’ya girmek için başvurdu. Cemiyetin başkan ve genel sekreter imzaları ile TBMM Başkanı’na gönderdiği telgrafta kararın TBMM dışarıda bırakılarak alınması şiddetle protesto ediliyor, Türkiye’nin çıkarının barışın bozulmamasında olduğu belirtiliyordu. Aynı içerikli bir bildiri 28 Temmuz 1950’de İstanbul’da dağıtıldı. Behice Boran dernek üyeleri ile birlikte Eminönü Galata Köprüsü başında bildiri dağıttı. Bildiriyi dağıtanlar gözaltına alındı. Behice Boran 29 Temmuz’da tutuklanarak Ankara Ulucanlar Cezaevine gönderildi. Mahkeme, üç kez serbest bırakılıp tekrar içeri alınmak biçiminde bir yıl sürdü. Behice Boran mahkûm oldu. Doğum nedeniyle cezasına ara verildi. Eylül ayında “Dursun Bebek” dünya geldi. Bebeği 15 aylıkken tekrar içeri alındı ve kalan cezasını Nevşehir Cezaevi’nde tamamladı.

1951 yılında DP Hükumeti ABD’ye yaltaklanmak için, komünist avına girişti. Tutuklular, polis nezarethaneleri hapishane statüsüne sokularak aylarca polis sorgusunda tutuldular, işkence gördüler. Behice Boran Barışseverler Cemiyeti’nden aldığı cezayı tamamladıktan sonra 1953’te TKP tutuklamasına dâhil edildi. Parti üyesi olmasına karşın ilişkide olduğu Zeki Baştımar gibi yöneticilerin onu koruması sonucu iki ay tutukluluktan sonra delil yetersizliğinden beraat etti. Ancak bu dava nedeniyle 15 Aralık 1951’de devlet memuriyeti sona erdi.

Sol düşünceye yaşam hakkı tanınmadığı 1950’li yıllarda eşi ile birlikte kurdukları tercüme bürosunda çeviriler yaptı. Sınırlı bir arkadaş çevresi ile iletişimini sürdürdü. 1947 yılında yazdığı “Geriye Dönüp Baktığımızda Sosyoloji” başlıklı makalesi “American Journal of Sociology” dergisinde yayınlanmış önemli yankılar ve uzun süren tartışmalar yaratmıştı. Ancak içinde bulunduğu koşullar nedeniyle tartışmayı sürdüremedi. Ancak 27 Mayıs 1960’dan sonra yeniden yazmaya ve aktif siyasal yaşama döndü.

1961 Anayasasının sağladığı göreceli özgürlük ortamından yararlanarak 12 işçi/sendikacı 13 Şubat 1961 tarihinde Türkiye İşçi Partisi’ni kurdu. Bir yıl geçmeden Mehmet Ali Aybar’ı ve birlikte çalışmak istediği arkadaşlarını partiye davet ettiler. 1962’de Mehmet Ali Aybar’ın genel başkan olmasından bir süre sonra Behice Boran, Sadun Aren, Nihat Sargın gibi eski TKP’li Marksist aydınlar da partiye katıldılar. İşçi sınıfı içinden çıkan ve tutarlı bir haklar mücadelesi veren işçi liderleri ile Marksist aydınlar Türkiye İşçi Partisi içinde bir araya geliyordu.

Behice Boran bir grup sol aydınla birlikte “Etüt ve Araştırma Bürosu”nda çalışmaya başladı. Partinin sesi olarak düşünülen “Sosyal Adalet” dergisini yayımlamak ve yeni parti programını hazırlamak bu büronun görevleri arasındaydı. Boran, parti programının ana hatlarını içeren bir taslak hazırladı. Taslak “işçi sınıfının demokratik öncülü”ğünü içermekteydi. Hazırlık grubu içindeki farklılıklara karşın Boran’ın önerisi İzmir’de toplanan parti kongresine sunuldu ve tartışmalar sonunda kabul edildi.

TİP programının dönemine göre önemli özellikler taşıyor, demokratik sosyalizm düşüncesi temel alınıyor, siyasete geniş yığınların katılımına önem veriliyor, toplumsal ve siyasal dönüşümlerin ancak geniş kitlelerin katılımı ile başarılacağı düşüncesi savunuluyordu. Bu görüşleri ile önce YÖN Bildirisi ardından YÖN dergisi tarafından vurgulanan “asker-sivil bürokrasiye, yukarıdan değişim” düşüncesinin karşısında yer alıyordu. Behice Boran YÖN, Öncü, Vatan, Sosyal Adalet’te yazdığı yazılar ile parti görüşlerini savundu ve derinleştirdi. Türkiye İşçi Partisi, demokrasi mücadelesi ile birleştirdiği sosyalist çizgisi ile her geçen gün daha çok işçi, köylü, aydın, genç, demokrat, solcu Kürtleri etrafında topladı. Senatör Niyazi Ağırnaslı’nın partiye katılması, hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasalara karşı Anayasa Mahkemesinde dava açma olanakları yarattı. 1963 yerel seçimleri, tüm deneyimsizliğine karşın TİP’in halka ulaşması açısından önemli bir dönem oldu.

1965 genel seçimlerinde uygulanan milli bakiye sistemi sonucunda Türkiye İşçi Partisi 15 milletvekili çıkartarak TBMM’de grup kurdu. 1966 seçiminde bir senatörlük kazandı. Türkiye’de ilk defa bir sosyalist parti meclise girdi.

Behice Boran Urfa milletvekili olarak parlamentoya girdi. AP’nin Barışseverler Cemiyeti davasından kesin olarak hüküm giymesini gerekçe göstererek milletvekilliğini düşürmek için yaptığı girişimi Yüksek Seçim Kurulunda yaptığı savunma ile geri püskürttü.

TBMM tüzüğündeki sözlü ve yazılı soru mekanizmasını kullanarak “Doğu halkına yapılan baskı ve zulümden”, ”ithal edilen traktörlerin köylüye dağıtımında kimlere öncelik tanındığı ve hangi kuruluşların aracılık ettiği” gibi konuları irdeleyerek ekonomik ve politik sorunların ortaya çıkartılmasını sağladı. Behice Boran partisinin merkez yönetim kurulu üyesi ve dış politika sözcüsüydü.

1968’de tüm dünyada protesto ve işgaller yaygınlaştı. Anti-emperyalist yönelimler güç kazandı. Silahlı devrimci hareketler yükseldi. Ülkemiz özelinde komando kamplarında yetiştirilen katiller eliyle silahlı saldırıların artıyordu. Bu dönemde gündemdeki devrimci aşama, Çekoslavakya’nın işgali gibi tartışmalarla parti kendi içine dönüyordu. TİP parlamento kürsüsünden tüm özgürlük arayışlarını destekledi. Behice Boran boykot ve işgaller ile taleplerini ortaya koyan öğrencilere sahip çıktı. Sovyetler Birliği’nin Çekoslavakya’ya müdahalesine karşı çıkan bir makale yazdı.

1968 yılında yayımlanan “Türkiye ve Sosyalizmin Sorunları” adlı kitabında Behice Boran, 27 Mayıs sonrasında Türkiye’nin iç ve dış politika sorunlarını ele aldı, tabuların yıkılmasına katkıda bulundu, parti politikasını savundu, alternatifler önerdi, sosyalist hareketin sorunlarını tartıştı, sosyalist ülkelerin kimi yönelimlerini eleştirdi.

Kasım 1968’de 3. Kongre öncesinde Mehmet Ali Aybar ile başta sosyalizm anlayışı olmak üzere çeşitli konularda anlaşmazlıklar baş gösterdi. Behice Boran, kendisi gibi GYK üyesi olan Nihat Sargın, Sadun Aren, Şaban Erik ve Minnetullah Haydaroğlu ile “5’li Takrir (Önerge) vererek Aybar’a karşı muhalefeti başlattı. Önergede, partide kişisel yönetim eğiliminin artması eleştiriliyor, parti politikalarının organlarca belirlenmesi ve açıklanması gerektiği belirtiliyor, TİP Tüzük ve Programında yer alan sosyalizmin demokratik yolu anlayışının sulandırılmaması isteniyordu.. Ancak 3. Büyük Kongre’de Aybar etkili oldu ve Boran GYK’ya seçilemedi.

1969 seçimlerinde TİP’ten kurtulmak isteyen AP ve CHP Milli Bakiye sistemini kaldırdı. TİP oylarını büyük oranda korumakla birlikte yalnızca iki milletvekili çıkartabildi. Sonucu yeterli görmeyen Genel Başkan Aybar istifa etti. Parti içi bunalım büyüdü.

Kısa süreli Mehmet Ali Aslan’ın genel başkanlığı dönemini Şaban Yıldız’ın genel başkanlığı izledi. Behice Boran 1970 başındaki GYK toplantısında MYK’ya seçildi. Şaban Yıldız’ın aday göstermesiyle genel sekreterliğe oybirliği ile seçildi.

Bu dönemde sol içinde şiddet kullanımı gittikçe yaygınlaşıyordu. Parti sadece egemenlerin değil aynı zamanda sol akımların militanlarının da saldırılarına uğruyordu. Ankara İl Kongresinde Behice Boran şahsen bu tür bir saldırının hedefi oluyordu.

29-31 Ekim 1970’de TİP 4. Büyük Kongresi toplandı. Bu kongrede Behice Boran, partinin 1964 Gaziantep toplantısı ile başlayan, Doğu Mitingleri ile devam eden ve kendisinin de yazarları arasında olduğu “Emek” dergisindeki yazılardan da anlaşılabilecek “Türkiye’de bir Kürt halkı vardır” konuşmasını yaptı. 4. Büyük Kongre altı numaralı kararı ile bu konuşmayı parti politikası biçimine getirdi.

  1. Kongre bir dönüm noktası oldu. Partinin sadece yatay değil, dikey olarak da örgütlenmesi kararı alındı. Parti örgütleri yeniden ayağa kalktı.

Kongre sonrasında Behice Boran oybirliği ile genel başkan seçildi. Türkiye’nin ilk kadın parti başkanı oldu. 1971 yılbaşı mesajında partiyi, ulusu ve sol bir cuntanın çözüm getireceği umudu taşıyan kesimleri darbeye karşı uyardı. TİP Ocak 1971 tarihinde “Faşizme Hayır” kampanyası açtı. Tüm güçleri faşizme karşı mücadeleye çağıran kampanya sonucunda Parti yoğun saldırılar ile karşı karşıya kaldı.

12 Mart 1971 günü Ordu darbe yaptı ve parlamento Ordu direktifleri ile çalışır hale geldi. Behice Boran yayımladığı bildiri ile darbeye karşı çıktı.

Beklendiği gibi 12 Mart’ın ilk hedeflerinden biri TİP oldu. Behice Boran 26 Mayıs’ta İstanbul’da tutuklandı. Ankara Mamak Cezaevine ardından Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’na götürüldü.

11 Haziran 1971 tarihinde Anayasa Mahkemesinde Türkiye İşçi Partisi’nin kapatılması istemiyle dava açıldı. “Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı yaşıyor” diyen Türkiye İşçi Partisi’ni bu nedenle kapatacaklardı. Ortak savunmanın sözcülüğünü yapan Behice Boran kapsamlı ve sistemli açıklamayla iddianın hem kavramsal hem de hukuki açıdan temelsizliğini sergiledi. Türkiye İşçi Partisi’nin 1961-1971 arasındaki siyasi eylemlerini savundu. Mahkûm edilmek istenenin sosyalist hareketin toplumsal meşrutiyeti olduğunu açıkladı.

Parti kapatıldı. Behice Boran ve merkez yöneticilerinden yedisi 15 yıl, diğer beş merkez yöneticisi 12 yıl 6 ay hapis cezaları aldılar. Behice Boran Sakarya cezaevine, erkek yöneticiler Niğde cezaevine gönderildi.

Temmuz 1974 affıyla cezaevinden çıkan Behice Boran 1975’te TİP’in yeniden kuruluşuna öncülük etti. Parti 4. Büyük Kongre’nin politik ve örgütsel yönelimleri doğrultusunda çalışmalarına başladı.

Behice Boran, Türkiye İşçi Partisi’nin birleşmiş tek bir parça olarak kurulacağını, toparlayıcı olacağını ve ana akım haline gelerek işçi sınıfının politik birliğini sorununu çözüme kavuşturacağını düşünüyordu. Bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde başka güçlerle somut hedeflere yönelik, somut eylem birliklerinin “ihmal edilmez bir görev” olduğunu belirtiyordu.

Behice Boran’ın tartışmasız etkilerini taşıyan 1975 Programı, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin bütünlüğü ana ekseninde, işçi sınıfı ve sosyalist hareketinin bağımsızlığı çizgisinde, net sosyalizm hedefine sahip, demokrasi ve demokratikleşme vurgusu taşıyordu. Solun bütününden ayırt edici olarak “20. Yüzyılın ikinci yarısında sosyalizme barışçı geçişin olanaklı olduğu” önermesini taşıyordu.

Sağ partiler yükselen demokrasi talepleri karşısında birleşerek Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kurdular. Demokratik ve sol hareketi durdurmak için 12 Eylül faşist darbesine kadar tırmandıracakları, yasaları tanımayan, silahlı güçler yaratarak saldırlar düzenleyen bir politikayı yaşama geçirdiler. TİP bir yandan örgütlenmesini sürdürürken, diğer yandan demokratikleşme göreviyle ilgili “Demokrasi Bildirgesi”, Güncel Görev” belgelerini yayımladı. Adından “MC’ye Hayır” kampanyasını düzenledi.

1977 Kongresinde Behice Boran yeniden genel başkanlığa seçildi. Yükselen faşizm tehlikesine karşı demokrasiyi koruma ve güçlendirmek için CHP’ye işbirliği önerdi. Behice Boran, Bülent Ecevit ile görüştü. Ancak öneri reddedildi.

1969 seçimlerinden sonra Türkiye İşçi Partisi 1977 yılında genel ve yerel olmak üzere iki seçim ile karşı karşıya kaldı. Alınan oyların düşüklüğü önemli bir tıkanıklığı gösteriyordu. 1978 yılından başlayarak ilerici ve sol güçlerle işbirliğine daha fazla önem veren bir hat izlendi.

Behice Boran, 1978’de Türkiye’nin durumunu analiz eden ve öneriler geliştiren ve Türkiye’nin önde gelen pek çok aydınının ortak çalışmasının ürünü olan “Demokratikleşme İçin Plan” çalışmasına öncülük etti. Plan Türkiye’nin pek çok sorununa yakın bir siyasi iktidar tarafından gerçekleştirilebilecek nitelikte acil çözüm önerileri sunuyordu.

Türkiye bir katliamlar ülkesine çevriliyordu. 1 Mayıs 1977’de İstanbul’da 34 kişi ateşli silahlarla ya da ezilerek öldürülüyor, 134 kişi yaralanıyordu. 16 Mart 1978 İstanbul’da öğrencilere bombalı saldırı düzenleniyor, 7 öğrenci ölürken, 41 öğrenci yaralanıyordu. 8 Ekim 1978 Ankara Bahçelievler’de 7 Türkiye İşçi Partisi ve Genç Öncü üyesi katlediliyordu. 19 Aralık 1978 Kahramanmaraş’ta Alevi ve Sünni inançlı vatandaşlar arasında gerilim yükseltiliyor, faşist bir provokasyonla saldırı düzenleniyor ardında onlarca ölü ve yüzlerce yaralı bırakıyordu. Saldırıların ardından Ecevit Hükümeti sıkıyönetim ilan ediyordu. TİP yasal iktidarın yanında ikinci bir iktidar odağının oluştuğuna dikkat çekiyor bu odağın ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyordu.

Sözde yasal düzeni sağlamak için konulduğu söylenen sıkıyönetimin demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırdığının göstergelerinden birisi 1979 yılında İstanbul’da sokağa çıkma yasağı ilan ederek 1 Mayıs kutlamalarının engellenmesi odu. Behice Boran önderliğinde Türkiye İşçi Partililer ve Genç Öncüler demokratik haklarını kullanarak savunmak için sokağa çıktılar. Saldırıya uğradılar, tutuklandılar ve yargılama sonucu bir aya mahkûm edildiler.

1979 yılında ara seçimler yapıldı. Behice Boran İstanbul’dan aday oldu. CHP’nin oylarının hızla eridiği ve AP’nin önemli bir başarı kazandığı görülüyordu. Behice Boran seçimleri yorumlarken “Türkiye toplumunun sağa kayışı” saptamasının altını önemle çizdi.

Türkiye İşçi Partisi, Behice Boran’ın yönetiminde onun demokratik tarzını yansıtacak biçimde uzun tartışmalarla, alt kademelerden üst kademelere kadar uzanan bir genel tartışma sürecinden sonra siyasi rota değişikliğine karar verdi. “Tek Parti – Tek Cephe” belgesinde karşılığını bulan yeni yaklaşım, işçi sınıfının politik hareketinin birliği için aynı platformda bulunan üç partinin (TİP, TSİP, TKP) birleşmesini sağlamayı öngörmekteydi. Daha önce çeşitli rezervler konulmuş tüm sol ve demokratik güçlerle ortak bir cephede birleşilmesi gerektiği savunuluyordu.

Askeri faşist darbe 12 Eylül 1980 günü geldi. Sadece ilerici, sol güçleri değil tüm toplumu ağır bir silindir gibi ezdi. Terörün bıçakla kesilmiş gibi durduğu, keyfi bir yönetim kurulduğu bu dönemde tutuklamalar, işkenceler, kaçaklıklar alıp başını gidecekti.

1979 Kongresinde “Her Hal ve Şartta Görev Başında” olma kararı alınmış, bu kararın uygulaması görevi Behice Boran’a verilmişti. 12 Eylül sabahında kapısına nöbetçilerin dikildiği Behice Boran, kendisi dışarıya çıkamamasına karşın, kendisini ziyarete gelen partililerle yeni dönemin örgütlenmesini başlattı. Birkaç gün sonra bir kalp krizi geçirdi. Askerler eşliğinde hastaneye kaldırıldı ve orada bir ay kaldı. Bu durumda cezaevi koşullarına dayanması olanaklı olmazdı. Parti yurtdışına çıkmasının doğru olacağına karar verdi. Zor ikna oldu ama arkadaşları bunu başardı. Kendi pasaportu ile yurtdışına çıktı. Belçika’da siyasal mülteci yaşamı başladı.

12 Eylül öncesinde başlayan ve TRT’deki komünizm tabusunu kırmaya yönelik yaptığı iki konuşma nedeniyle açılan davada, 16 Şubat 1981 günü kendi yokluğunda gerçekleştirilen duruşmada 8 yıl 9 ay hapis, 2 yıl 11 ay sürgün cezasına çarptırıldı. Yurda dön çağrısının ardından 5 Haziran 1981’de TC vatandaşlığından çıkartıldı.

O günlerde gelen bir başka üzücü haber, Bulgaristan’da bir rehabilitasyon merkezinde yatan eşi Nevzat Hatko yaşamını yitirmişti. Cenaze törenine katılmak için Bulgaristan’a gitti. Eşi ve yakın dostu Nevzat Hatko’ya karşı son görevini yerine getirdi.

Behice Boran, 12 Eylül sonrasında yayınını sürdüren Çark Başak’a yazılar yazdı. 12 Eylül faşist rejimini yargılayan demeçler verdi, görüşmeler yaptı. Sosyalist ülkelere ziyaretlerde bulundu. “Sol Birlik” çalışmaları içinde bulundu. En geniş güçleri cuntaya karşı seferber etme çalışmalarında önemli rol oynadı. Diğer demokratik ve sol örgütlerle cuntaya karşı işbirliklerinin örgütlenmesine çalıştı. 1982 Anayasasına karşı Uluslararası Köln Konferansı’na başkanlık yaptı.

TİP ve TKP birleşme görüşmelerine katıldı, birliğin sonuçlanması için büyük katkı verdi. Türkiye Birleşik Komünist Partisi programının yazımındaki yeni açılımları destekledi.

7 Ekim 1987’de iki partinin birleşmesi kararının açıklanacağı toplantıya, kendisini yormaması konusunda doktorların yaptığı tüm uyarılara karşın “kamuoyu açısından bir kuşkuya yol açmamak için” katıldı. İki gün sonra 10 Ekim 1987’de Brüksel’deki evinde yaşama gözlerini yumdu.

Ölümünden sonra Partili arkadaşları ve dostları Türkiye’ye getirilmesi için ısrarlı bir uğraş verdiler. Geniş bir toplumsal ve siyasal sahipleniş yaşanmasının da etkisiyle ülkeye gelmesinin önündeki engeller kaldırıldı.

İlk tören, Brüksel’de TİP, TKP, Dünya Barış Konseyi ve dostlarıyla yoldaşlarının katıldığı “Boran’ı ülkesine uğurlama töreni” oldu. Ankara’da TBMM önünde tören düzenlendi. İstanbul’da solun hemen hemen bütün kesimlerinin sorumluluk üstlenerek katıldığı büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Binlerce kişi Şişli’den Zincirlikuyu mezarlığına kadar yürüdü. Sadun Aren’in konuşmasından sonra saygı duruşu yapıldı ve toprağa verildi. Bu kararlı toplumsal sahipleniş, 12 Eylül’ün yoğun acıları ve baskısı altında yaşayan demokratik ve sol güçlere büyük bir moral sağladı ve demokrasi mücadelesine güç verdi.

(Bu yazı, Nihat Sargın tarafından hazırlanan, Ekim 2010 tarihinde Rezan Yayıncılık tarafından yayımlanan “BORAN / SELAM OLSUN” kitabından özetlenerek hazırlanmıştır.) (Tüstav)

BEHİCE BORAN SOFYA RADYOSU RÖPORTAJI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: