Çok alındım Basın toplantısına davet edilmedim diye

Son zamanların basında magazin konuları gündemdeki yerini koruyor.Geçtiğimiz günlerde bir sohbette Pusula Gazetesi Sahibi Ali Rıza Tığ sohbetin konuğu idi.Tabi kendisi değil ismi.

Sohbet ettiğimiz arkadaşlardan biri “Vallahi ne yalan söyleyeyim senin arkadaşın olabilir ama ben hiç hoşlanmıyorum Ali Rıza Tığ”dan dedi

Bende “Senin gibi çok insan vardır.Ama işin ilginç olanı ise bu sevmiyorum diyenlerin büyük bölümü sosyal medyaya girdiğinde ilk işi Ali Rıza Tığ bugün ne yazmış diye sayfasını ziyaret ettikleri.”dedim.

Bunun nedeni ise Ali Rıza Tığ bu meslekte yıllarını harcamış ve önemli bir noktada.Herkesin sevip sevmemesinden çok Ali Rıza bu işi bilerek yaptığı içindir”.diye ekledim.

Bu konuya nereden geldim.Son günlerin yine magazin konusundan, basın toplantılarına kim çağrılıyor,kim çağırılmıyor? konuları çok gündemde.

Gündemde derken basın mahallesinde konuşuluyor, birde siyasetin,yerel yönticinin,bürokratın daha çok da rantçı kanadında.

Rantçı kanat aynı zamanda kaşarlanmış kanattır.Bu kanat “sokak diliyle ne yaparsak hangi basını yanımıza alırız? Hangisini, kimi yanlızlaştırırız diyerek” basını kendi içinde bölen,tuz buz eden noktaya getirmeye çalışan bir ekip.

Buna meslekten pirim verenler olunca tıpkı güçten,iktidardan yana olan “Ana Akım Medya” gibi kentte de “Ana Akım Medya”oluşmaya başladı.

Bu dönem,buradan beslenmek isteyenlerinde su yüzüne daha çabuk çıktığını görüyoruz.

Basını hergün okuduğumuzda, “Kimi Basın Kartları yırtmaktan”kimi, “Kalem Kırmaktan”, “Kimi Fotoğraf yayınlayıp yayınlamakta”, Kimi “kaba kuvvetten” beslenerek kendi iktidarını korumaya çalışıyor.

Bu durum bugünün değil aslında 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askeri darbenin ürettiği, türettiği bir alışkanlık.

Özellikle Özal ile başlayan Neo Liberal politika basında da Ertuğrul Özkök’ün yarattığı yeni yönetici tipi, bir yandan patronun çıkarlarını korumak için gazeteciliği operasyonal bir faaliyet haline getirirken,diğer yanda reklam ile haber arasında ayrımın silinmesine hizmet etti.

İşte bugün AKP’nin yeni Türkiyesi’ni anlamak için 12 Eylül 1980’lere 24 Ocak Ekonomik politikalara kadar gitmemiz gerekiyor.

Bu tarz doğaldır kendi tipini,kendisi gibi gazetecileri de yaratmış oldu.

Bugün kentte gazeteciler sokak ortasında başka bir gazete patronu tarafından dövülmeye kadar gidiyorsa, haber değeri olmayan fotoğrafların para karşılığı haber yapılıp yapılmadığı tartışılıyorsa, dayak yiyenin şikayetçi olmadığı,olanların savcıda şikayetinden vazgeçme karşılığı para aldığı bir ortamda,iş takipçiliğinden yaşamını sürdüren,gazeteciler adına Meslek Örgütü görevini sürdürenlerin böylesi bir ortamda bağımsız,tarafsız,objektif karar alacak,adaleti ve meslek ahlakını koruyacak bir kararlılıkta olmalarını beklemek hakkımız olmasına karşın, yaşananların bu kurumları da ne kadar etkilediğini yada etkisizleştiğini görmeden edemiyoruz.

Tüm bunlar yaşanırken hala “Beni neden basın toplantısına çağırmadın”tartışması sizce ne çok önemli mi? Çağrılsak ne çağrılmasak ne?

Ama ne yalan söyleyeyim bende Ali Rıza Tığ’ı kıskanıyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: