Kömürün Krallığı Ve Kimya

Susma Yazarı-Araştırmacı-Emekli Maden İşçisi Erol Çatma, Zonguldak’ta son günlerde TTK’nın Çin’li Firmalara satılacağının konuşulduğu, iktidarın bölgede Doğal Gaz ile ilgili gelişmelerinin gündemde yerini koruduğu şu günlerde önemli yazı kaleme aldı.

 

 

 

 

 

İşte Erol Çatma’nın yazısı

Dünyanın oluşumunda canlılık olgusu olmasa hiçbir gelişme olmazdı. Canlı tek hücreden başlayarak gelişmiş, değişmiş alet kullanan insan türü ortaya çıkmış.

Her büyük gelişimler, küçük gelişimlerin patlama noktasına ulaşmasıyla mümkün olmuştur. İnsanlık bunu taş devriyle başlatmış, taş devirleri bitince maden çağına geçilmiş, maden çağından sonra sanayi aletleri oluşmuş ve en sonunda “Sanayi Devrimi” patlak vermiş. Sanayi Devrimi’ni patlatan gelişme isemakinalara takılan buhar kazanlarına muazzam bir enerji veren “taşkömürü” nün kullanılmasıyla başlamıştır.

Sanayi devrimi kapitalist bir düşünce tarzıyla para, sömürü ve iktidar hırsını tetiklemiş köylülerin malına mülküne tarlasına el koyarak bunları fabrikalarında ve madenlerinde çalışmaya zorlamışlar. Bu değişimlerim sonunda da sosyal devrimler patlak vermiştir. Yani kapitalizm kendi mezar kazıcısını da kendisiyle birlikte yaratmış.

Zonguldak’ta kömür, Avrupa’dan 100-150 sene sonra, Osmanlının yabancı sermayeye açılmasıyla işletilmeye başlamış. Maden işçileri hayvanlara bile çektirilemeyecek zorbalık ve baskıyla kötü çalışma koşullarından, iş kazaları ve hastalıklardan binlerce ölü verdi. O zaman kömürün ve diğer bazı madenlerin yaşamsal önemi “stratejik maden” olarak ifade ediliyordu. Bu özellik “Birinci Dünya Savaşı”nın temel noktasını oluşturdu.

Osmanlılar kömürü ürettiği yıllar içinde kömür için en fazla Birinci Dünya Savaşı’nda sıkışmıştır.

Çanakkale savaşı nedeniyle Avrupa’dan gelen kömür Çanakkale boğazından geçirilemeyince Karadeniz’deki Alman savaş gemilerinin ve Osmanlı donamasının kömür ihtiyacının tamamı Zonguldak’tan karşılandı. Bunu engellemek için Karadeniz’de Osmanlı ve Rus donanmaları sürekli çarpıştı. Osmanlı donamasının bütün gayretlerine rağmen, 1914 yılından 1917’de Rusya’da meydana gelen devrime kadar Osmanlı donanmasıyla, Zonguldak ve çevresi büyük gemiler tarafından beş kez, küçük gemiler ve mayın gemileri tarafından yirmi kez bombalandı; bunlara ilave olarak hava saldırıları da düzenlendi.

Bütün bu baskılara rağmen, Osmanlı İmparatorluğunun kömür ihtiyacı Zonguldak madenlerinden karşılandı. Çanakkale ablukası kalkınca olay daha da rahat bir ulaşıma dönüşmüş, ama bombardıman devam etmişti. Hangi madenci ne kadar kömür üretebilmiş üç aşağı beş yukarı belirlenebilmektedir.

Birinci Dünya Savaşı’nda, buharlı gemilerin yanında, İngilizlerin ve Amerika’nın da dizel motorlu (içten patlamalı) gemileri de sahneye çıktı ve yaygınlaşmış. Günümüzde ne askeri ne de sivil deniz taşımacılığında buharlı gemi yok. Kısmen kömürle, büyük bölümü su ile sağlanan elektrik, sanayii de buharlı kazanların yerine elektrik motorlarını yerleştirince sanayi de de taşkömürü kullanımı azaldı.

Türkiye Cumhuriyeti bütün garipliği ve yokluğu içinde önce Karabük, Ereğli ve İskenderun demirçelik, Zonguldak sömikok fabrikasını ve birçok sanayii tesisi yaptı. Bunların temel enerjileri de taşkömürüdür. Bu fabrikalar stratejik öneme sahip olduğu için,taşkömürü de,koklaşma özelliğinden dolayı stratejik maden oluyor.

Bunu ben söylemiyorum;

“Misyonumuz; Stratejik öneme sahip taşkömürü rezervlerini demir-çelik ve enerji sektörünün ihtiyacı doğrultusunda uygun ve güvenli yöntemlerle, çevresel etkileri de dikkate alarak ülke ekonomisine kazandırmaktır.”Şekliyle TTK Genel Müdürlüğü ifade ediyor.

Bu konuda hatırlatılması gereken diğer bir düşüncede şu şekildedir:

Kaynak paylaşım kavgasını kendileri açısından en ucuz maliyetle kazanabilmek için eskiden beri kullanılan ve zamanı gelince yeniden ısıtılıp servise konulan yöntemlerden birisi de kaynak zengini olan ülkelerdeki inanç ve etnik farklılıklarının kaşınarak uygun ortamın yaratılmasıdır.” [1]

Hikmet Uluğbay’ın söyledikleri 12 Eylül 1980 tarihinde kendini açıkça göstermeye başladı.

1980 de başlayan liberalizm adı verilen talan ekonomisiyle Uluslar Ötesi Sermaye ve ülkenin işbirlikçi yöneticileri, bütün madenlere ve devlet kurumlarına saldırdı. En büyük hedefleri de taşkömürü madenleri ve burada çalışan işçiler oldu. 1990 yılında TTK yı ve Maden işçilerini yok etmek için bir deneme yaptılar, işçilerin büyük bir direniş ve kararlığıyla karşılaşan Turgut Özal iktidarı yok edildi.

İkinci ihanet işçinin sendikasının yöneticilerinden geldi ve sendika, milli tip sendikacılıktan “Mafya Tipi Sendikacılığa” kaydı. Bu yönetim süreci, sendika malvarlığınıtalan ederek yok etmeyi ve direnemez hale getirmeyi çok iyi başardı. Bu nedenle TTK küçüldükçe, sendika da küçüldü. İşçi sayısı ve üretim hızla düştü. Terk edilen kömür üretim alanları yandaşlara peşkeş çekildi. Cumhuriyet döneminden ne kaldıysa yıkıldı. Adeta “mundar” sayıldı. Devleti ayakta tutan bütün kamu kuruluşları peşkeşi çekildi. Saldırı ideolojik boyutlarla kin ve intikama dönüştü. Ülke bugünkü omurgasız devlet yöneticilerinin ihanetiyle, omurgasız hastalıklı bir insan durumuna düştü. Yöneticiler de omurgalarını çıkartıp yerine dolar sıkıştırdılar. Şiştikçe şiştiler. Kafaları, bir tek soygun, talan ve yalana çalışmaya başladı.Şimdi korkunç derecede paraya ihtiyaçları var. Bunun en büyük göstergesi de açlık ve sefaletin artık yalanlarla, iman kuvveti içeren nasihatlerle gizlenememesidir. Halksessiz çığlıklar atmaya başladı. Ama çok geçmeden başlar bir yerlerden bağırıp çağırmalar ve sokağa çıkmalar. Emin olun, ne dinci yobaz tayfası bastırabilir ne de polis bu kalkışmayı. Sezgilerim böyle söylüyor.  Ne “Gezi”ye benzer ne de “15 Temmuz”tezgâhına benzer. O nedenle acil para lazım. Araplardan, Amerika’dan, Rusya’dan, İMF’den, Almanya’dan velhasıl hiçbir yerden para alamaz durumdalar. Dünya üzerinde bir tek dostları kalmadı. Bir tek içerdeki yiyicileri kaldı. “Arpa kesilince katırlar yük taşımaz” misali onlarda artık başka kapı arar duruma düştüler. Çünkü ne arpa kaldı ne de yulaf. Bir tek yalan ve dolan kaldı. İşte o nedenle çok ama çok paraya ihtiyaçları var. Devlet Bahçeli erken seçim isterse vay hallerine ve şeriat hayallerine.

Şimdi para sağlayacak bir tek işletme TTK kaldı. Yok, doğal gaz, yok, petrol bulduk muş. Bunlar yalan olmasa bile şimdiye faydası yok. Bunlar, “Ölme eşeğim ölme yaz gelince yonca yersin” mealinden şeyler. Halk yemiyor, yutmuyor, inanmıyor zaten.

İki açıklama peş peşe geldi. Önce eski Zonguldak Valisi, İYİ Parti İl Başkanı Yavuz Erkmen;  “TTK ‘ Çinlilere satılacak” açıklamasını yaptı. Olay bomba gibi gündeme oturdu. Diğeri de emekli maden mühendisi Ekrem Murat Zaman’dan, 13 Ekim’de Derya Akbıyık Başkanlığında Kanal Z’de yapılan açık oturumunda geldi. Ekrem Murat Zaman’da: (Hayal kurmak ihtimalini de yineleyerek) Uzun vade de (yapılacağına inanmak istiyorum ama zor) yapılacak birçok olumlu şeylerden bahsetti. Ve sonunda: “Zonguldak kömürsüz yaşamaya alışmalı” gibi imalı bir söz söyledi(İnşallah ben yanılıyorumdur!). Asıl önemli olan budur.

Zonguldak taşkömürsüz yaşamaya alışırsa, Çatalağzı’nda yapılmış ve yapılacak, Amasra’da yapılan termik elektrik santrallarınında yok edilmesi lazım değil midir.Bu santrallar insan yaşamını tehdit ettiği gibi, şimdi kömürünü de başka yerden alıyor olsa da,yarın bir savaş olsa veya dünya bize ambargo uygulasa ne ilen çalıştırılacak, keza demir ve çelik fabrikaları da öyle. Böyle bir satış olursa Çinliler veya başka bir “Uluslar Ötesi Sermaye” gurubu kömürü yeraltında kazıp yerüstüne çıkarmadan mı nakledecek. Bana göre bu tip söylemler veya teşebbüsler Türkiye ekonomisine ve bağımsızlığına halel getiren ihanet düşünceleridir. Yani ülkeye karşı işlenmiş bir ihanet suçtur. Hele hele ki ülkedeki ekonomik darboğazı veya çöküntüyü iki- üç ay erteleyecek bir düşünceyle TTK peşkeş çekilecek olursa,ihanetin faturası da büyük olur. Zonguldak taşkömürü madenlerini kapatmak veya satmak, devlet kontrolünden çıkarmak kolay bir şey değildir. 12 Eylül Faşizmi ve Turgut Özal bunu başaramadı.

Ben 1990 grevinin tam göbeğindeydim. Her şeyi çok iyi yaşadım. O zamanlar öğrendim İşçi sınıfının veekmek kavgasının ne olduğunu. Şimdiki işçiler az sayıda da olsa, daha kültürlü ve daha dinamikler. Neyin ne olduğunu kimse anlayamadan Çınartepe’den yola çıkarak, kısa zamanda Beştepe’ye ulaşırlar. Benden söylemesi.

Halkın kaderiyle oynamayın… Sizi hiç kimse kurtaramaz.

Erol Çatma. 05316728615.  alayli.yazar@gmail.com

[1]Hikmet Uluğbay 19. Uluslararası Petrol ve Doğal Gaz Kongre ve Sergisi-IPETGAS 16 Mayıs 2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: