1 Mayıs’ta Emeğin başkentinden selam olsun.

1 Mayıs etkinliğine, Zonguldak Demokrasi Platformu Bileşenleri, KESK, TMMOB, Birleşik Kamu-İş, Türk-iş’e Bağlı Sendikalar Başkan ve Yönetici düzeyde ,CHP,Sol Parti,Yeşil Sol Parti, EMEK Partisi de destek verdi

Açılış konuşmasını Demokrasi Platformu adına TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Çağlar Öztürk yaptı. Öztürk konuşmasında; “Bugün dünya genelinde ve ülkemizde artan salgın ve buna paralel giderek büyüyen ekonomik kriz milyonlarca emekçiyi ve halkımızın büyük kısmını yoksulluk, geleceksizlik umutsuzluk girdabına sokmuş durumdadır. Diğer yandan siyasi iktidar tüm hak arama yöntemlerini baskı ve zorbalıkla ezen sermaye düzenini kollamak, korumak ve düzenin sahiplerinin servetini koruma, büyütme derdindedir.  

Meydanlarda övünerek toplum sağlığını yok sayarak yaptıkları kongrelere yasalar işlemedi. İşçilere ‘Maske taktırmıyorsunuz’ serzenişlerinde bulunan Sağlık Bakanı sıra kongrelere geldiğinde konuşamadı. Bu dönemde bile birilerine servet, emekçilere yoksulluk kaldı. Sıra Ulusal Bayramlara  (Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na) ve emekçilerin Birlik ve Dayanışma günü 1 Mayıs’ı kutlamaya gelince yasaklamalar devreye girdi. Bu durumu şiddetle protesto ettiğimizi buradan sizlerin huzurunda haykırıyoruz” dedi.

Sefertaş: Tüm İnsanlığın ‘Yeni Bir Başlangıca’ Olan İhtiyacının Yakıcı Hale Geldiği Bir Süreçten Geçiyoruz

KESK Dönem Sözcüsü İsmail Sefertaş da yaptığı konuşmada, “Tüm insanlığın ‘yeni bir başlangıca’ olan ihtiyacının yakıcı hale geldiği bir süreçten geçiyoruz. Yaşadığımız mahalleden şehrimize, çalıştığımız işyerinden ülkemize tüm dünya bir salgınla sarsılıyor. Savaş ve çatışmalarla. Nükleer, termik, jeotermik santralleri, siyanürlü maden aramaları ile. Atmosfere, toprağa saldığı zehirli gazları, atıklarıyla. Ekolojik krizlere, salgın hastalıklara yol açan, her baktığı yerde sadece doların yeşilini ve petrolün siyahını gören, gölgesini satamayacağı ağacı kesen kapitalist barbarlığın yarattığı yıkımın faturasını milyonlarca insan canlarıyla, doğa geri dönüşü olmayan tahribatlarıyla ödüyor.

Gözü doymak bilmeyen barbarlık pandemi koşullarında bile sömürü çarklarını milyonlarca işçinin, emekçinin canıyla, kanıyla döndürmeye çalışıyor. İşçiler, emekçiler durduğunda ekonominin duracağını, hayatın duracağını çok iyi biliyor. Bunun için salgın koşullarında işe gitmek zorunda bıraktığı işçilere, emekçilere ‘vazgeçilmezler’ diyor. Ancak kendi varlığını sürdürebilmek için milyonlarca işçiden, emekçiden sağlığından, canından vazgeçmesini istiyor.  Bizler; hemşiresinden doktoruna, öğretmeninden vergi dairesi çalışanına, posta dağıtıcısından makinistine, mübaşirinden zabıt katibine, hizmetlisinden itfaiyecisine bu ülkenin kamu emekçileri olarak ‘vazgeçilemezler’ ordusunun bir parçasıyız” diye konuştu.

Yeşil: Salgın, Bazı İşverenlere Adeta Bulunmaz Bir Fırsat Verdi

Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Hakan Yeşil ise konuşmasında; Yaşamını emeğiyle sürdürmek zorunda olanlar, Küresel salgın şartlarında fedakarca çalışmak durumunda canlarını ortaya koyanlar, hepinize selam olsun.

Bugün 1 Mayıs… Büyük bedeller ödeyerek haklarımızı kazandık. Küresel ekonomik krizin bedelini yine çalışanlar ödemesin. Fedakarlık yine bizden beklenmesin.  

Salgın her şeyi alt üst etti, durumu fırsata çevirmek isteyenler yine ortaya çıktı. Bugün her zamankinden daha fazla dayanışma içinde olmamız gerekiyor. 

Bir buçuk yıldır, şiddetini artıran Covid-19 salgını tüm dünyada milyonlarca can aldı. Ülkemizdeki gelişmeleri her geçen gün endişeyle izliyoruz. Bu gelişmeler, emekçilerin birlik içinde olmaları gerektiğini ortaya koydu, dayanışma çağrılarının ne derece doğru olduğunu gösterdi.

Salgın, bazı işverenlere adeta bulunmaz bir fırsat verdi.  Salgın, işçi hak ve özgürlüklerine el uzatılması için “meşru” gerekçeymiş gibi görüldü. İş ve gelir güvencesi zayıflatıldı.  Diğer yandan salgın dünyaya başka bir gerçeği de hatırlattı. Onlarca yıldır yok edilmeye çalışan sosyal devlet felsefesinin ve varlığının önemi iyice ortaya çıktı… Dünyanın yeni-liberalizme teslim olduğu bir dönemde, salgına karşı devletlerin koruma ve destek önlemleri tartışma konusu oldu.

Devasa boyutlara gelen işsizlik sorunu resmi verilere bile yansıdı, görünür oldu. Ama çalışır gözüken ve fakat ücretsiz izine çıkarılan milyonlarca emekçinin yaşamlarını asgari ücretin yarısı bir gelirle nasıl sürdürecekleri sorusu yanıtsız kaldı. Kısa çalışma uygulaması kapsamında olan emekçilere yapılan ödemelerin yeterli olup olmadığı sorusunun cevabı verilmedi.  Kendi nam ve hesabına çalışan küçük işletmecilerin, esnafların işyerleri kapanmak zorunda kaldı. Ailenin bir haftalık mutfak masrafını dahi karşılayacağı şüpheli olan bir meblağla yapılan “yardım” yeterli olmadı.

Salgın tam anlamıyla sosyal devletin gücünü deneme sınavı halini aldı…

Aralarında farklılıklar olmak kaydıyla dünyanın hiçbir ülkesi bu sınavdan geçer not alamadı…

Emekçilerin büyük bir bölümü, hem salgınla hem de salgının getirdiği yoksullukla mücadelede bir başlarına kaldı. Bu durum ulus-dil-din-etnik köken ayrımı gözetmeksizin salgınının en ağır vurduğu kesimin yine emekçiler ve dar gelirler olduğunu ortaya koydu…

Dünyanın tüm emekçilerinin, yaşadıkları zorluklara karşı beraberce mücadele etmeleri gerekliliğini hepimize -bir kez daha- hatırlattı.  Resmi açıklamaların ötesinde, dünyanın büyük bir bölümünde işsizlik tam anlamıyla patladı; ana çalışma tarzı olması için işverenlerin uzun süreden beri çaba sarf ettiği güvencesiz istihdam iyiden iyiye kök saldı…Sendikal örgütlülüğün önemi bu olumsuz koşullarda daha iyi anlaşıldı…

Sendikalı emekçilerin, örgütsüz ve kayıt dışı çalışanlara göre, salgının olumsuz etkilerinden daha az hasarla çıkma imkanına sahip oldukları görüldü. Virüsün de etkisiyle, sendikasız, örgütsüz, güvencesiz işçiler ya işsizliğe ya da yoksulluğa mahkûm oldu. Bu sorunlarla mücadele için emekçilerin en önemli gücü örgütlenmek, sendikalaşmak…

Sendikaların önemli savunma aracı sosyal devlet politikaları…

Artık terk edilmesi gereken yaklaşım ise yeni-liberal anlayış…

Üretimle sağlanan milli gelir artışı, bunu sağlayan geniş kesimlere adaletli dağılmalıdır.

Yani fakirden alıp zengine değil, zenginden alıp fakire vermeli…

Sosyal devlet yeniden ve daha güçlü bir şekilde yaşama geçirilmeli…

Emekçilerin iş ve yaşam şartlarını iyileştirecek ekonomik ve sosyal politikalar öncelikle uygulanmalı, ücretli çalışanların vergi yükü düşürülmeli… 

Devam Eden Toplu İş Sözleşmeleri Müzakerelerindeki Taleplerimiz Karşılanmalı…

İnsana yakışır istihdam şartları sağlanmalı, Taşeron çalıştırma KİT’lerde tamamıyla sona erdirilmeli, geçici olarak çalışan işçiler kamuda kadroya alınmalıdır. 

Bunun için bizler şimdiye kadar verdiğimiz mücadelenin daha büyüğünü vermeye hazırız…

Bu mücadelenin uzun soluklu bir mücadele olduğunu biliyoruz…

Hemen çözülmesi gereken acil sorunlarımız için ise tespit ve taleplerimizi aşağıdaki gibi sıralıyoruz:

• Üç ay daha uzatılan Kısa Çalışma Ödeneği uygulaması, salgın boyunca güçlendirilerek sürdürülmelidir.

• Ücretsiz izine çıkarılan emekçilere yeterli gelir desteği sağlanmalıdır.

• 17 Mayıs 2021 tarihine kadar uzatılan işten çıkarma yasağına rağmen 4857 sayılı İş Kanununun 25 madde 2. fıkrasını muvazaalı bir şekilde uygulayan işverenlere karşı denetim ve yaptırım getirilmelidir. Kamuoyunda “Kod 29” olarak da bilinen bu muvazaalı uygulama ortadan kaldırılmalıdır.

•  Bazı büyük işletmelerin “kalıcı uzaktan çalışma” uygulamasına geçeceklerini duyurmaları, uzun vadede yaşanacak hak kayıplarına neden olma tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

•Uzaktan çalışma uygulamasına yönelik düzenlemeler, uzaktan çalışanların ekonomik, sosyal ve sendikal haklarını gözeterek yapılmalıdır.

•Uzaktan çalışma kapsamında çalışan kadın emekçilerin ev içi iş yükleri eğitim öğrenim çağında olan çocuklarının da evde bulunmalarından dolayı daha da artmıştır. Bu durum, kadınların iş-yaşam dengesi sorununu yoğunlaştırmıştır. İlgili sorunun üstesinden gelinmesi için düzenlemeler yapılması zorunludur.

• Salgının yayılım hızıyla aşılama hızı arasındaki dengesizlik mutlaka giderilmelidir. Fabrikalarda, bürolarda, her türlü kalabalık ortamda, fiziki temasın yoğun olduğu yerlerde çalışan emekçiler aşı programındaki öncelikli kapsama alınmalıdır.

•Salgınla mücadelede sorumluluğun bireylere bırakıldığı bir yaklaşımdan, etkin ve önleyici toplumsal yaklaşıma geçilmesi bir zorunluluktur.

•Toplumsal etkin ve önleyici salgınla mücadele programı, bireylerin salgına karşı mücadele isteğini de güçlendirecektir.

 Beş bin yıllık insanlık tarihi zorluklarla mücadeleler tarihidir.

Bu zaman dilimi içinde sayısız savaş, hastalık ve kıyım görmüş insanlık her zaman, çalışanların, işçilerin, emekçilerin fedakârlıklarıyla yeniden ayağa kalkmıştır.

Dünya bugüne geldiyse emekçilerin omuzlarında yükselerek gelmiştir. Salgın koşullarında da dünyayı işler halde tutan yine emekçilerdir.

Emekçilerin yok sayıldığı, haklarının gasp edilmeye çalışıldığı, güvencesizliğe, işsizliğe ve sefalete mahkûm edildiği bir dünyada ne salgınla mücadele edilebilir ne de hayat sürdürülebilir. Geçmişte olduğu gibi bugün de emekçiler, verecekleri mücadelelerle tüm insanlığa güzel günleri getireceklerdir. Yaşasın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: