“Telafi Eğitiminde” Vakıf Ve Müftülük Etkisi Durdurulmalı”

18 Haziran’da karnelerin dağıtılması ve 2 Temmuz’a kadar “telafi eğitiminden” yararlanmak isteyen gönüllü öğrenci ve öğretmenlerin başvurularının alınması sürecinin yürütüldüğü bugünlerde telafi eğitimi planlaması doğru yürütülmemekte ve iktidarın eğitime yüklediği misyona göre farklı uygulamalar gelişmektedir.

KESK’e Bağlı Eğitim-Sen konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “MEB, nitelikli bir telafiye denk düşmeyen ancak yaz dönemi etkinlikleri gibi algılanabilecek “Telafide Ben De Varım” programını işlevsiz kılacak olan bu tür çalışmaları bir an önce durdurmalıdır. Tüm birimleriyle, uzaktan eğitimin yol açtığı kayıpların telafisine odaklanmalıdır. Öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin ve velilerimizin MEB’den beklentisi budur”

Açıklamada Eğitim-Sen önerilerinide sıraladı.

“Telafide Ben De Varım” programı dikkatle incelendiğinde seçmeli derslere atfen bir düzenlemenin olmadığı ve programın paydaşları arasında çeşitli vakıf, dernek ve müftülüklerin olmadığı açıkça görülecektir. Ancak uygulamaya gelindiğinde TÜGVA gibi vakıfların yaz dönemi etkinlikleri okul panolarında yaygınca duyurulmakta, adeta telafi eğitimine gönüllü öğrenciler bu vakıf etkinliklerine de katılmaları teşvik edilmektedir.

Vakıf etkinliklerinin duyurulmasının yanı sıra Buca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün okullara gönderdiği yazıda “5 Temmuz-31 Ağustos tarihleri arasında Kur’an Kursu ve benzeri Telafi Eğitimi ile ilgili okullarımızda açılacak olan kurslarda ilgili İlçe Müftülüğü ile iş birliği yapılarak faaliyet yerinin belirlenmesi için okullarımızda Kur’an dersi almak isteyen öğrencilerin tespit edilerek listelerin Müftülüğümüz Din Öğretimi Hizmetleri Bölümüne gönderilmesi…” denilmektedir. İlan edilen “telafi eğitiminde” Kur’an kursu bulunmadığı gibi Diyanet İşleri Başkanlığı veya müftülükler de bu telafinin paydaşı değildir. İktidarın gözüne girmek ve yükselmek isteyen milli eğitim müdürlükleri ve okul yöneticileri telafi eğitimini bahane ederek ve bu programın bir parçasıymış gibi çeşitli vakıf etkinliklerini duyurmakta ve dini derslerle ilgili kurslar düzenlemektedir. Bu ve benzeri uygulamaların bir il veya ilçeyle sınırlı olmadığını geçmiş uygulamalardan yola çıkarak tahmin etmek zor değildir.

MEB, nitelikli bir telafiye denk düşmeyen ancak yaz dönemi etkinlikleri gibi algılanabilecek “Telafide Ben De Varım” programını işlevsiz kılacak olan bu tür çalışmaları bir an önce durdurmalıdır. Tüm birimleriyle, uzaktan eğitimin yol açtığı kayıpların telafisine odaklanmalıdır. Öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin ve velilerimizin MEB’den beklentisi budur.

Sendikamız, “Telafide Ben De Varım” programını nitelikli bir telafi programı olarak görmemektedir. Bu program bir stratejiye dayanmayan planlamasıyla, bilimsel veri ve değerlendirmeye dayanmayan programıyla, ek bütçe ve ek kadro ihtiyaçlarını kapatmayan uygulamasıyla olsa olsa gönüllü yaz etkinlikleri çerçevesinde değerlendirilebilecek bir çalışmadır. Oysa pandeminin eğitimde yarattığı tahribatlar çok daha ciddi ve uzun vadeli bir çalışmayı gerektirmektedir.

Nitelikli bir telafi eğitimi için önerilerimiz şunlardır;

  • Öğrencilerde yaşanan akademik, sosyal, psikolojik ve fiziksel kayıpların ve eğitimden kopan öğrencilerin tespiti için her il ve ilçede okul yöneticilerinden, gönüllü öğretmenlerden, PDR görevlilerinden ve eğitim bilimcilerinden oluşturulacak ekipler kurulmalıdır.
  • Bu ekiplerin yaz ayları boyunca öğretmen, öğrenci ve velilerle yürüteceği çalışmaların sonucunda raporlar hazırlanmalıdır.
  • Bu raporlar doğrultusunda uzaktan eğitim sürecinde eğitimden kopan öğrenci verileri ve bu öğrencilerin geri kazandırılmaları için izlenecek yol ve yöntemler değerlendirilmelidir.
  • Öğrencilerde ortaya çıkan akademik, sosyal, psikolojik, fiziksel kayıplar ile öğrenme ve beceri kayıplarının bilimsel analizleri yapılmalıdır.
  • Müfredatlar yeniden gözden geçirilerek, izlenecek telafi programı tüm ders müfredatlarının içeriğine yedirilmelidir.
  • Gönüllülük temelinde yürütülecek ve bilimsel tespitlere dayanmayan telafi programının gerçek bir telafi olmayacağı ve pandemi sürecinde eğitimden kopan çocukları geri kazandırmayacağı açıktır. Eylül ayından itibaren yüz yüze başlayacak yeni eğitim-öğretim yılında müfredata yedirilerek herkes için doğalında zorunlu gelişecek bir telafi gerekmektedir.
  • Müfredata yedirilmiş telafi eğitiminin zaman planlaması yapılmalı ve pandeminin alabileceği yeni koşullar da dikkate alınarak, ihtiyaca göre uzatılabilecek bir esnekliği olmalıdır.
  • Halen pandemi koşullarının bitmediğini dikkate alarak yeni eğitim-öğretim döneminde yüz yüze eğitimin aksamaması için aşı dışında kalan diğer tüm tedbirlerin alınmasına devam edilmelidir.
  • Yeni eğitim-öğretim yılında telafi programını da kapsayan yüksek bir ek bütçe oluşturulmalıdır.
  • Eğitimin ihtiyacı olan öğretmen kadrosu için en az 100 bin atamayla birlikte yeni dönemde eğitim seferberliği ilan edilmelidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: