Erol Çatma, Hasan Ataman’ı yazdı

Gitmeden beş gün önce aramıştı beni, çok özlediğini, iki güne kalmaz Kuşadası’ndaki evinin tamiratını bitireceğini söylüyordu. Epey uzamıştı tamirat işi. Zaten çoktandır da oturup ağız dolusu bir tarih sohbeti yapamamıştık. En son oturduğumuz zaman, son milletvekili ve belediye seçimi öncesiydi. Bahattin Arı, Sami Dinç, Seyfettin Uzadı, İzzet Bildirici, Hasan Ataman ve ben, “Bizim Orası” olarak kabul ettiğimiz bir güzel mekânda siyasetin ve gülmenin iç içe geçtiği bir sohbet yapmıştık. Dönüşünde de öylesi bir sohbet tasarlıyorduk. “Bir döneyim seni üç gün bırakmam” diyordu. Ben de çok özlemiştim onu ve evinde konuk olup yemeğini yediğim Şükran yengemi.

Konca’da uzun bir zaman ranza arkadaşım olmuştu. “TKP Kırmızı Fener Operasyonu”nda tutuklanmıştık. O bizden evvel alınıp Ankara’da işkence merkezi “C5’e” götürülmüştü. Sonra Çaydamarı’nda buluştuk ‘cem-i cemaat’. Kendisi, Türkiye’de ilk olarak Çaycuma’da açılan ‘İlerici Gençler Derneği Başkanlığı’ görevi ile başlamıştı mücadeleye. Ben de, Zonguldak’ta Üzülmez’ de madende çalışan ve orada yaşayan Kadıoğlu köyünden bir Çaycumalıydım. Ortak yönümüz hem Çaycumalı hem de TKP’li olmaktı.

Ataman, hapishanede yattığı sürenin büyük çoğunluğunu İngilizce öğrenmek için geçirdi. Hasan Ataman, İ.Ü. Basın Yayın Yüksek Okulu 1973 mezunuydu, belli ki Fransızcasının yanına İngilizceyi da katmak istiyordu. Bazen takılıyordum Hasan Ataman’a, “Ne gereği var çıkınca ne olacağımız belli mi?” diyordum. O da cevap olarak “Belli olmaz” diyordu.

Hapishaneden sonra Ataman, Çaycuma’dan hiç ayrılmadı. Ben, Amasra, Soma ve sair yerlerde kaldıktan ve kısa süren GMİS de teşkilat uzmanlığı sürecinden sonra kesin olarak Zonguldak’ a demir attım. Bu süreçte, Çaycuma’ya her gittiğimde Hasan Ataman’a uğrar can yoldaşı ve ortağı Sami Dinç’le birlikte gazete bürosunda uzun uzun sohbet eder, dertleşirdik.

Bir müddet sonra ben TTK’ dan emekli oldum. Okuma ve mücadele birikimim beni yazmaya yönlendirdi. Kısa aralıklarla üç kitap yayınladım.

Bu aralar Hasan Ataman “Çaycuma” isimli kitabını yayınladı. Ben de 2000’li yılların başında ‘Demokrat Çaycuma’ gazetesine edebiyat ve emek tarihi karşımı denemeler yazmaya başlayınca Ataman’la aralıksız sayılacak haberleşmemiz ve Çaycuma’ya çok sık gelip gitmem bu dönemden sonra oldu.

Bir müddet sonra Zonguldak ve maden işçilerini kapsayan yoğun bir araştırmaya başladım. Ama asıl sıkıntı, “Zonguldak ahalisinin Feodal üretim ilişkilerindeki yaşamları için gerekli üretimleri ve yaşam tarzları nasıldı, taşkömürü üretimine geçiş sürecine nasıl uyumlu hale getirildiler” sorularıyla başlıyordu.

Bunları anlayabilmek için Havzayla ilgili temettü sayımları ve Şer’iyye Sicillerinin çevrilmesi gerekiyordu. O zamanlar bilgi teknolojisi şimdiki kadar gelişmemişti, kolay değildi aradığın belgeleri bulmak. Şer’iyye Sicillerini kara film olarak bulmuştuk, bunları taramak Hasan Ataman’a yüklenmişti, günlerce film taradı.

Hasan Ataman ile havza tarihçiliği üzerinden bir ekol oluşturmaya çalıştık. Özellikle Zonguldak maden tarihi ile yazılanlar hepsi birbirinden alıntılı ve birbirlerinin ikizi gibi duruyorlardı. Maden tarihi ve Çaycuma ile ilgili yazmış olduklarımızın diğer yazılanlardan daha geniş ve inandırıcılığının yüksek olması için belgesel çalışmayı hedef aldık. Hiç ortaya çıkmamış ve bulunması güç olan kaynaklar için olağan üstü caba sarf ettik. Bu durum bizi belgeleri konuşturma konusunda da ayrı bir eğitime zorladı. Bunun için bilimsel ve sosyal açıdan başvuru kitaplarımızın da yeterli olması gerekiyordu. En önemlisi de hangi çağda olursa olsun, üzerinde çalıştığın coğrafyanın yazdığın tarih dilimindeki, ekonomik ve tarihsel önemini kavramak gerekiyordu.

Hasan Ataman bıkmadan usanmadan okuyarak bu işin üstesinden gelmişti. Her farklı bir şey bulduğumuzda birbirimize mutluluktan uçarcasına anlatıyorduk.

Bütün bu planlamaları Hasan Ataman’la yapmıştık ama unuttuğumuz bir konu daha karşımıza çıktı. Tios bir kaç çağ boyunca Karadeniz’in Anadolu’ya tek giriş kapısıydı. Karadeniz’in İpek yoluna ve Kral yoluna gidişinin en kestirme yoluydu. Birçok medeniyet geçti Çaycuma’ nın coğrafyasından bize genetik olarak kalan miras işte bu tarihte gizliydi. Asıl bu konu araştırıp bulunmalıydı. Hasan Ataman bu tarihin peşine düştü.

Sonuç olarak Havzanın maden tarihini ben, antik ve ortaçağı araştırmayı da Hasan Ataman üstlendi. Bizler bu taksimi yaparken henüz daha Tios’da çat pat süren kazılar başlamamış, benim köyümdeki mozaikler de bulunmamıştı.

Hasan Ataman sekiz yıl önce Havzanın antik çağını yazabilecek kadar materyal toplamıştı. Telefonla veya Çaycuma’da buluşup konuşuyor dertleşiyorduk. Bütün konu tarih oluyordu. Tam yazmaya başlayacağı zaman Avrupa kütüphanelerinden bulduğu birkaç kitap için “bunlar olmazsa olmaz” düşüncesiyle onları Türkçeleştirinceye kadar yazmayı erteliyordu.

Bende, Rıka yazı öğrenmemin faydasını görüyordum, şimdi baskıya hazır olan kitabımı yazmayı çoktandır bitirmiştim ama % 80’i çeviri, büyük boy 1000 sayfa bir taslak çıkmıştı ortaya. Vedat Didarı ve Alaattin Çakır hocalarım bana yol göstererek yazılanları yarı yarıya elemekle başladık işe ve sonrasını onlar halletti. Çok kişi bu kitabın yayınlanmasını bekliyordu ama sanırım en fazla Hasan Ataman yola bakıyordu. Sık sık sorardı. “Ben başlayamadım ama sen elini çabuk tut” diyordu.

Gitmeden bir hafta önceki telefon konuşmamızda; Tios’la ilgili büyük çoğunluğu İngilizce olağan üstü kaynaklar bulduğunu, bir iki güne kadar Çaycuma’ya döneceğini ve hemen yazmaya başlayacağını söyledi. Hapishane çalıştığı İngilizcenin nasıl önemli olduğunu gördüm. “Tarih bir insana bir görev yükleyecekse gerekli eğitimi de verir.” şeklinde ki tespitin doğruluğunu da ispat etmişti.

İşte bu tarihi kovalarken edindiği bilgi ve eğitim Hasan Ataman’ı belki de Çaycuma’dan yetişen ilk entelektüel aydın konumuna eriştirdi. Tabi ki üniversite eğitimi ve hayatı boyunca okudukları, yaptığı siyasi mücadele ve bu aşamalarda aldığı disiplin de çalışmalarındaki imkânsızlığı başarmasında etken olmuştu.

1865’lerde ki, Yaka köyünden, “Yaka Cuma”ya sonrada “Çaycuma”ya dönüşen, SEKA Kâğıt Fabrikası’yla gelişmeye başlayan ‘kasaba köyden’ bir entelektüelin çıkması başlı başına bir olağanüstülüktür. İşte Hasan Ataman’ın konumu tam da budur.

Sıkılıyordu Hasan Ataman Çaycuma’da ama sevdiği için bırakıp gitmedi, Çaycuma için elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştı. Bilim, tarih ve ya aklı başında şeyler konuşacak insanları daha çok arar vaziyete geldi. Kısa zamanda köyden kasabaya dönüşen Çaycuma’da azıcık yükünü tutanlar ya başka yerlere taşındılar ya da halka yabancılaşmışlardı. Hasan Ataman’da Çaycuma’dan gidebilirdi, bilgilerini profesyonel anlamda satsa politikada da müsteşarlıklarda da başarılı olurdu. Ama ‘kasaba köy’de her şey “Kasaba politikacılığına” dökülüyordu ister istemez. Hasan bunlara da yüz vermedi, itibar etmedi. Halka yabancılaşma yerine inadına halka karşı daha sevecen daha yakın oldu.

Severdik birbirimizi her türlü şekilde birbirimizi anlardık. Yüzde yüz anlayamasak da konuşa konuşa tartışa tartışa fikir alışverişinde bulunarak birbirimizi anlamaya çalışırken kendimizi tarihçilik acısından geliştirirdik. O da benim disiplinli çalışmamı çok seviyordu. Çünkü hangi imkânlarda nasıl çalıştığımı iyi biliyordu. Hasta olabileceğim düşüncesi onu rahatsız ediyordu. Tabii ki düşüncesi doğru çıktı. Son 10 yıldır beyin damarlarımdan rahatsızlık yaşıyorum. Hasan Ataman’da sık sık sağlık kontrolünden geçiyordu. Her kontrolden sonra “bir şeyim yok” diye bildiriyordu. Ama olmadı işte, ne o kitabına başlayabildi ne de benim son çalışmamı görebildi. Zaten her yazarın bir kitabı mutlaka yarım kalmaz mıydı?

O Pazar günü evimde çalışırken telefon çaldı ve açtım, kavga arkadaşım, can yoldaşım Sabahattin Ağabey arıyordu. O da Çaycuma’da kalıyor ve Hasan Ataman ile sık görüşüyordu. 12 Eylülde aynı koğuşu paylaşmıştık hep birlikte. Her zaman pat pat konuşan Sabahattin Ağabey bu sefer tutuktu. Beni bir şeylere alıştırmaya çalışıyordu, “duydun mu” diyerek bir müddet bekliyor, sonrada haberin var mı?” Diye soruyordu. Anlamıştım olağan üstü bir şey olduğunu. Bizden yaşlı ve rahatsız birkaç arkadaşımız vardı, mutlaka onlardan birine bir şey olmuştur veya köyümden çok yakın bir akrabam gitmiştir diye düşündüm. Bütün Çaycuma’yı tek tek saysam Hasan Ataman aklımın uçundan bile geçmezdi. Sabahattin Ağabey; “Hasan Ataman kalp krizi geçirmiş, vefat etmiş” dediği an hemen inanamayıp bu işin şakası olmaz diye ikaz ettiği mi hatırlıyorum. Hasan Ataman ismini duyan eşim suratımdan Hasana bir şey olduğunu anladı, o bile donup kaldı. Bizde çok severdik o nu donup kalmıştık. Ama olan olmuştu.

Şükran Ablamı, kızı Işıltan, oğlu Sercan’ı düşündüm. Hasan Ataman onlar için sadece bir baba değil, bir ağabey bir arkadaş gibiydiler. Hasan ve Şükran yengem kendi bilimselliklerini en iyi şekilde yansıtmışlardı çocuklarına, sağlam bir eğitim almaları için her türlü imkânı sermişlerdi önlerine. Işıltan, Zonguldak Anadolu Lisesi’nden sonra ve Bilgi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü mezunuydu. Şimdilerde ise Anadolu Üniversitesinde Güzel sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışırken, Galatasaray Üniversitesinde Felsefe dalında doktora yapmaktaydı. Ailece ağır bir darbe yediler ağır bir sarsıntı geçirirseler de çabuk toparlanacaklarını umuyorum. Şükran yengemin aldığı eğitim ve geçmişte geçirdiği sarsıntıların verdiği tecrübeyle Hasan Ataman’dan sonraki sorumluluğunun farkında olacağını biliyorum. Aldığı eğitimin Hasan Ataman’ın yarım bıraktığı eserleri tamamlayabileceğini düşünüyorum. Çünkü ailedeki kültür seviyesinin yüksekliği yeni entelektüeller yetiştirecek kapasiteye şimdiden erişmiş durumda olduğunu biliyorum.

Ama bu aşamadan sonra Çaycuma da gerek basın açısından gerek bilimsellik açısından ve entelektüel birikimin yokluğu açısından çok aranacaktır. Çaycuma bir bilge insanını kaybetmiş oldu. Bunun eksikliğinin acısını ve Hasan Ataman’ın yokluğunu daha da artan bir hüzünle hissedileceğini biliyorum. Tabi ki iyi bir yoldaş ve kardeş kaybetmenin acısını en fazla ben hissedeceğim.

Çaycuma’nın ve bütün insanlığın başı sağ olsun.

Erol Çatma-2017

HASAN ATAMAN KİMDİR?

(1953-2 Nisan 2017)

Çaycuma’nın Gemiciler Mahallesi’nde 1953 yılında doğdu. Sırayla; Gemiciler İlkokulu, Çaycuma Ortaokulu, Mehmet Çelikel Lisesi, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulu’nda öğrenim gördü. Değişik kamu kurumlarında 9 yılı aşkın görev yaptı. 1985 yılında matbaacılığa başladı. 1986 yılında Gazeteci Sami Dinç ile birlikte Demokrat Çaycuma Gazetesi’ni çıkarmaya başladı. Hasan Ataman, evli ve 2 çocuk babasıydı.

Zonguldak Nostalji-Eylül 2021

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: