“Yandaş medya,” “havuz medyası”, “besleme basın”

Geçtiğimiz üç dört ayın favori ismi suç örgütü lideri olarak tanımlanan Sedat Peker idi.

CNN Türk’de Cüneyt Özdemir bir değerlendirme programında, “Bir Pazarımız vardı şimdi acaba bu pazar Sedat Peker ne diyecek diye erkenden Yutube’nin karşısına geçiyoruz ve bekliyoruz”diye ifade etmişti.

Özdemir’in o ifadesi bana gençliğimizde henüz 15-16 yaşlarında, Dünya Boks Şampiyonu Muhammet Ali Kınay’ın Sabah 05’lerde kalkıp maç izlediğimizi hatırlattı.

Daha sonraları da siyasal yaşamımızın şekillendiği Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin Doğu Berlin’den yaptığı Bizim Radyo ve TKP’nin sesini Kısa Dalga radyodan dinlemek için sabahın beşinde kalkıp Parti Genel Sekreteri İsmail Bilen’in mesajını kendi sesinden dileyip, merkez yayın organı Atlım Gazetesi’nin makalelerini dinleyerek kâğıda yazıp sonra onu çoğaltıp yoldaşlara vermek için çaba sarf ettiğimiz günler.

Zaman değişti, ortam farklılaştı bir şeyler yer değiştirdi. O günkü ruhun yerini hayatın her alanında olduğu gibi başka şeyler doldurdu.

Asıl kavganın üstü örtüldü, perdelendi.

Bir anlamda kavganın şekli, biçimi, dili de farklılaştı.

O tarihlerde darbeler Asker eliyle yapılırken şimdi bir kararname ile bir bakmışsınız başka bir durum değişikliği olmuş.

Bugün sivil görünen ama daha katı ve otoriter, baskıcı ve tek adamın yönetimi tepeden en altta kadar yerleşti.

Örnek olsun diye söylüyorum; AKP Lideri Tayyip Erdoğan’a bakın 20 Yıldır ülkeyi yönetiyor, partiyi yönetiyor.

Peki; kente bakın, 20 Yıllık muhtar mahalleyi, 20 Yıllık dernek başkanları, Dernekleri, odaları, platformları yönetiyor.

Yani tek adam karşı çıkmak için öncelikle durumumuzu gözden geçirmek lazım değil mi?

Siyasal partilere bakıyorum dün yıllarca il başkanlığı yapmış şahıs illa vekil olacağım diye uğraşıyor, o da olmadı ben olamıyorsam oğlum olsun diyor.

Babadan oğula yani.

Ne yani başka insan mı yok?

Bu durum artık içselleşmiş, ayıp da değil, abeste.

Hatta bravo bak kendinden sonra çocuğunu bile bu olaya katmış diye pohpohlanıyor.

 Demem o ki, bu işte bir terslik yok mu sizce?

Tabi o tek adam kendiliğinden gelmiyor, orada kalmıyor? Onu orada tutan birde ekip oluyor.

Ben bunu dost sohbetlerinde şöyle diyorum.

Bir hisse senedi gibi düşünün en tepedeki hissenin arslan payını alıyor. Geri kalanı da aşağı doğru en alttaki vatandaşa kadar indiriyor. Yani Hasan abi, ahmet abi, ayşe teyzede bu hissede pay sahibi oluyor.

Başlıyor borsa gibi takibe kazandıkça hissesi kadar, niye değiştirsin ki durumunu, var olanın devamı için çaba sarf ediyor.

Siz bunun adına Rant, deyin, rüşvet deyin, şantaj deyin, komplo deyin, fayda deyin, ne derseniz deyin ama bu durumun bir üreteni birde alıcısı var.

 Düşünebiliyor musunuz suç örgütü lideri Sedat Peker’in konuşmalarından, açıklamalarından bir ümide kapılmanın ne acizlik olduğunu?

Kurtuluşu orada görmek, gerçeğin üstünü, geleceğin neyin ellerinde olduğunu görememek ne kötü durum olduğunu.

Şimdi son bir aydır Zonguldak Yerel Medyanın kendi içinde çatışmasından birçok konu ortaya seriliyor. İşin içine Vali Tutulmaz’dan, İş adamlarına, siyasetten, emniyet Müdürlerine, Askerlere kadar birçok konu sere serpe konuşuluyor.

İçinde yalanda var, gerçekte.

Bu durumu hepimiz dizi film izler gibi izliyoruz.

Gazeteci Meslek Odaları (Dernekler) eli kolu bağlı.

Niye mi? onlar işin ya içinde ya da tarafları bildikleri için suya sabuna dokunmadan durumdan vazife çıkarmanın peşinde.

Düşünün AKP Milletvekili Hamdi Uçar, meslek örgütüne gidip Gazetecilere ayar vermeye, gazetecilerin evinde bir anlamda gazetecileri yerin dibine sokuyor. Ne diyor, “Zaman zaman çok ahlaksızca yazılan yazıları görüyoruz. Bunların basınla alakası olamaz, okumuyoruz zaten. Ahlaksız, edepsiz, seviyesiz insanlardır. İçinizden böyle kişileri temizleyin, kabul etmeyin”diyor.

Hangi seviyeden, liyakattan, bahsediyor.

Siyasetin bunun daha da gerisinde olduğunu unutuyor.

Bu kirli ilişkileri kim yarattı? Her seçim dönemi, yandaş medya yı kim besledi, büyüttü, destekledi.

‘Yandaş medya’ veya ‘havuz medyası’ ifadeleri, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükûmetleri boyunca iktidar yanlısı haber yapan basın yayın kuruluşlarını nitelendirmek için kullanılmaya başlandı.

Daha öncesi yok mu var. Türkiye’de iktidarların medyayı denetim altında tutma çabası her zaman vardı İktidara yakın duran medya organları geçmişte “besleme basın“, “bir kısım medya“, “naylon basın” ve “örtülü basın” şeklinde anılmıştı Yani demem o ki; Yeni bir şey miş gibi yada vayyy be bunlarda oluyor muş türünden konulara kimse inanmaz.

 Ama bu manipülasyon neden?

İşin özü suç örgütü liderinin neden bu dönem gündeme girdiğinin şifresini çözerseniz Zonguldak’ı da çözersiniz

Sağlıcakla kalın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: