Geçtiğimiz hafta gazetenin ana manşetinde Çevre Derneği Başkanı Ahmet Öztürk’ün TMMOB Maden Mühendisleri Odası Kongresinde yaptığı ve Filyos Vadisi ile ilgili düşüncelerini yansıtmıştık.

Öztürk, TMMOB İlgili birimlerine, Demokrasi Platformu’na çağrı yaparak, kurulacak bir bilimsel-teknik komisyonun çıplak gözle yerinde inceleme yaparak Filyos Vadisinde yaşanan çevre sorunu kamuoyu ile paylaşmasını önermişti. O çağrıdan birkaç gün sonra, Zonguldak Kent Konseyi Başkanı Prof.Dr. Hakan Kutoğlu, Kent Konseyi Genel Kurulunda, (mealen) ‘Filyos Endüstri Sanayi Bölgesi içinde, Kağıt Fabrikası, Boya (Kimyasal) Fabrika’sı ve Hurda Çelik Eritme Fabrikasını’nın ÇED raporu aldığını’ dile getirdi.

Kutoğlu,’ben bunları söylüyorum, Marmara Denizi’nde meydana gelen Müsilaj (Deniz Salyası) nedeniyle Dilovası’nda çevre kirliliğine neden olan kimi yatırımların gözünü Filyos Endüstri Bölgesine diktiğini ifade ediyorum, yani bölgemiz Dilovası’na dönecek diyorum, kimsenin sesi çıkmıyor”diye ifade etti.

18. Yüzyılda İngiltere’de başlayan ve 20.Yüzyıl ana yönü ekonomide, bilimde, teknolojide enerji de Demir-Çelik, Kömür, Petrol, ulaşım üzerine idi.

AB’nin Kurulmasının ilk basamağı Demir ve Çelik Birliği üzerine oluştu. Bu durumdan Türkiye Cumhuriyeti, doğal olarak İlk İl olan Zonguldak’ta olumlu nasibini aldı.

Cumhuriyetle birlikte kentte devlet eliyle madenler, demirçelik fabrikaları, kağıt fabrikası, ÇATES gibi enerji alanında önemli yatırımlar yapıldı.

Sanayi Devrimi ya da Endüstri Devrimi aynı zamanda kapitalizmi geliştirerek 20. Yüzyılda bir üst aşamaya Emperyalist aşamaya çıkardı.

İşte bu azgın gelişme, bugün dünyanın tüm bölgelerinde, hava, su ve toprak hızla kirletilmesine, radyoaktif atıklar, zehirli gazlar tüm dünyayı sarmasına endüstriyel atıklar sularımıza, topraklarımıza, besin maddelerimize karışmasına neden oldu. Doğal ürünlerin yerini sentetik ürünler ve genetik olarak değiştirilmiş organizmalar almakta; eşsiz hammadde kaynakları ve yenilenemeyen enerji kaynakları savurganca tüketilmekte; nükleer enerji santralleri, baz istasyonları bilinen tüm zararlarına karşın hızla çoğalmaktadır.

 Küresel ısınmanın, çölleşmenin, türlerin hızla yok oluşunun ve diğer çevre felaketlerinin önüne geçilememektedir. İnsanlık ciddi bir çevresel yıkımla karşı karşıya kalmaktadır.

Zonguldak’ta Kömür-Demirçelik Enerjide ÇATES, ve SEKA (Kağıt-Kimya) alanında üç ana yatırım bir anlamda da bölge insanında da nesiller boyu bir kodlanmaya, yaşam tarzı, kültürü hatta, düşünce birliği yarattı.

O nedenle Termik Santraller kurulurken karşı çıkmamanın, daha öncesinden ÇATES’in devlet eliyle doğayı, denizi, yaşam alanlarını kirletmesi görülmedi, gösterilmedi.

Stratejik önemi nedeniyle, yeraltı zenginliğimizin Kömür-Demir Çelik’te de aynı. Dağların, ormanların varlığı bir anlamda Taşkömürüne, yeraltı zenginliğimize bağlandı. SEKA’nın çevreye verdiği,  akarsulara,  canlılara yaptığı tahribat, toplumsal çevre bilincinin ülkemizde yeterli düzeyde gelişmemiş olması ile etkin ve örgütlü bir çevre hareketinin var olmayışının yanı sıra, sendikaların içinde bulundukları koşullar, giderek artan sosyal hak kayıpları ve yüksek işsizlik oranları, Türkiye’de sendikaların çevre sorunlarına karşı mesafeli duruşlarının da önemli gerekçesi oldu.

Zonguldak Kent Konseyi Başkanı Prof.Dr. Hakan Kutoğlu, ‘Filyos Vadisi, Dilovası’ na benzeyecek diyorum kimse nin sesi çıkmıyor”haykırışına hangi alanlardan tepki geldiğini biliyorum.

Bugün Filyos’a Kağıt Fabrikası, Hurda Demir eritme tesisi, Boya (Kimyasal) fabrika kurulmasına işte Cumhuriyetin değerleri olarak önem verdiğimiz ama, Sanayi Devriminin bize sunduğu o kıymetli alanlardan kurtulmayarak, o kodlandığımız ilişkileri terk etmeyerek bir anlamda geleceği, İletişim Çağının, Bilimsel Teknolojik Devrimin ve buna bağlı olarak, yaşanabilir bir çevre imkanına da direnmiş oluyoruz.

Ne acıdır ki, özellikle örgütlü oldukları işyerlerinde ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıya kalan çoğu sendika, daha önce ele alınan iş ve çevre çelişkisi ile yüz yüze gelerek, üyelerinin işlerini korumak amacıyla işyerinden kaynaklanan çevre sorunlarını reddedebilmekte, işverenle işbirliği içinde çevrecilere karşıt bir tutum sergileyebilmektedir.

Türkiye’deki çevre hareketi son derece heterojen bir yapıya sahip olmak[1]la birlikte, genel olarak değerlendirildiğinde sınıfsal bir perspektiften yoksundur. İşte Çevre Derneği Başkanı Ahmet Öztürk ve Hakan Kutoğlu bir anlamda da, bir noktaya işaret ediyorlar.

Gerçekçi çevre politikaları, sendikal hareket ile çevre hareketinin işbirliğini gerekli kılmasına vurgu yapıyorlar.

Yaşanan süreç bir anlamda sendikaların, ilgili meslek odalarının Çevre Politikalarıyla imtihanı aynı zamanda “Sağlık, Güvenlik ve Çevre” alanında etkin politikalar geliştirmeleri, yayın, eğitim ve eylemlerinde çevre konusuna yer vermeleri geleceğimizi kazanma mücadelesinde önemli bir kaldıraç olacaktır.

Demokrasinin, emeğin başkenti ünvanını ancak yeni yeni çalışma ve yaşam alanlarının önünü açarak geleceği kurabiliriz.

Sağlıcakla kalın