Sol Parti Zonguldak İl Örgütü, son günlerde kamuoyunda tartışılan Çaycuma İlçesi Perşembe Beldesi’ne yapılması düşünülen hurda eritme tesisi ile ilgili basın açıklaması yaptı.

Sol Parti açıklamasında; “Peki bu kadar olumlu gibi görünen hurdalardan çelik üretimini gelişmiş dediğimiz AB ülkeleri, ABD  neden kendi bünyelerinde  yapmıyor ve Çin ,Bangladeş ,Hindistan ,Türkiye vb ülkelere yaptırmaktadır ?”sorusuna cevap aradı.

Açıklamada şu görüşler yer aldı; “Bu soruya cevap vermek için öncelikle   Türkiye’nin  çelik üretimine bir göz atmak gereğine inanıyoruz.Bugün Türkiye 51 milyon ton çelik üretim kapasitesine sahiptir ve bu kapasitenin yüzde 73 ü kullanılarak 37,5 milyon ton üretim gerçekleşmiş ;aynı dönemde tüketimimiz 36 milyon ton olmuştur.2019-2023 11. Kalkınma planı hedeflerinde kapasite 65 milyon ton olarak belirlenmiştir. Bilindiği üzere , bu üretim iki ana yöntem ile yapılmaktadır.

Birinci yöntem ; ağırlıklı hurda demir-çelik girdisinin ‘’ELEKTRİK ARK OCAKLI’’ tesislerde soğuk demirin ergitilmesi ile  sağlanması, ikinci yöntem ise ‘’YÜKSEK FIRIN’’larda  cevherin eritilip haddelenmesidir.37,5 milyon ton olan üretimimizin yüzde 69 ‘u hurda girdi ile üretilirken ancak yüzde 31 ‘i entegre tesislerden sağlanmıştır. Takdir edersiniz ki bu üretimler arasında kalite farkı mevcuttur.

1 kg çelik üretimi için 2,5 kg  cevher ;2,5 kg cevher elde etmek için ise yaklaşık 6 katı toprak kazısı gerekmektedir.Bu sırada cevherden elde edilecek çelik için gereken enerji 3 birim ise hurdadan elde edilecek çelikte bu gereksinim 1 birime düşmektedir.

Peki bu kadar olumlu gibi görünen hurdalardan çelik üretimini gelişmiş dediğimiz AB ülkeleri, ABD  neden kendi bünyelerinde  yapmıyor ve Çin ,Bangladeş ,Hindistan ,Türkiye vb ülkelere yaptırmaktadır ?

Gelişmiş  ülkelerde  atıklara bulaşmış metal hurdaların temizlenmesi ve zararlarının bertaraf edilmesi  maliyet olarak çok yüksektir. Çünkü   çevre  ve insanı korumak için oluşturdukları sisteme uymak zorundadırlar. Öyle ki bu arındırma işlemleri hurda metalin değerinden daha yüksektir.

“Bu durumu en güzel açıklayan örnek İzmir Aliağa dır”

Çeşitli ürünlerin sökümünden elde edilen hurdalar (her türlü otomotiv ürünü ,gemi vb..)tam olarak ayrıştırılmadığı için ;asbest, ağır metaller (kurşun ,civa ),PBC (bazı ülkelerde  kullanımı yasaklanan kanserojen –bağışıklık sistemini ortadan kaldıran ve insan vücudunda biriken bileşikler)) taşımakta ;çevre ve insan yaşamını tehdit  etmektedir. Sökümü yapılan bu hurdaların ne kadar zararlı madde içerdiği ,radyoaktif olup olmadığı ,sökümden sonra nerelere gönderildiği bilgisi bu hurdaları kullanan ülkelere verilmemektedir. Yani bizler ne ile karşılaşacağımızı bilmeden üretim yapmaya zorlanmaktayız.

Mesela asbest arıtılması çok ileri teknoloji ve yüksek enerji gideri gerektirdiğinden ‘’arıtılamaz’’ kabul edilir. Bunun yanı sıra ülkemizde atık alımı yapan İZAYDAŞ ,İSTAÇ,SÜREKO kapasite açısından yetersiz kalmakta ve tehlikeli atıkları ‘’sözde ‘’depolama alanlarına gömmek ,torunlarımızın şimdiden ölümünü hazırlamaktan  başka bir şeye hizmet etmemektedir.

 Bu durumu en güzel açıklayan örnek İzmir Aliağa dır. Yıllardır  termik santraller, demir çelik ,gübre ,petro kimya tesisleri bölgede insan hayatını tehlikeye sokmakta ; hava ,su, toprak ve deniz kirlenmeye devam etmektedir.

İzmir tabip odasının tüm raporlarına rağmen hiçbir önlem alınmamakta , müdahale edilmemektedir.

Ancak Ölüler Gömülür , Atıklar Arıtılmalı Ve  Zararsızlaştırılmalıdır.

Dünyanın en büyük hurda ihracatçısı Avrupa da , Avrupa Komisyonu ve Avrupa parlamentosu  ‘’iklim ,çalışma ve güvenlik şartlarını karşılamayan üçüncü ülkelere  hurda ihracatını kısmak istemekteler. Çünkü kendi yaşamları da tehlikeye giriyor .Ancak  metal dönüştürme birlikleri (örnek:Almanya da BDSV  vb.)buna karşı çıkmakta ve piyasalarındaki fiyatların düşeceğini ve atık toplama işinin olumsuz etkileneceğini iddia etmektedirler.

Avrupa Çelik Birliği (EUROFER) Yeşil mutabakat ve Avrupa Çeliği toplantısında düşük standartlarda üretim yapan, çevre hedefi olmayan üçüncü dünya ülkelerine hurda gönderiminin kısıtlanmasını istemeye devam etmektedir. Çelik üretiminin ihtiyaçtan fazla olması  da fiyatların 2022 sonuna dek kademeli düşeceğini göstermekte ve karlarını kaybetmek istemeyen üreticiler hem iklim ve çevre koşullarına uygun üretim yapacak ve hem de ucuz emek ile üretimi ucuza getirecek üçüncü dünya ülkeleri aramaktadır.

Dünya da özellikle çelik borsasının hareketlerini belirleme gücüne sahip olan Çin ;2015-2019 arasında dünya hurdasının YÜZDE 25 ini alırken ;2019 da çıkardıkları Çin Çevre Koruma Bakanlığı kararı ile (MEP) hurda ithalatını BİNDE 3’e indirmiştir.ABD ve AB için iyi bir Pazar olan Çin artık kapılarını kapamış ve kendi hurdalarını tüketmeye karar vermiştir. Değişen dünya dengelerinde  yerini almaya çalışan Türkiye  hurda alımını arttırmış ve 2020 yılında 22,4 milyon ton (BIR-Uluslar arası geri dönüşüm birliği verisi) hurda ithalatı ile en büyük ithalatçılardan biri olmuştur.(diğerleri Hindistan ,Endonezya ,Malezya)

İleri teknoloji hedefli bir yol belirlemek yerine, hurdaların temizlendiği üçüncü dünya ülkesi olmayı seçmek yanlış hedef belirlemektir.Türkiye yılda ortalama 20-30 milyon ton her türlü zararlı kimyasal atığa bulaşmış hurda demir alıyor . Yaklaşık 45-50 milyon ton çelik üretimi sonucu 10-15 milyon ton baca külü, cüruf vb.zararlı atıklar çevreye salınmakta, sadece üç-beş kişi zengin olmaktadır.

“Tarım arazilerinin üç-beş kişiye peşkeş çekilmesine izin vermeyelim”

Toksik etkili kimyasal maddeler çevreye yayıldığında kaybolmuyor, çevremizde kalıp  besin zincirimize katılarak sofralarımıza kadar ulaşıyor. Görüldüğü gibi küreselleşme toksik etkili kimyasal maddeleri de küreselleştirdi ;ancak bu tek yönlü bir hareket ,zengin batılı ülkelerden  yoksul ülkelere doğru !

Bu bilgilerden sonra fizibilite (faydalılık raporu) si dahi çıkarılmamış bir tesisin (Bilgi:Sn.Bülent Kantarcı)Çaycuma’ya neler kazandırıp-neler kaybettireceğini tekrar tekrar düşünüp bu kara deliğin içerisine girmemek en doğru davranış olacaktır. Çatalağzı termik santralleri yapılırken halka verilen ‘’herkesin iş bulacağı ve refah içerisinde yaşayacağı ‘’sözü nasıl gerçek olmadı ve gençlerimiz yine başka şehirlere iş aramaya gitti  ise bu hurda çelik tesisleri için verilecek hiçbir sözde gerçek değildir ve hem çalışacak işçilerin hem de tüm yöre halkının yaşamı tehlikeye girecek, kanser ve salgın hastalıklar riski artacaktır.

Zonguldaklılara düşen görev, bölge halkının bilgilendirilmesini sağlamak; bu gidişe dur demektir. Tarım arazilerinin üç-beş kişiye peşkeş çekilmesine izin vermeyelim.

Tarım arazilerimizi kamulaştırmayı düşüneceklerine geçmediğimiz otobanları, uçmadığımız hava limanlarını, elektrik ve doğalgaz dağıtımında yüksek karlar elde eden aracı şirketleri kamulaştırarak halkın nefes alması sağlanmalıdır.