Sol parti

Dünya bir kez daha emperyalist emeller peşinde, ekonomik çıkarlar uğruna, büyük devlet iddialarını kanıtlamak hevesiyle korkunç bir savaşın eşiğinde. Öncelikle vurgulayalım, bu savaşın başta Ukrayna halkı, Rusya’ya da Avrupa’ya da tüm bölge ülkelerine de bedeli çok ağır olacaktır.

Rusya’nın, SSCB’nin dağılması sürecinde Almanya’nın birleşmesine ses çıkarmaması, Kızıl Ordu birliklerinin Doğu Avrupa’dan çekilmesi karşılığı ABD de NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği garantisini vermişti. Bilindiği gibi bu sözde durulmadı, NATO genişlemeci hamlelerle Doğu Avrupa ülkelerini birer birer bünyesine kattı. 2014’te ise ABD destekli bir darbe ile Ukrayna’nın seçilmiş cumhurbaşkanı devrildi. Ülke fiilen ABD-AB destekli batı ve Rusça konuşanların ağırlıkta bulunduğu doğudaki Donbas bölgesi arasında bölünmüş oldu. Ukrayna halkı IMF kemer sıkma politikalarının boyunduruğunda, kaynaklarını dış borç ödemeleriyle tüketerek, sürekli bir çatışma ortamı içerisinde yoksulluk ve sefaletin pençesine düştü.

2022 yılının girişiyle birlikte ABD, Afganistan’daki fiyaskonun izlerini silmek, önü alınamayan COVID salgınını hasır altı etmek, Demokratik Parti ve Biden’in düşen popülaritesini Kasım 2022 ara seçimleri öncesi canlandırmak gibi nedenlerle Ukrayna sorununu kaşımaya başladı. ABD’nin savaş kışkırtıcılığının altında yatan bir diğer neden ise ABD’nin Baltık denizinin altından geçecek Rus doğalgazını Almanya’ya ulaştıracak Kuzey Akım 2 projesini baltalama isteği. Çünkü bu projenin Rusya ile AB’nin ekonomik entegrasyonunu perçinlemesi, kolektif emperyalizmin lideri ABD’yi aradan çıkarması sakıncalı bulunuyor.

İşte bu nedenlerle ABD bir anda Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin eli kulağında olduğu propagandasını yaymaya başladı. Donbas bölgesinde arka arkaya provokatif olaylar patlak verdi, Ukrayna ordusu doğuda kışkırtıcı faaliyetlere girişti.

Putin de bu durumdan pek şikayetçi görünmüyor. Çünkü ABD’nin Rusya’yı doğrudan karşısına alıp Soğuk Savaş dönemindeki gibi büyük devlet statüsüne oturtması ülke içerisinde Rus milliyetçiliği propagandası yapması, toplumsal muhalefetin sesini kısmasının koşullarını yaratıyor. Kısa vadede petrol, doğalgaz ve diğer hammadde fiyatlarındaki yükseliş de işine geliyor. Nitekim dün Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerini tanıdığını ilan etmesi ve sınırda askeri harekata girişmesi ABD’nin savaş davetini resmen kabul etmesi anlamına geliyor.

Halbuki Ukrayna’nın çıkarı bağımsız, egemen ve tarafsız bir ülke olarak toprak bütünlüğünün korunmasından geçiyor. Donbas bölgesindeki Rusça konuşan halkın kültürel özerkliğinin kabul edilmesi, can ve mal güvenliğinin garanti altına alınması da hayati önem taşıyor. ABD ve NATO, Ukrayna’dan ellerini çektiğini açıklamalı, ülkeye silah ve mühimmat sevkinden bir an önce vazgeçmelidir. Putin de Lenin’in Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesini bile tanımayan, Ukrayna ve Belarus’u Rusya’ya katmayı meşru gören aşırı şoven tarih okumalarını terk etmeli Ukrayna’nın kayıtsız şartsız bağımsızlığını tanıdığını teyit etmelidir.

2014’te Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı gözetiminde imzalanan Minsk Protokolü çözüm için elverişli çerçeveyi sunuyor. Tüm taraflar bu protokole sadık kalacağını ilan etmelidir. Karşılıklı uygulanarak ekonomik yaptırımlar, Ukrayna halkına daha fazla ekonomik darbe vuracağı gibi, Rusya’ya da Almanya ve Fransa dahil AB ülkelerine de büyük maliyetler getirecektir. Bu felaketten bir an önce dönülmelidir.

Emperyalizm bir kez daha dünya halklarına acılar yaşatıyor, büyük güçler arasındaki çekişme insanlığa ağır bedeller ödetiyor. AKP iktidarı emperyalist müdahalenin parçası olma hevesinden, ABD ve NATO’nun dümen suyunda ülkeyi yeni felaketlere götürecek her tür hamleden vaz geçmelidir. SOL Parti anti emperyalist, savaş karşıtı tutumuyla Ukrayna’da ve bölgede kan dökülmesini önlemek, savaş karşıtlarını seferber etmek için bütün gücüyle mücadele edecektir.

https://solparti.org/Haber/ukrayna

Türkiye Komünist Hareketi (TKH)

Ukrayna’daki gelişmeler ve bugün yaşanan savaş, ABD ve Avrupa Birliği’nin başını çektiği emperyalizmin yayılmacı, saldırgan ve provokatif siyasetinden bağımsız ele alınamaz. Bu gerçek ortaya konulmadan Ukrayna’da yaşanan gelişmelere yönelik her analiz ve tutum, başta ABD olmak üzere emperyalizmin saldırgan ve yayılmacı gerçek yüzünü örteceği gibi Ukrayna’daki Nazi yanlısı faşist darbe rejimini ve kendi ülke vatandaşlarına karşı 8 yıldır askeri güç kullanmasını aklamak anlamına gelecektir.

Bugün Ukrayna’da yaşanan savaşın sorumluları aranacaksa önce ABD emperyalizmine ve sonra Ukrayna’daki Nazi yanlısı faşist darbe iktidarına bakılmalıdır.

ABD emperyalizminin Doğu Avrupa’da adım adım egemenlik alanı kurduğu ve askeri üslerle Doğu Avrupa’ya yerleştiği gerçeği ile işbirlikçi rejimler üzerinden NATO’yu genişleterek Avrupa’yı istikrarsızlaştırma siyaseti açık olarak ortaya konmak zorundadır. Bir savunma örgütü olarak kurulduğu iddia edilen NATO’nun, Varşova Paktı ortadan kalkmasına rağmen kendini lağvetmemesi, tam tersine, ABD emperyalizmin askeri gücü olarak doğrudan Doğu Avrupa’ya yerleşmesi, emperyalizminin yayılmacı ve saldırgan siyasetinin somut kanıtıdır.

II. Dünya Savaşı sonrası kurulan dengenin bozulmasını en çok isteyen ve bu doğrultuda adımlarını -Yugoslavya’nın parçalanmasında, Irak ve Afganistan’ın işgalinde, Libya’nın bombalanmasında ve Suriye’nin yıkımında gördüğümüz gibi- hızlandıran ABD emperyalizminin kendisidir.

ABD emperyalizmi Avrupa Birliği’nin de desteğiyle Yugoslavya’yı parçaladıktan sonra eski Varşova Paktı üyesi ülkeleri tek tek NATO’ya dahil ederek, Doğu Avrupa’da kurduğu askeri üslerle savaşın zeminini döşemiştir. Rusya’yı çevrelemek için Kafkaslar’da, Orta Asya’da ve doğu Avrupa’da her türlü provokasyona imza atan ABD emperyalizmi, NATO genişlemesini sonuna kadar dayatmış, NATO üyeliğini hedeflediği Ukrayna’daki faşist ve işbirlikçi yönetim üzerinden planladığı savaş senaryosu aracılığıyla askeri varlığını Rus sınırlarına kadar getirmeyi planlamıştır. Bu savaşın baş sorumlusu ABD emperyalizmidir!

Bugünkü tablonun fitilini ateşleyen Ukrayna yönetimidir. 8 yıldır faşist ve Nazi yanlısı darbe hükümetine karşı “hayır” diyen ve faşist darbeye/rejime direnen Donbass bölgesi halkına yönelik Ukrayna rejiminin uyguladığı askeri güç, savaş ve katliamlar ne görmezden gelinebilir ne de meşru görülebilir.

Dün ABD emperyalizmi tarafından darbe sonucu iktidara getirilen Nazi yanlısı faşist iktidarın, ABD emperyalizminin kuklası bir yönetim olarak, bugün ABD’nin yönlendirmesi ve planları doğrultusunda Ukrayna’nın doğusuna yönelik ısrarla sürdürdüğü provokasyon ve saldırılar yaşanan gelişmelerin ana nedeni sayılmalıdır.

2014 ve 2015 yılındaki faşist darbeye “hayır” diyen Ukrayna’nın doğusundaki Donbass bölgesindeki Lugansk ve Donetsk’in özerkliğini tanıyan ve Minsk Anlaşması ile bunu onaylayan Ukrayna yönetimi, altına imza attığı Minsk Anlaşması’nı yok saymış, anlaşmayı uygulamak yerine askeri müdahaleyi seçmiş, katliamlar ve provokasyonlarla Rusya’ya karşı ABD emperyalizminin yayılmacı siyasetine zemin oluşturma yoluna gitmiştir.

Bu noktada, Ukrayna yönetiminin provokatif, NATO’ya girme heveslisi ve kendi yurttaşlarına dönük saldırgan tutumunun ve ABD emperyalizminin Rusya’yı askeri seçeneğe sürüklemek için sürdürdüğü siyasetin altı kalın bir şekilde çizilmelidir.

ABD emperyalizmi bir kez daha Avrupa’yı savaşı içine çekmiş, Rusya’yı Ukrayna aracılığıyla bir savaşla baş başa bırakmıştır. NATO ve ABD’nin “stratejik müttefikliği” herkes için bir kere daha ders olmalıdır. ABD emperyalizmi, ülkemizi Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığı yalanıyla komşumuz Suriye’nin yıkımına ortak ederek düşmanlaştırdığı gibi, Ukrayna’da Nazi yanlılarını darbe ile iktidara taşıyarak ve Rusya’ya karşı kullanarak iki halkın düşmanlığının tarlasını sürmüştür!

Bugün savaşa karşı tutum, savaşın zemini döşeyen olguları ortaya koymak ve bu olgulara karşı mücadeleyle birlikte anlamlıdır!

Ukrayna’nın NATO üyeliği gündemden düşmeli, Ukraynalı emekçiler, Ukrayna ve Rus halklarını düşmanlaştıran ve ülkesini emperyalizmin çıkarları için savaşla yüz yüze bırakan Nazi artıklarından kurtulmalıdır.

2014 yılında özerkliği tanınan ama sonrasında Ukrayna’daki faşist yönetim tarafından saldırılara uğrayan, dağılmış anayasal düzen üzerine faşist rejime ve emperyalist provokasyonlara karşı bağımsızlıklarını ilan etmiş olan ve büyük çoğunluğu Ruslar’dan oluşan Donetsk ve Lugansk başta olmak üzere bölge halkının iradesine saygı duyulmalıdır.

ABD emperyalizminin NATO üzerinden açtığı Doğu Avrupa’daki bütün askeri üsleri kapatılmalı, NATO’nun genişleme çabalarının durduğu açıklanmalıdır.

SSCB’nin dağılmasından sonra Sovyet mirasının üzerine oturan ve kapitalist restorasyonun temsilcisi Putin iktidarının, kapitalist dünya sisteminin bir parçası haline gelme arzusu tekellerin çıkarlarını temsil eden emperyalizm gerçeğine çarpmıştır. SSCB’nin mirası üzerine oturarak daha önce emperyalist sistemin parçası olmak isteyen Putin iktidarının bugün emperyalist kuşatmaya ve provokasyonlara karşı verdiği ulusal tepki, milliyetçi bir yayılmacı siyasete dönüşmeden, askeri operasyon ilan edildiği gibi en kısa sürede bitirilmelidir. Putin iktidarının bugün Rus milliyetçiliği üzerinden yayılmacı bir siyasete yönelmesi, savaşı daha da körükleyecektir. Ukrayna’nın işgaline vardırılacak bir savaş, NATO’ya ve emperyalist ABD’ye yeni provokasyon imkânı oluşturacağı gibi mevcut durumu daha da derinleştirecek bir tehlikeyi barındırmaktadır.

Ukraynalı ve Rus emekçiler kardeştir. Buradan hareketle Ukrayna ve Rus işçi sınıfları savaşa karşı anti-emperyalist mücadeleyi, SSCB döneminde 70 yıldan uzun bir süre devam eden barışı yeniden tesis etmek için kendi ülkelerindeki sermaye egemenliğine karşı mücadeleyi yükseltmelidir. Tersi durumda ise geçmişte ve bugün yaşandığı gibi gelecekte de benzeri tabloların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Geçmişten bugüne, NATO’nun ve emperyalizmin ileri jandarma karakolu olarak misyon biçilen ülkemizden emperyalizm tarafından daha fazlası istenecektir. Böylesi bir ortamda, ülkemiz savaşın parçası haline gelmemeli ve savaşı körükleyecek bütün adımlardan uzak durmalıdır.

Ülkemiz açısından Ukrayna gündemi üzerinden ortaya çıkan savaş tablosunda yapılması gerekenler şunlardır: NATO’nun ve ABD’nin kullanımına verilen ülkemizdeki üslerin faaliyetleri derhal durdurulmalı, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin açık hükümlerinin ihlaline ve ABD’nin NATO eliyle Karadeniz’e konuşlanmasına izin verilmemeli, ABD’nin savaş oyunlarının parçası olunmaması için NATO’dan çıkılmalı, Ukrayna’daki faşist iktidar ile yapılan silah ticaretine son verilmeli, ABD ile yapılan açık ve gizli askeri anlaşmalar feshedilmelidir. https://tkh.org.tr/savasa-karsi-devrimci-tutum-emperyalizme-karsi-durusla-mumkundur/

Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Parti Sözcüsü Ebru Günay, haftalık olağan basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi:

Günay, haftalık olağan basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Ukrayna krizi ve patlak veren savaşı da değerlendiren Günay şunları söyledi:

Ukrayna’da yaşanan gelişmeler NATO ve Rusya arasındaki hegemonya savaşıdır

Değerli halkımızı bir kez daha sevgiyle saygıyla selamlıyoruz. Bütün dünya Ukrayna’daki gelişmeleri yakından takip ediyor, bizler de kaygıyla izledik. Bu sabah korkulan son gerçekleşmeye başladı. Halklar ve dünya barışı yeniden büyük bir tehdit altına girdi. Ukrayna’da yaşanan gelişmeler NATO ve Rusya arasındaki hegemonya savaşıdır. Bu savaşın halklara ölüm ve yıkım getirmenin ötesinde bir şey getirmediğini hepimiz biliyoruz. Rusya ve NATO arasındaki hegemonya savaşının Afganistan ve Libya’da yarattığı etkiler ortada, halklar hala burada yaşanan savaşların bedelini ödemeye devam ediyor. Yeni bir yıkım süreci de maalesef Ukrayna açısından başladı. Bizler buradan bir kez daha sorunların askeri yöntemlerle, hegemonya savaşlarıyla çözülemeyeceğini dile getiriyoruz. Parti olarak her seferinde müzakere, barışçıl yöntemler ve diplomatik yöntemlerin kullanılması gerektiğini hep söyledik, söylemeye de devam ediyoruz. Burada da yapılması gereken şey bir an önce müzakere, diplomatik yöntemlerle, diyalog ve barışçıl yöntemlerle sorunların çözülmesi. Küresel barış adına NATO ve Rusya’nın askeri yayılmacılığı, sorunların çözümünde asla çözüm değildir, aksine sorunları daha da derinleştiren sorunları  daha da çözümsüz bırakan bir yöntemdir.

Askeri yöntemler ve yayılmacı politikalar dünya barışını tehdit ediyor: Acilen ateşkes sağlanmalı.

Daha da önemlisi askeri yöntemlerle yürütülen yayılmacı politikalar dünya barışını tehdit etmektedir, kabul edilemez. Buradan bir kez daha uluslararası güçler ve BM’ye Ukrayna’da yaşanan gelişmelerde barışın hakim olması için devreye girmesini barış ve diyalogla sorunların çözülmesi için üzerlerine düşenleri yapmaya çağırıyoruz. Bağımsızlık isteyen bölgelerde de kuşkusuz BM, AGİT gibi uluslararası güçler devreye girerek o bölgede yaşayan halka sorulmalıdır, çünkü halklar için esas alınması gereken şey halkların iradesidir. Halkın kendi geleceklerini tayin hakkı halklara bırakılmalıdır. Halkın iradesine saygı duyacak bir çözüm perspektifi gerçekleştirilmelidir. Dolayısıyla buradan bir kez daha özellikle BM’nin Ukrayna’da devam eden ve bu sabah çatışmalı sürecin başlamasına neden olan gelişmeler karşısında ateşkesin sağlanması acil önlemler alınması ve harekete geçilmesi çağrısı yapıyoruz.

AKP dış politikada savaşları kışkırtarak pozisyon alan bir iktidardır

İktidara da çağrımızı yapıyoruz. Bildiğiniz gibi AKP iktidarı bütün siyasetini savaş üzerine kuran bir iktidar. Özellikle dış politikada savaşları kışkırtarak pozisyon alan bir iktidar. Bizler bir kez daha savaşın toplumlar için yarattığı yıkımı, yurtsuzlaşmayı ve ölümü hatırlatarak savaştan yana değil halkların iradesinden yana, barıştan yana tavrını koyarak barışçıl bir rol oynaması gerektiğini iktidara hatırlatıyoruz. Sonuçta iktidarın savaş politikalarının Türkiye’yi getirdiği durum da ortada. Hem içteki hem de dışa yönelik yürüttüğü savaş politikaları maalesef Türkiye’yi hem büyük bir siyasi hem de büyük bir ekonomik krizin içine çekmiştir.

AKP’nin savaşçı politikaları Türkiye’yi daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacak

Yeni bir savaş süreci Türkiye’deki sorunları daha da derinleştirecektir ve çözemeyecektir. Zaten Ukrayna’daki gelişmelerin dünya ekonomisi ve piyasalarına yansıması herkes tarafından biliyor. Bunun Türkiye’ye de yansımaları olacaktır. Türkiye’deki ekonomik kriz de düşünüldüğünde Türkiye’nin bir an önce barışçıl siyasetten tavrını koyarak ülkenin geleceğini, halkların geleceğini düşünen bir yerden siyasetini kurmalı. İktidar barıştan yana tavır almalıdır. Parti olarak bunları hep söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Bizler, barış esaslı politika yürüten ve kuruluşları esas itibariyle müzakere ve diyalogu esas alan bir partiyiz. Her koşulda bunu iktidara hatırlattık, bundan sonra da hatırlatmaya ve daha kapsamlı tartışmaya ihtiyaç olacaktır. Zamanı geldikçe bunları yeniden hatırlatıp tartışmaya ve bu kriz aşıldıktan sonra daha kapsamlı tartışmaya ve konuşmaya ihtiyaç olacaktır.

HDP ülkenin geleceğini inşa edecek anahtardır ve bunu toplumun tüm kesimleri görüyor

Halklarımız her alanda partisine sahip çıkmaya, mücadeleyle cesaretle ve umutla sürdürme kararlılığındadır. Bizim esas aldığımız gösterge de budur. Bizim dayandığımız güç de halkımızın bu kararlılığı umudu ve cesaretidir. Türkiye halkları HDP’nin umut ve cesaret olduğunu her defasında yeniden tescil ediyor. Toplumun her katmanı, HDP’nin ülkenin geleceğini inşa edecek anahtar olduğunun artık daha fazla farkında. Artık daha inanarak HDP’yi savunuyor. Bunun için “şimdi HDP zamanı” diyelim, gelin şimdi özgürlük zamanı diyelim, eşitlik barış ve adalet zamanı diyelim. Buradan halkımıza, barıştan, eşitlik ve özgürlükten yana olan bütün güçlere çağrımızdır; kuvvetlerin tek adamda, yürütmede birleştirildiği, yargının taraflı ve bağımlı olduğu, hukukun üstünlüğü yerine, üstünlerin hukukunun uygulandığı, halkın vergileri ile oluşan devlet kaynaklarının rant ve yolsuzluk için kullanıldığı, devletin partileştiği, kadın erkek eşitliğinin bulunmadığı bir ülkede tek gerçekçi yol üçüncü yoldur. Üçüncü yol inşacısı ve öncüsü olduğumuz demokrasi ittifakının büyütme zamanıdır. HDP bu ülkedeki 100 yıllık sorunların çözüm adresidir. 100 yıl önce bölge halklarını görmeden masa başında cetvellerle sınır çizen güçler, halkın direnişiyle boşa çıkan anlaşmalardan yeni planlar yapıyorlar. Hegemonya savaşları yeniden kızışıyor, bizler uluslararası krizler karşısında uluslararası dayanışma ağlarını güçlendirmek, güçlü enternasyonalist bağlar için çalışacağız. Dünyanın her yerindeki toplumsal ve siyasal demokratik direniş hareketleriyle savaş planlarına karşı barış gücünü ve barış sesini yükseltmeye devam edeceğiz. Küresel güçlerin hegemonya savaşlarına karşı tek egemenin halkların iradesi olduğunu söylemeye devam edeceğiz. https://hdp.org.tr/tr/gunay-askeri-yontemler-ve-yayilmaci-politikalar-dunya-barisini-tehdit-ediyor-acilen-ateskes-saglanmali/16164/

Yeşil Sol Parti

İhtiyacımız olan gerçek barış ve demokrasi

SAVAŞA HAYIR!

Ukrayna’daki muhalif Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını tanıyan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bölgeye barış gücü göndermeye karar vermesiyle Ukrayna ile Rusya arasında devam eden gerginlik, savaş çığırtkanlığına dönüşmüş durumda.

Moskova ile Washington arasında Ukrayna üzerinden NATO’nun genişlemesi pazarlıkları başta AB ve bölge ülkelerinin dış politikalarında hareketliliği artırmıştır.

Yeşil Sol Parti olarak bu krizin kıvılcımını çakan Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in askerlerini Ukrayna sınırında yoğunlaştırmasını doğru görmediğimiz gibi Rusya’nın silah gücüyle toprak İlhakı yapmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

ABD’nin NATO’yu ve Avrupa Birliği’ni doğuya doğru genişletme politikası, emperyalist-kapitalist sistemin yeniden kendi nüfuz alanını genişleterek savaş kışkırtıcılığı boyutuna taşıması da kabul edilemez

Türkiye’de AKP hükümetinin Rusya’ya karşı ABD’yi, ABD’ye karşı Rusya’yı kullanma stratejisi kendine hareket alanları açsa da nihai olarak iki taraftaki zorlu ilişkiler açısından başarı addedilebilecek sonuçlar üretmesi mümkün değildir.

Türkiye gerginliğin ve savaşın tarafı olacak politikalardan bir an önce vazgeçmelidir.

Yeşil Sol parti olarak diyoruz ki;

Halkların kendi kaderini tayin hakkı emperyalist pazarlıkların, savaşların konusu değildir!

Yoksulluk ve iklim değişimi ile mücadele için gerekli olan kaynakları tüketen silahlanma yarışlarını durdurun!

Ukrayna için savaşa hayır!

Hem Rus hem de NATO güçleri geri çekilsin!

NATO’yu genişletmeyin, dağıtın!

Avrupa’yı silahsızlandırın! 

TKP (Toplumcu Kurtuluş Partisi)  1920

Ukrayna’da savaş istemiyoruz

Ukrayna’da savaş başladı. Rusya üç gün önce, 21 Şubat 2022’de bağımsız devletler olarak tanıdığı Donetsk ve Luhansk halk cumhuriyetlerinin askerî yardım çağrısını gerekçe göstererek bu sabah (24 Şubat) Ukrayna’ya girdi.

Savaş göstere göstere geldi. Rusya çok uzun süredir NATO’nun doğuya doğru yayılmasının durdurulmasını, ABD ve NATO’nun Rusya’nın askerî çevrelenmesi stratejisinden vazgeçip Ukrayna’nın NATO’ya alınmayacağı konusunda resmî güvence vermesini ve Ukrayna yönetiminin Donetsk ve Luhansk halk cumhuriyetleriyle barışmasını istiyordu.

Amerika ve NATO, Rusya’nın teklifini kabul etmediler. Aksine, Ukrayna ordusunu Amerikan ve İngiliz özel kuvvetlerinin komutasında halk cumhuriyetleri bölgesine daha büyük güçle saldırması için kışkırttılar.

Bir ulusun başına gelebilecek en büyük felaket, kendi kaderini emperyalistlerin saldırgan emelleriyle birleştiren bir yönetime sahip olmaktır. Ukrayna ulusu bugün bu felaketi yaşıyor. Her ulus gibi büyük bir ulus olan Ukrayna ulusu Amerikan emperyalizminin ve NATO’nun koçbaşı olarak hareket eden yöneticilerinin ihanetini affetmeyecektir. Ölüm, yıkım ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyen işbirlikçi politikaları reddedecektir. Kendi iç barışını sağlayarak bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü korumayı bilecek, Rusya ve Belarus halkıyla dostluğunu ve dayanışmasını yeniden kuracaktır.

Rusya savaşı derhâl durdurmalı, görüşme ve diplomasi yoluna dönmeli, meşru taleplerini sabırla savunmaya devam etmelidir.

ABD ve NATO Ukrayna’dan elini çekmeli, halkları birbirlerine kırdırarak egemenlik alanlarını genişletme politikasından derhâl vazgeçmelidir.

Türkiye savaşın durdurulması, sorunların görüşme ve diplomasi yoluyla çözülmesi için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Ukrayna’nın ABD ve NATO’nun savaş planlarından koparak kendi iç sorunlarını barış içinde çözmesini, uluslararası alanda tarafsız ve bağlantısız statüye geçmesini teşvik etmelidir. Ukrayna da, Rusya da dostumuzdur. Dostluğun gereği, savaşı değil, barışı savunmaktır.

Türkiye ABD ve NATO’nun savaşı körükleme stratejisini kesinlikle reddetmeli, tarafsızlığını korumalı, Karadeniz’in savaş bölgesine dönmemesi için Montrö Sözleşmesini titizlikle uygulamaya devam etmelidir.

Ukrayna’da savaş istemiyoruz. Karadeniz’de savaş istemiyoruz. Bölgede savaş istemiyoruz.

Yaşasın Türkiye, Ukrayna, Rusya dostluğu! Kahrolsun Amerikan emperyalizmi! Kahrolsun NATO!. https://www.tkp.org/tr/icerik/ukraynada-savas-istemiyoruz-6035

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın soL Haber Portalı’nda 24 Şubat tarihinde yayımlanan yazısı:

Birinci Dünya Savaşı’nda 20 milyon kişi öldü, bir o kadarı yaralandı.

Bu kanlı savaşın öncesinde Avrupa’da yaygın, güçlü kitlesel bir işçi hareketi ağırlığını hissettiriyordu. İşçi hareketi doğal olarak emperyalistler arası savaşa karşıydı, kendi hükümetlerinin militarist hamlelerine muhalefet ediyor, devasa gösteriler düzenliyor, “rakip” ülkelerin halklarına silah doğrultulmaması gerektiğini vurguluyordu.

Almanya ve Fransa komşu ve çatışmanın eşiğinde iki büyük güçtü, egemenlerin savaş tamtamlarına sosyalist hareketin yönlendirdiği işçi hareketi barış türküleriyle yanıt veriyordu.

Fabrikada, sokakta, yoksul mahallelerde savaşa karşı keskin bir karşı koyuş söz konusuyken Almanya ve Fransa birbirinin üzerine nasıl çullanacaktı?

Çullanamazdı.

Her iki emperyalist ülke bu dertten kurtulmak için hızla harekete geçti.  Kararlı savaş karşıtlarının yok etmeye başladılar, bunlardan en tanınanı Fransız Jean Jaures’di.

Öldürdüler.

Daha önceden bağladıkları sözde “sosyalist” kalemleri savaşın özgürlükler için, demokrasi için, hatta işçiler için ne kadar iyi olacağını yazmaya sevkettiler. Fransız işçisine başka, Alman işçisine başka öyküler anlatılmaya başlandı.

Sonra koltuklarına yapışmış, düzen siyasetinin nimetlerinden ve büyüsünden vazgeçmek istemeyen ve zaten uzun süredir devrimci bir ruh halinden uzaklaşan “sosyalist” parlamenterlere gidildi ve “vatanın siz ihtiyacı var” dendi.

Avrupa’da savaşa karşı kararlı, dişlerini sıkmış bir biçimde bekleyen milyonlarca işçi bir hafta içinde pusulasız, şaşkın bırakıldı. Onları grev çadırından, tezgah başından, yoksul evlerinden toplayıp başka ülkelerdeki kardeşlerini öldürmeleri için trenlere doldurup cepheye yolladılar.

Bütün bunlar bir haftada oldu.

Yani?

İnsanlık savaşa karşı muazzam bir karşı koyuş, yaygın bir işçi hareketi varken bile savaşa engel olamadı.

Ama savaştan yücelerek çıktı o insanlık. Almanya ve Fransa’da hızla patronların yedeğine alınan sosyal demokrasinin tersine Rusya’da “Çar için, patronlar için savaşmayacağız” demeyi göze alan bir devrimci liderlik ağırlığını koydu.

O devrimci liderlik savaşın üçüncü yılında Rusya’nın işçilerini, yoksul köylülerini iktidara taşıdı, Sovyetler Birliği’nin kuruluş süreci başladı.

Almanya’da sosyal demokratların ihaneti sonucu iğrenç bir savaşın içine yuvarlanan emekçi halk 1918’de ayağa kalktı, savaşın sonlanmasına yardımcı oldu, İmparatorluğu yıktı, egemenler Cumhuriyet ilan etmek zorunda kaldılar. Eğer sosyal demokrasinin çakal önderleri Alman tekellerinin imdadına yetişmeseydi, 1919’da Alman Sovyet Cumhuriyeti kurulmuş olacaktı.

İşçi sınıfı kendi önderlerinin ihaneti yüzünden Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasını engelleyemedi ama savaşın sonlanmasına imza attı.

1914’de büyük insanlığı aldattılar, 1917’de, 18’de büyük insanlık tarih sahnesine yeniden çıktı işçi tulumuyla!

Şimdi batılı emperyalist ülkelerin savaş ve terör örgütü saldırgan NATO doğuya doğru genişlemeye çalışırken ve Sovyetler Birliği’nin karşı devrimle yıkılması sonucu kurulan kapitalist Rusya Federasyonu bu genişlemeyi milliyetçi ve militarist bir söylemle durdurmaya çalışırken büyük insanlık nerede?

Avrupa’da işçi sınıfı hareketli ama bir işçi hareketi yok. Çünkü bir önderlik yok. İşçi sınıfı eğer kendisini sömüren çürümüş kapitalist sisteme karşı konumlanmıyorsa ne yazık ki etkisiz elemandır. Bunun önünü açmak, buna önderlik etmekle görevli solun büyük bölümü düzenin parçası haline geldi. Farklı olması beklenen “komünist” partiler, onurlu ve kararlı bazı örnekler dışında aynı yola girdiler.

İlkeler, ilkeler, ilkeler diyoruz. Bugün güncel gelişmeler karşısında gereksiz ayrıntılar olarak görülebilecek kimi ilkeler kritik anlarda hayat kurtarır.

Avrupa solu Sovyetler Birliği yıkılırken emperyalizmin yanında durdu.

Avrupa solu “Avrupa Birliği demokrasi ve özgürlüklerin güvencesidir” yalanına inandırıcılık kattı.

Avrupa solu Yugoslavya kanlı NATO operasyonuyla parçalanırken sessiz kaldı, en arsızları alkış tuttu.

Avrupa solu bundan 19. Yüzyılın ikinci yarısında proletaryanın “zamanı geldi” dediği sosyalizmin bugünün değil uzak bir geleceğin projesi olduğu fikrini işçi kitlelerine empoze etti.

Büyük insanlığın aklı karıştı, iradesi dağıldı.

Şimdi aynı Avrupa solunda bir bölüm Rus barbarlığına karşı Avrupa medeniyetini savunmak için daha fazla NATO’culuk yapmakla meşgulken, bir diğer kesim Putin’in Rus oligarkların çıkarlarını savunmak için attığı savaş çığlıklarından medet umar halde.

Peki büyük insanlık nerede? Berlin’de, Paris’te, Moskova’da, Kiev’de büyük insanlığın sesi duyuluyor mu?

Yoksa büyük insanlık NATO’nun milliyetçilikle ya da bir nükleer hesaplaşmaya taşınabilecek yeni bir dünya savaşı ile yenilgiye uğratılacağını mı düşünüyor.

O halde hemen söyleyelim, emperyalizm askeri olarak yenilgiye uğratılamaz. Emperyalizm, onun temellerini ortadan kaldıracak emekçi halkın iradesiyle yenilgiye uğratılabilir.

Onun temelleri New York’ta da, Berlin’de de, Londra’da da, Varşova’da da, Petersburg’da da aynıdır: Kapitalizm.

İlkeler, ilkeler, ilkeler…

Büyük insanlık, Avrupa solunun bütün dünyaya yaydığı teslimiyetçi, kapitalizme boyun eğen, düzen içi güçlere ve uluslararası aktörlere sırtını dayayarak icra edilen ilkesiz siyaset tarzından koparak ayağa kalkacak.

Çünkü büyük insanlık her yerde yaşamakta. Hakkını arayan kurye büyük insanlığın işaretidir, direnişe geçen tekstil işçisi büyük insanlığın kanıtıdır, büyük insanlık mücadele eden metal işçisi, greve çıkan sağlık emekçisidir.

Ve büyük insanlık dünyanın her yerindedir.

Büyük insanlık kendisini yolundan saptırmak isteyenlere izin vermeyerek mutlaka ama mutlaka ağırlığını koyacaktır.

İlkeler hayat kurtarır.

Emperyalizmle, gericilikle flört etmek olmaz. Milliyetçilik çözüm değil, halkları birbirine düşüren bir ideolojidir. Sermaye egemenliğini sorgulamadan hiçbir şeyi sorgulayamazsınız; sömürünün insanisi, gelişkini, uygarı yoktur.

Bütün büyük savaşlar, işçiyi ve patronu birbirine bağlayan bir üst ortak çıkarın olduğu tezi halk yığınlarına yerleştiğinde patlamıştır.

Aynı gemideyiz yalanı örneğin…

Bütün büyük savaşlarda yalnızca silah tekelleri değil, hızla duruma adapte olan büyük şirketler devasa kârlar elde ederken yoksul insanlar cephede birbirini boğazlamıştır.

“Benim ulusum senin ulusundan güçlü, kutsal ve haklıdır” teranesine bir kez prim verildiğinde, bu zırvalık bir kez meşrulaştığında, büyük insanlık yerlerde sürünür, emperyalistler kazanır.

Savaşları durduracak olan, savaştan çıkarı olmayanlardır.

Dünyamız bu karabasandan büyük insanlığın ayağa kalkışı ile çıkacaktır.

Savaş kapıda, büyük insanlık nerede?

EMEK Partisi

“Ukrayna’da emperyalist savaşa hayır”

EMEK Partisi Zonguldak İl Başkanı Ateş Türeli, ABD ile Rusya arasında süren ve ‘Ukrayna’krizi olarak görülen Savaşa tepki gösteren basın açıklaması yaptı.

Türeli açıklamasında; “Emperyalist savaş ve işgalin büyüme olasılığı vardır. Bir yanda ABD, İngiltere yönetimleri ve NATO, diğer yanda Rusya ve onu destekleyen Çin emperyalist hükümetleri; halkların boğazlaşmasına yol açan savaş politikalarını adım adım inşa etmektedir”dedi

Açıklama şöyle;

“Ukrayna’da ve Dombass bölgesinde bombalar patlamaya başladı. Medyada çalınan savaş tamtamları emperyalist işgal ve savaşın önünü açtı. Emperyalist savaş tehdidi sadece bombaların patladığı coğrafyayı değil, bütün dünya halklarını tehdit etmektedir.

Bu savaş haklı bir savaş olmadığı gibi halkların savaşı da değildir. Bu savaş pandemi ve ekonomik kriz sürecinde enerji şirketlerinin, kapitalistlerin, silah tekellerinin ve emperyalistlerin barbarlık savaşıdır. İşçi sınıfı, emekçiler ve halkların yapması gereken şey; her yerde savaşa karşı tepki göstermek, emperyalist politikalara karşı barışın sesini yükseltmektir. Bekleyemeyiz, izleyemeyiz!

Ülkemizdeki sermaye kesimlerine ve tek adam hükümetine karşı devam eden emek ve demokrasi mücadelesi, gelinen aşamada emperyalist savaşa karşı mücadeleyle birleşmek zorundadır. Bu çerçevede yerel platformlar bir an önce toplanmalı, eylem, kampanya ve gösteri takvimi çıkarılmalıdır. Olmayan yerlerde savaş karşıtı platformlar kurulmalıdır. Emek Partisi, bütün işçileri ve halkımızı emperyalist savaşa karşı tutum almaya çağırmaktadır.

Emperyalist savaş ve işgalin büyüme olasılığı vardır. Bir yanda ABD, İngiltere yönetimleri ve NATO, diğer yanda Rusya ve onu destekleyen Çin emperyalist hükümetleri; halkların boğazlaşmasına yol açan savaş politikalarını adım adım inşa etmektedir. AKP iktidar savaş maceraları konusunda tescillidir. AKP hükümetinin Ortadoğu ve Suriye politikası bunun örneğidir. Bunun karşısında barışın teminatı, işçi sınıfı ve halkımızın yükselteceği barış mücadelesi olacaktır. Tırmanan gerilim ve savaş karşısında Türkiye’nin güvencesi NATO olamaz. NATO emperyalist bir savaş örgütüdür. Türkiye NATO’dan çıkmalı, emperyalist savaşlarda Türkiye’yi taraf yapan tüm anlaşmalar iptal edilmelidir.

Emperyalist savaş ölümün yanında açlık, yoksulluk, göçler ve kitlesel işsizlik de demektir. Uluslararası işçi sınıfı ve halklar bu nedenle barış için ayağa kalkmalıdır. Emperyalistler bölgeden elini çekmelidir. Halklar kardeşlik içinde kendi geleceğine karar vermelidir. Donetsk ve Luhansk’ın geleceğine orada yaşayan halklar karar vermelidir.

Emperyalist savaşa hayır!

Yaşasın halkların kardeşliği ve enternasyonal dayanışması!  

Türkiye İşçi Partisi

Rusya’nın saldırısına da NATO’nun genişlemesine de DUR diyoruz.  

Rusya’nın Ukrayna’ya dönük askeri harekatı başladı. Moskova iktidarının, yayılmacı girişimleri için kimi tarihi referansları gerekçe göstermesi kabul edilemez. Dünya halklarının refahı, kanlı sömürgeci ve milliyetçi mirası yüceltmekle değil barış adımlarıyla sağlanacaktır. Rusya ordusunun harekatı derhal sona ermeli, bölgeye istikrar ve barış getirecek kapsamlı müzakere süreci bir an önce başlamalıdır.

Öte yandan, yalnız Rusya-Ukrayna hattını değil, yerkürenin pek çok bölgesini istikrarsızlaştıran başlıca etken NATO’nun kendisi ve genişleme hedefleridir. Başını ABD’nin çektiği ve emperyalizmin savaş aygıtı olarak işlev gören NATO, dünya halkları için en önemli tehdit anlamına gelmektedir. Kapsamlı müzakere sürecinin birincil hedefi NATO’nun genişleme perspektifini ve yayılmacı politikalarını masaya yatırmak olmalıdır.

Silahlanma yarışı, dünya halkları için bir diğer önemli tehdittir. Gerek Türkiye’nin de aralarında olduğu NATO müttefikleri, gerek Rusya, gerekse Çin ve Hindistan gibi ülkeler dünya tarihinde eşine az rastlanır bir silahlanma yarışı içine girmişlerdir. Washington ile Moskova arasında, Sovyetler Birliği’nin var olduğu günlere dayanan kitle imha silahlarını dizginlemeyi amaçlayan anlaşmalardan son yıllarda geri adım atılması, yapıcı ve uzlaşmaya dayalı bir anlayışın terk edildiğini göstermesi bakımından kaygı vericidir. Kapsamlı çözümün bir diğer ayağı da silahlanma yarışını denetim altına alacak bir zemin oluşturmaktır.

Ülkemizi de çok yakından ilgilendiren bu savaş, tüm bölge halkları için büyük bir tehdit anlamına gelmektedir. Askeri gerilim ve çatışmalar, savaş ve işgaller ölüm, yıkım, yoksulluk, kitlesel göç ve istikrarsızlık getirmektedir.

Türkiye İşçi Partisi, askeri çözüm arayışlarına, saldırganlığa, emperyalist ve yayılmacı girişimlere karşıdır. Ülkemizde, ateşe benzin dökmek isteyenler, silahlanma yarışının parçası olmayı hedefleyenler, çatışmadan medet umanlar olduğu açık. Oysa çözüm kapsamlı müzakereler ve barıştadır.

İktidarı uyarıyoruz. Herhangi bir taraftan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ihlali anlamına gelecek tüm talepler reddedilmelidir. İstikrarsız ve ateş hattındaki bir bölgede savaşı ve silahlanmayı desteklemek halkımızın çıkarına değildir. Türkiye barışın tarafı olmalı, bunun için gerekli girişimleri başlatmalıdır.

EMEP, EHP, Halkevleri, SMF, TİP ve TÖP’le ortak açıklamamız:

Dünya pandeminin yaralarını sarmaya çalışırken büyük ve yeni bir savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Kapitalizm insanlığın ekmeğini, sağlığını düşünmüyor; enerji ve silah tekellerinin çıkarları için halkların boğazlaştığı yeni bir savaşa alan açıyor. 

Donbas üzerinden tırmanan Ukrayna-Rusya gerilimiyle başlayan savaş ve işgalin arkasında esas olarak bu gerçeklik vardır. Rusya ve ABD öncülüğündeki NATO’nun halkların iradesini yok sayan yayılmacı politikalarının tarafı değiliz. Halklar, bu iki odaktan birine taraf olmak zorunda değildir. Haksız savaşları ve savaşa güç toplama çağrılarını reddediyoruz. Tarafımız barıştır, tarafımız bütün dünyada savaşa karşı ayağa kalkan halklarla aynıdır. 

Türkiye’de “Barış hemen şimdi!” diyerek sokaklara çıkan emek ve demokrasi güçlerini selamlıyoruz. Savaş aygıtlarının küresel tahkimatına karşı küresel barışın hayat bulması için tüm halklarımızı alanları doldurmaya çağırıyoruz. Türkiye, 3. Dünya savaşının ateşini fitilleme ihtimali olan bir kamplaşmanın ve çatışmanın tarafı olmamalıdır. Dış politikasında uzunca bir dönemdir küresel ve bölgesel güçlerle işbirliği halinde agresif ve komşu halklarla sürekli çatışma pozisyonunda olan AKP iktidarını uyarıyoruz. Türkiye ne NATO’nun ne de Rusya’nın savaş blokuna dahil edilemez. Barış isteyen halklar da buna geçit vermeyecektir.  

Savaş, eşitlik ve insanca bir yaşam için mücadele eden emekçinin düşmanıdır. Savaşların en büyük kaybedeni emekçiler, yoksullar, kadınlar ve gençlerdir. Ülkemizin bütün halkları, işçi ve emekçileri savaşa, militarizme ve şovenizme karşı birleşmelidir. Savaş aynı zamanda demokrasinin düşmanıdır. Diktatörlüğe, otokrasiye, oligarşiye giden en kestirme yol savaşlardır. Savaş kadınlar için daha çok göç, taciz ve tecavüzdür. Savaş doğanın yıkımıdır. Sadece insanların değil tüm canlıların yaşamlarına kast eder. Ülkemizde demokrasi için mücadele eden tüm kesimler savaşa karşı birleşmeli, halkların boğazlanmasından ve savaş baronlarının daha da güçlenmesinden başka hiçbir işe yaramayacak bu savaşı bertaraf etmek için büyük bir dayanışma göstermek demokrasi mücadelesinin zorunlu bir parçasıdır.

Donetsk, Lugansk ve Ukrayna’da siviller hayatını kaybediyor, halklar yerinden yurdundan edilerek kitlesel göçe maruz kalıyor. Bütün savaş ve işgal güçleri bölgeden çekilmeli, halklara kendi kaderini tayin hakkı tanınmalıdır. Emperyalizm ve faşizm, verilen talimatlardan da görüldüğü üzere; nükleer silahları dahi devreye sokacak kadar gözü dönmüş ve çılgındır. Hiroşima, Nagazaki, Vietnam ve Halepçe bu vahşetin tarihsel vesikalarıdır. Bu vahşete seyirci kalmayacağız! Savaşa karşı, barış ve kardeşlik için şimdi seslerimizi yükseltme zamanı!

EMEP-EHP-Halkevleri-HDP-SMF-TİP-TÖP
1 Mart 2022

https://hdp.org.tr/tr/savasa-karsi-baris-hemen-simdi-ve-her-yerde/16178/