Güngör Şenkal

gusenkal@gmail.com

Yandım Ela Gözüne, Zonguldaklı okurun yakından bileceği üzere Mevlut Kırnapçı’nın eserlerinden biridir. Bu eser halk kültürünün derlenip yazıya geçirilmesi ve aynı zamanda halk kültür araştırmaları yapanlar için sağladığı kaynak olma özelliği nedeniyle önemlidir. Kırnapçı, eserinin sonuna (s. 117-143) bir de sözcük derlemesi eklemiştir. Çaycuma yöresinin konuşma dilini yansıtan derlemedeki bazı sözcüklerin dilsel kökeni (etimolojisi) üzerine yapacağımız bu çalışma, Kırnapçı’nın eserine naçizane bir katkı olarak okunabilir.  

Ağuz/Avuz: Doğum yapan ineğin ilk sütünden yapılan yemek. …

TDK Yeni Tarama Sözlükʹte ʹaġuzʹ (ağuz), aġız (ağız) sözcüğünün dördüncü anlamı olarak ʹdoğuran hayvanın ilk sütüʹ olarak verilmiştir. ʹAġuzʹ Eski Türkçe bir sözcüktür. TDK Güncel Türkçe Sözlük’te, Türkçe ʹağızʹ sözcüğünün 2. anlamı ve ʹyeni doğurmuş memelilerin ilk sütüʹ biçiminde tanımlanmıştır. Benzer bir açıklama Tietze sözlüğünde de vardır. Bartın ve yöresi ağızlarında, sözcüklerin iç ve sonseslerinde bulunan (g/ğ) seslerinin düzenli olarak /v/ sesine dönüştüğü  Zeynep Korkmaz’ın bir çalışmasında örnekleriye ortaya koyulmuştur (çalışmanın yapıldığı dönemde Bartın Zonguldak’ın bir ilçesi). Buna göre: ağız > avız, ögey > üvey, soğan > sovan. Ancak ız sözcüğündeki /ı/ dar ünlüsünün ağuz/avuz sözcüklerinde görüldüğü gibi /u/ geniş ünlüsüne dönüşmesinin de açıklanması gerekir. Korkmaz, yuvarlak ünlülü eklerin yanında, dudak ünsüzleri yanındaki belirli yuvarlaklaşmaların da Bartın ağzı özelliklerinde bulunduğunu belirtiyor. Toparlayacak olursak; Bartın ağzında (g/ğ) ünsüzleri /v/ gibi bir diş-dudak ünsüzüne dönüşüyor, o da yanındaki düz ünlüyü (burada /ı/) yuvarlaklaştırıyor (burada /u/); ağız > avuz.

Sözcüğün bu yöndeki anlam genişlemesini, yeni doğan yavrunun ağzına aldığı ilk süt anlamında ağız olma olasılığı üzerinden düşünebiliriz.

Ahlat: Bkz. Acamuk/Acamık. Ac(a/ı)muk: Yaban elması ya da yaban armudu. Ahlat.

Türkçede kullanılan iki farklı ahlat sözcüğü vardır. Bunlardan biri Yunanca (TDK’ya göre Rumca) ʹarmutʹ anlamına gelen ʹahladiʹ sözcüğü diğeri ise Arapça ʹBir karışım içindeki parçalar, ögelerʹ anlamına gelen ʹaḫlāṭʹ sözcüğüdür. Kitapta söz konusu olan ahlat,  Yunancada ahladi/armut, Türkçede ise daha çok dağ ya da yaban armudu olarak bilinen bir armut türüdür (pyrus pyraster, pyrus amygdaliformis vb.) 

Ahraz: Algılama özürlü. Aptal.

Arapça /ḫrs/ kökünden aḫras olan sözcük ʹdilsiz, sağır ve dilsizʹ anlamlarına gelmektedir.

Akran: Boy, yaş, ve ağırlık olarak denk kişiler.

Akran sözcüğü, Arapçada ʹdenk kimse, küfüvʹ anlamına gelen ʹḳirnʹ sözcüğünün çoğuludur (aḳrān). TDK’ya göre sözcüğün anlamı, ʹYaş, meslek, toplumsal durum vb. bakımından birbirine eşit olanlardan her biri, boydaş, böğür, taydaş, öğürʹ. Nişanyanʹa göre, ʹEşler, bir yarışta eşleşenler, yaşıtlarʹdır.

Apu(ç/ş) kurmak: Bağdaş kurarak oturmak.

Bu sözcükte de ağız> ağuz örneğinde olduğuna benzer ses olayları olmuştur. Burada /p/ çift-dudak ünsüzü Bartın ağzı özelliği gereği yanındaki düz /ı/ ünlüsünü /u/ geniş ünlüsüne dönüştürmüştür: apış > apuş. Tietze, apış- I karşılığı ʹbacakları ayırarak oturma / oturmakʹ olarak belirtilir. Yöreye özgü bu deyim, bağdaş kurmak deyiminin eşanlamlısı olarak deyimler sözlüğünde yerini almalıdır.   

Arşak: Gövdesinden ʹzıvʹ ya da ʹtığʹ denilen ucu kertik bir çubuğun geçirildiği, oval bir disk şeklindeki gövdeden oluşmuş, iplik eğirmeye yarayan ilkel bir düzenek.

TDK Güncel Sözlük’te ağırşakʹın birinci anlamı: Yün veya iplik eğrilen iği ağırlaştırmak için alt ucuna geçirilen yarım küre biçiminde, ortası delik ağaç veya kemik parça. Ağırşak ya da arşak sözcük Eski Türkçede aġırçak olarak geçmekte, anlamı da ʹiğin altına bağlanan yuvarlak ağırlıkʹtır.  

Avgun: Taş ya da kiremitlerle yapılan su yolu.

Sözcüğün karşılığı Yeni Tarama Sözlüğü‘nde ʹyer altındaki su yoluʹ biçiminde geçmektedir. Farsça kökenli olduğunu düşündüğümüz sözcüğün bugünkü Farsça sözlüklerde yer alan biçimi nāvdān olup, ʹoluk, çatı oluğuʹ anlamlarına gelmektedir. Sözcüğün kökü olan ʹnāvʹın ikinci anlamı ise ʹkanal, su borusu, atık su çukuru, çatı oluğuʹdur; –dān ise Farsçada alet adı yapan bir sonektir. Ancak sözcük Farsça konuşma dilinde bugün hâlâ nāvdūn biçimindedir (Karşılaştırma için: Tehrān ↔Tehrūn).  Aşağıda ʹnāvdūnʹ maddesi olarak bırakacağım üç linkten biri nāvdūn açıklaması, diğer ikisi ise bu sözcüğün içinde geçtiği Farsça Setāyeş adlı şarkı sözleri ile şarkının Morteza Paşaye tarafından okunmasıdır.

Ayrıca su anlamına gelen Farsça āb sözcüğü de eskiden āv olarak sesletilmekteydi, bugün de suʹyun Kürtçe karşılığı avʹdır. Ayrıca nāv sözcüğünün birinci anlamı ve bu anlamdan türeyen sözcüklerin hepsinin su/deniz/denizcilik ile ilşkili olması, nāv ile āv arasında geçmişten gelen bir ilişkiye işaret etmektedir.

Eyuboğluʹnun Avgın maddesi için yazdığı ʹʹavʹdan av-gın/avgın (av yeri, avı çok olan yer, anlam genişlemesiyle: su arkı, su yolu, sürülmemiş tarlaʹʹ tanımıyla; Karakurt’un ʹAvgın olarak da söylenen ve Vajina (dişilik organı) demek olan kavram Ak/Ag/Ağ/Av kökünden türemiştir. Anadolu’da Avgın biçimiyle ark (su yolu) anlamına gelmektedir. Ayrıca suyun kanalda dağıtılmasını sağlayan içi oyuk taşlara da Avgun denilmektedir. Benzer biçimde Avgunmak (cinsel olarak birleşmek) fiilinin de Avgınmak söyleyişine yaygın olarak rastlanır.ʹ açıklamasına, av’dan vajina’ya içerdikleri aşırı zorlama nedeniyle itibar etmiyoruz.

TDK’nın çevrimiçi (online) dahil Türkçe sözlüklerinde avgun sözcüğü bulunmadığı gibi, geçmiş yıllarda basılı sözlüklerde yer verilen ve ʹis. hlk. (isim, halk dilinde, yn)  Duvardaki suyun geçmesi için bırakılan delik veya üstü kapalı su yolu.ʹ olarak tanımlanan avgın sözcüğü de kaldırılmıştır.  

En güvenilir kaynaklardan olan Tietze sözlüğünde (Türkçe kaynaklarda birçok yerde avgun ile eşanlamlı gösterilen) avgan /avkant ʹüstü kapalı veya açık su yoluʹ sözcüğünün Farsça āb-kand’dan geldiği yazılıdır. Avgun maddesine karşılık ise ʹyer altındaki su yoluʹ <  Farsça āvgûn ʹsu yoluʹ yazılmış olup, açıklaması da şöyledir: İlk hece āv ʹsuʹ, fakat ikinci hecenin aslı belli değil. Kelime Yunancanın Karadeniz diyalektinde de mevcut: avğuni (ʹAslı bilinmiyorʹ).

Yaptığımız araştırmada, anadili Romeika olan topluluklarda avğuni diye bir sözcüğün bilinmediğine tanık olduk.

Burada işaret edilen ʹYunancanın Karadeniz diyalektiʹ, Trabzon Rumcası ya da Romeika olarak adlandırılan diyalekttir. Kaynak kişimiz Romeika üzerine çalışmalarıyla tanınan Vahit Tursun’dan öğrendiğimiz kadarıyla; Yunancada gurna, Romeikada ğurni olarak sesletilen ve ʹsuyun toplandığı yerʹ vb. anlama gelen bir sözcük vardır. Tursunʹa göre, çıkmak anlamında Yunanca vyeno, Romeika eğveno sözcüklerinden türeme bir ad olabileceği de, üzerinde daha fazla çalışma yapmak koşuluyla, düşünülebilir.     

Sonuç olarak, biz, nāvdūn sözcüğünün Farsça konuşma dilinden Türkçeye avgun olarak geçtiğini/evrildiğini düşünüyoruz.

Avkuru: 1- Yamaç bir arazide enine hareket ya da durumun tanımı. 2- Dengesini yitirip kaymış bir yük ya da eşyanın eğri konumu.

Arkuru/arkırı sözcüğü Eski Türkçede ʹçaprazlamaʹ anlamına gelmekteydi. Sözcüğün, ʹkarşıdan, karşılayarak; genişlik, enʹ  gibi anlamları da mevcuttur.

Avkuru sözcüğü, arkuru sözcüğünün ağızlarda aldığı biçimdir. Ancak ilk hecedeki r > v dönüşümü açıklanmaya muhtaçtır. Bu ses olayı ğ > v değişimi çerçevesinde düşünülebilir mi? /r/ʹnin sesletiminin üstdamaksıl çarpmalı değil de küçükdilsil titrek olduğu durumlarda mümkün olabilir. Böylece /r/ ile /ğ/ʹnin boğumlanma yerleri birbirine çok yaklaştığından, ğ > v dönüşümüne benzer r > v dönüşümüne neden olabilir. Alan çalışmalarında bulunabilecek benzer başka örneklerle karşılaştırılarak incelenmelidir.  

Kaynaklar:

Andreas Tietze, Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı, Cilt 1, A-E, Simurg Kitapçılık, Yayıncılık ve Dağıtım Ltd. Şti., 1. Baskı, İstanbul 2002

Deniz Karakurt, Türkçe Sözcük İncelemeleri – Karşılaştırmalı, E-Kitap, 2019

Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydınlık Kitabevi, 16. Baskı, Ankara 1999

Güngör Şenkal, Doğu Karadeniz Dilleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, Klaros Yayıncılık, Ankara 2021

H. F. Junker, B. Alavi, Persisch-Deutsches Wörterbuch

İsmet Zeki Eyuboğlu, Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü, Sosyal Yayınları, Dördüncü basım, İstanbul 2004

Mevlut Kırnapçı, Yandım Ela Gözüne, KKM Yayınları, Ankara 2013

Nāvdūn: 1- https://abadis.ir/fatofa/ناودون/

2- https://lyricstranslate.com/en/setayesh-ستايش-setāyesh.html

3- https://www.youtube.com/watch?v=qg9kAfUwLfE

Sevan Nişanyan, Sözlerin Soyağacı – Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, Adam Yayınları, Birinci Basım: Ekim 2002, İstanbul

Türkçe Sözlük, Yeni Baskı TDK Yayınları, Ankara 1988

Türkçe Sözlük, TDK Yayınları, Genişletilmiş 7. Baskı, Ankara 1983

Yeni Tarama Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara 1983

Zeynep Korkmaz, Bartın ve Yöresi Ağızları, TDK Yayınları, Ankara 1994