Çadır: Kefen

Çadır sözcüğünün TDK Sözlük’te iki ayrı karşılığı vardır: 1. Keçe, deri, kıl dokuma, sık dokunmuş kalın bez veya plastik maddelerden yapılarak direklerle tutturulan, taşınabilir barınak, çerge, oba, otağ… 2. Gölgelik olarak kullanılan tente veya şemsiye. Tarama Sözlüğüʹnde ʹKadınların başlarına örttükleri büyük beyaz bez, çarşafʹ biçiminde yer alır. Derleme Sözlüğü’nde çadır (II) başlığında, ʹ1. Kefen. (Aliköy *Çaycuma -Zn.)ʹ karşılığı vardır.

Etimolojik sözlüklerden Eyuboğluʹnda yazılanlar şöyledir: Farsça çâder/çadır (otağ)dan çatır. Türk ağızlarında çatır, çadı, çadar (kül), çadır (yüz örtüsü, peçe, çadır), ayrıca örtü, başlık… Türkçe otağ, Sanskritçe catra (Farsça çaderʹin kökeni, Latince cidar, Grekçe kitaris, Rusça chater Nişanyan’da ise, ʹ~? Farsça çāder/çādür çadır, örtü, kadın başörtüsü = orta Farsça çātur (~Sanskritçe chattra şemsiye)ʹ.  Nişanyan ayrıca sözcüğün Türkçe çatmak fiiliyle olan ilgisinin tartışılabileceğini de yazmaktadır. (Matematikteki neredeyse eşit (~) sembolü Nişanyan sözlükte ʹAlıntı (adoption) – sağdaki dilden alınmıştırʹ anlamında kullanılmaktadır.) Tietze sözlüğünde çadır sözcüğü, ʹʹdireklerle tutturulan ve duvarları deri veya bezden olan barınakʹ < Farsça çādar. Aslen Sanskritçe çattra- ʹgüneş şemsiyesiʹ kelimesinden alınan kelime Eski Türkçede de tesbit edilmiştir, fakat oradan Eski Osmanlıcaya hangi yoldan geldiği katʹiyetle belli değildirʹʹ denilmektedir.

Çadır sözcüğünün bez, çarşaf gibi anlamlarından genişleyerek kefen yerine de kullanıldığı düşünülebilir.

Çalı çangalaz: Dağınık durumdaki küçük dal ve dikenlerin oluşturduğu kuru odun yığını. Çalı çırpı.

Derleme Sözlüğü’nde çangal sözcüğünün birinci anlamında yazılı karşılıklar (yöreye göre), ʹdallı budaklı, eğri ağaç; fasulye sırığı, sırık; tarlayı korumak için dallı budaklı çam ağaçlarından yapılan çitʹtir.

Eyuboğlu çalı sözcüğünü şöyle tanımlar: ʹçalmak’tan çal-ı/çalı (vurulup kırılarak alınan, çalınan ağaç, ağaçcık kalıntıları, kırılmış ağaç dalları bg.) (Buradaki yazım hatası yazarına aittir.)  Aynı sözlükte çangal için de, ʹFarsça çangal (bk. Çengel)den çangal (eğri, kıvrık, dallı budaklı ağaç), karşılığı vardır. Tietze’de, M. Räsänen dolayımıyla Türkçe çal- fiiline bağlanan çalu (çalı) sözcüğünün karşılığı, ʹböğürtlen gibi bodur ağaçʹtır. Çangal ise ʹçengel; dallı budaklı… eğri, çarpık, mukavves (kavisli, yn)ʹ  < Farsça çangāl ʹpençe, parmaklarʹdır. [Bugün ʹBir yere takılmaya, geçirilmeye yarayan eğri ve ucu sivri demir (TDK)ʹ anlamında kullandığımız çengel sözcüğü, anlam farklılaşmasına uğramış Farsça çangāl sözcüğüdür.]

Çangallı: 1- Kesildiği halde budanmamış dallı budaklı ağaç. 2- (Argo) Geçimsiz.

Bu sözcük, yukarıda açıklanan çangāl sözcüğünün anlamları etrafında düşünülmelidir.

Çav: Hayvanların boynuna takılan metal çan.

Burada verilen anlamıyla çav, Derleme Sözlüğü’nde yer alır. Sözcüğün tespit edildiği yer de Ordu/Salman olarak gösterilir.

Bu sözcüğün aslı çandır. Sözcüğün Tietze sözlükteki açıklaması şöyledir: çaƞ/çan ʹses çıkaran madenî cihazʹ < Eski Türkçe çaƞ… Clauson’a göre bu kelime ses taklidi kelimelerden de olabilir yahut Çince çeng veya Farsça çangʹdan alınma olabilir. Eski Osmanlıca kelime de Eski Türkçe ya da Farsçadan geçme olabilir. Mefhumu taşıyan unsurlar Budizm, Hristiyanlık ve deve kervanlarıdır.

Sözcüğün sonundaki nazal (gensel/genizsel) /n/ (ƞ/ñ) sesi /v/ sesine dönüşmüştür (yaygın gösterimiyle ñ  > v).  Korkmaz, bu durum için şunları yazmaktadır: Eski Türkçenin iç ve sonseslerindeki ñ damak ünsüzü bölgede bir taraftan yukarıdaki paragrafta gösterilen durumlarda düzenli bir şekilde y sesine dönerken, bu sesin etrafında yuvarlak ünlü bulunan ince ve kalın sıradan kelimelerde de v sesine dönmektedir (Ör. soñ > sov).

Ç(ö/e)kel: Övendirenin sapına takılan, yassı ve geniş ağızlı demir uç. Mecek. Çökel, saban ya da pulluğa bulaşan çamuru kazımağa yarar.

Çekel sözcüğü Derleme Sözlüğü’nde, ʹ[çekgel, çekkel (I), çekül -1, çerkel, çerkelli, çevkel (III)] Öğendirenin alt ucundaki demir sıyırgı.ʹ biçiminde yer almaktadır. ʹİki uçlu küçük çapaʹ anlamındaki Yunanca tzakélin sözcüğünden Türkçeye geçmiştir (Tietze).

Derleme Sözlüğüʹnde yer alan biçimiyle, mecek sözcüğünün ikinci anlamı da yöresel olarak farklı iki anlama gelmektedir: ʹ1- Üvendirenin ağaç sapı. 2- Çamur kazımak için üvendirenin ucuna takılan demirʹ

Eren’e göre, mecek sözcüğü, cemek sözcüğünün göçüşmüş biçimidir. Cemek sözcüğünün tanımı ise şöyledir: ʹçamur kazımak için üvendirenin ucuna takılan demirʹ. Ağızlarda çemek olarak da geçer. Dar bir alanda kullanılan mecek göçüşme sonunda oluşmuştur. < Ermenice camak ʹstick to clean plowʹ.

Çökelez: Sincap

Aynı anlama gelen ve birçok varyantı bulunan sözcüğün sözlüğe girmiş biçimi çekelez’dir (DS). Eyuboğluʹna göre çekelez sözcüğü, Türkçe çözmekten (burada yazım hatası vardır; doğrusu çökmek olacaktır, yn) ʹçök-elek/çökelek, -çökelezʹdir  ve (sincap) ʹÇökerek, sinerek gizlendiğinden bu adı almıştır. Çökmek sözcüğünde, anlam genişlemesi sonucu, gizlenmek, sinmek, saklanmak içeriği vardırʹ. Bize göre, Eyuboğlu sözcüğü oldukça zorlamıştır.

Eren’de çekelez sözcüğünün açıklaması şöyledir: ʹSincapʹ. Yerel ağızlarda çökelez olarak da geçer. Kökenini bilmiyoruz. Türkçede çekelez yerine daha çok sincap adı kullanılır. Bundan başka, sincaba değin adı da verilir. Bu bakımdan çekelez adı daha çok yerel ağızlarda kalmıştır. Yerel olarak sincaba tirik (> dirik) adı da verilir.

Burada belirtelim ki, değin sözcüğü varyantlarıyla Türk dillerinde sincap için kullanılır. Tirik sözcüğünün kökeni bilinmemekte, sincap sözcüğü ise Farsçadır (sincāb).

Çöp: Kendir, kenevir bitkisinin liflerinden elde edilen ip hammaddesi. Çöp, çöp yatak, tüfek fişeği doldurma ve musluğun yuvasına yerleştirmesinde gövdeye sarılarak sızmayı önlemek gibi işlerde kullanılır.

Çöp’ün Güncel Türkçe Sözlük’te iki anlamı vardır: 1- Saman inceliğinde herhangi bir sap, dal veya tahta parçası. 2- Yararsız, pis veya zararlı olduğu için atılan ufak tefek şeylerin hepsi, gübür. Derleme Sözlüğüʹnde çöp’ün karşılığı ʹkalın keten lifinden yapılan ipʹtir. Sözcüğün bu anlamıyla kullanıldığı yerler olarak yalnızca Tortul *Devrek, Aliköy *Çaycuma / Zonguldak gösterilmiştir. (Tortul’un neresi olduğunu tespit edemedik.)

Tietze sözlükte ʹince sap, dal veya tahta parçasıʹ anlamına gelen sözcük (çöp), ʹdeğnekʹ anlamına gelen çūb (Farsça çōb) sözcüğüdür ve bu Eski Türkçede ʹrüsup (çökelti, yn), tortuʹ anlamına gelen çöb sözcüğüyle karışmıştır. DLT’teki karşılığı da (tutmāç dışında) tortudur. Eyuboğlu’na göre, Farsça ʹdeğnek, odun, çalı, sopaʹ anlamlarına gelen çūb sözcüğü, anlam genişlemesiyle ʹince kırıntı, incecik çalı çırpıʹ anlamına gelen çöp sözcüğüne evrilmiştir.

Çöp sözcüğünün burada karşımıza çıkan etimolojik anlamlarıyla, Kırnapçı’nın verdiği yöresel anlamı uyumsuzdur. Eski Türkçede ʹkeçi kılıʹ anlamına gelen ve Derleme Sözlüğüʹne ʹyünün kirli ve çöplü yerleri; keçi kılı; keçi kılından yapılan çuval vb.ʹ anlamlarda giren çöpür diye bir sözcük vardır. Kıl-lif benzerliğiyle bir anlam genişlemesi söz konusu olmalıdır.

Bayburt ağzında ʹTarama işleminden sonra geriye kalan işe yaramayan yün, yün artığı.ʹ anlamında kullanılan çöp; ʹTaranan yünün adi kısmından yapılan çorap.ʹ anlamında çöp çorabı ve de ʹYünün tarandıktan sonra artan kaba kısmıʹ anlamında çöpür sözcükleri kullanılmaktadır (Memiş).

Çövürge: Kapı ya da germeçlerin kilitlenmesini sağlayan, ağaçtan yapılmış bir tür kilit.

Çövürge sözcüğü Derleme ve Tarama sözlükleri ile DLT’te bulunmuyor. Standart Türkçede anahtar anlamında kullanılan çevirgeç sözcüğü vardır. Bu sözcük, çevir- fiil köküne, Türkçede fiilden isim yapım eklerinden olup vasıta ismi yapan  –geç ekinin getirilmesiyle oluşturulmuştur. Düz ünlülerin yuvarlaklaşması yöre ağzının önemli bir gösterenidir (e > ö,

i > ü).

Zeynep Korkmaz’ın çalışmasında buna verilen örneklerden biri de çevir- > çövür- örneğidir. Burada çövürge de yazılmış, anlamı da ʹtahtadan yapılmış kapı mandalıʹ olarak verilmiştir. (/v/ sesinin ünlü yuvarlaklaşmasına sebep olması üzerine daha ayrıntılı bilgi için bkz. Korkmaz, s. 15-16) Ek olarak, çövürmek fiilinin Iğdır’da ters çevirmek anlamına geldiğini de belirtelim (DS).

Kaynaklar:

Özlem Memiş, Bayburt İli Ağzı Söz Varlığı, Yüksek Lisans Tezi, https://dspace.trakya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/trakya/4740/0166702.pdf?sequence=1&msclkid=0491b1efa63111ec9f06ec1042a09789

Hasan Eren, Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, 2. Baskı, Ankara 1999

(*) Yandım Ela Gözüne, Zonguldaklı okurun yakından bileceği üzere Mevlut Kırnapçı’nın eserlerinden biridir. Bu eser halk kültürünün derlenip yazıya geçirilmesi ve aynı zamanda halk kültür araştırmaları yapanlar için sağladığı kaynak olma özelliği nedeniyle önemlidir. Kırnapçı’nın bu eserine yoğun emekle katkı yapan değerli yazarımız Güngör Şenkal’ın bu sayıda da gönderdiği 4.nü yayınladığımız bu çalışmayı, gerek zaman ve gazete sayfasının yeterliliği, gerek okuyucuya parça parça sunma zahmetini de göz önüne alarak dostumuz Şenkal’ın bu değerli çalışmasını ileride derli toplu olarak sizlerle paylaşacağız.

Sağlıcakla kalın