Sevgili Vera,

Sarı saçlı, güzel yüzlü, hüzün gözlü kız.

Dünyalar iyisi Tayfun Kahraman’ın şirin kızı

Sevgi, dostluk ve hoşgörünün egemen olması gereken bir bayram gününde seni babasız, babanı senden mahrum bıraktılar.

Mahkeme salonunda babanın seninle kucaklaşmasının görüntüleri bile babanın ne denli barış yanlısı, sevgi dolu bir insan olduğunu göstermeye yeter.

Osman Kavala gibi bir yurtseveri casuslukla, hükümeti devirmekle suçlayan yüreği nasırlaşmış, vicdanı kararmış kimileri; babanı ve arkadaşlarını da haksız, hukuksuz bir uygulamayla cezaevine koydular.

Bu insanlar niye bu kadar acımasız, bu kadar sevgisiz, insanlıktan bu kadar uzak olabilirler, bunu şimdi anlayamazsın.

Ama senin gibileri babalarından, annelerinden, onları çocuklarından, eşlerinden sevdiklerinden ayıranlar bilmeli ki, gün gelecek bu yaptıklarının hesabını verecekler.

Sevgili Vera,

Bu bayram sabahı, yüreğim seninle çarpıyor.

Babanı ne çok özlediğini tahmin ediyorum.

12 Eylül’de benim kızımı da “baban askerlere öğretmenlik yapmaya gitti” diye oyaladılar.

Sonra hüküm giyince Almanya’ya gitti demişler.

Ancak o, ben eve döndüğümde bir kez olsun ne askerleri sordu ne de Almanya’yı.

O da biliyordu, hissediyordu yaşananları.

Biliyordu; babasının ülkesini, insanları ne çok sevdiğini.

Bu ülkede tüm insanlar eşit yurttaşlar olarak, barış içinde, bir arada yaşayabilsinler diye mücadele etmişti babası.

Sen de şimdi olmasa da ilerde anlayacaksın baban ve arkadaşlarının verdikleri onurlu mücadeleyi.

Sevgili Vera,

Baban ve arkadaşlarının ne güzel dostları var, onları her koşulda destekleyen, yanlarında olan.

Bizler içerdeyken böyle bir dayanışma ve destek göremedik ne yazık ki, hatta kimi insanlar vebalı gibi uzak durdu bizlerden.

Oysa yüreği senin için çarpan, senin gözlerinden akacak iki damla yaş için alanları dolduran, baban ve arkadaşlarının özgürlüğü için her şeyi göze alan o kadar çok sevenin var ki!

Yeter ki sen üzülme Vera,

Bu ülkede eninde sonunda zalimler yenilecek, baban ve arkadaşları, onlar gibi düşünen barış yanlıları üstün gelecekler bu düzene karşı.

Onlar; çocukları ağlatanlar, yatağa aç gönderenler, gençlere kıyan, emekçiyi işsiz, emekliyi yalnız bırakanlar, yaptıklarının hesabını verecekler.

Sevgili Vera,

İnan çok sürmeyecek, adalet yerini bulacak, baban ve arkadaşları, tüm demokrasi mağdurları kısa sürede özgürlüklerine kavuşacaklar.

Sen yine sevinçle sarılacaksın babanın boynuna.

Daha nice bayramlarda, kutlu günlerde ailece kutlamalar yapacak, dostlarınızla birlikte güneşli, güzel günleri paylaşacaksınız.

Sevgili Vera, güzel kızım;

Biliyorum seni de anneni de babanın dostları yalnız bırakmıyorlardır.

Sizleri uzaktan takip eden biri olarak bugün seninle söyleşmek, sana yazmak istedim.

Senin yaşında torunum var.

Babası ODTÜ mezunu ama bu ülkede iş bulamadığı için şimdi yurt dışında.

Bu sabah onunla görüntülü konuşurken bile hep sen aklımdaydın.

Haydi bizleri hapsettiniz, cezalandırdınız.

Bu çocukların günahı neydi?

Salt duruşmada bulunmak için yurt dışından gelenleri bile “ kaçma şüphesi var” gerekçesiyle tutuklayan, 70 yıllık yaşamında bir ev sahibi bile olamayan bir mimarı Gezi eylemlerinin finansörü diye suçlayan zihniyet yalnızca düşünenlere değil, çocuklarına da düşman.

Ama bugün cezaevlerinde rehin tuttuğunuz insanların çocukları yarın anneleri, babalarıyla övünecek, onlardan gururla söz edecekler de sizin çocuklarınız yaşamları boyunca sizlerden utanacaklar.

Bu utancı onlara yaşatmaya ne hakkınız var!

Sevgili Vera,

Senin ve cezaevlerindeki tüm insanların çocuklarının özgürce, barış içerisinde kutlayacakları bayramların özlemiyle hepinizi gözlerinden, anne ve babalarınızın yüreklerin öpüyorum.