Dünya devrimci, sosyalist, komünist kadın hareketine damgasını vurmuş, Clara Zetkin (5 Temmuz 1857 – 20 Haziran 1933), devrimci sosyalist ve Marksist-Leninist Alman politikacı ve kadın hakları savunucusu, Rosa Luxemburg ( 5 Mart 1871 – 19 Ocak 1919), Polonyalı Marksist, filozof, ekonomist, savaş karşıtı aktivist ve devrimci sosyalist kadın önder.

Ülkemizde de Behice Boran (1 Mayıs 1910, Bursa 10 Ekim 1987, Brüksel), Türkiye İşçi Partisinin son Genel Başkanı, siyasetçi, akademisyen ve sosyolog.

Bakiye Beria Onger (1 Temmuz 1921, Ankara – 13 Şubat 2015, İstanbul), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu avukat, Türkiye İlerici Kadın Derneği Kurucusu, öncülerinden, Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi kadın önder.

Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de binlerce, kadın hareketine damgasını vurmuş, bugün cezaevlerinde, siyasetin en ön saflarında kadınlarımız mücadele etmekte, kadın haklarının, cinsiyet eşitliği, hayatın her alanında var olması yönünde mücadele verirken, tacize, tecavüze uğrayan, katledilen kadınlarımız. Onların değimiyle, “Korkun bizden biz her yerdeyiz. Toplumun yarısıyız” diye haykırıyorlar Kısaca kadınlar hayatın her alanında, siyasette, ekonomide, mücadelenin ön safında, evde, işte her yerde. Sokakta, iktidarların kadınlara yönelik politik tutumlarına karşı bir anlamda direnişte.

İşte 1 Mayıs işçi sınıfının, emekten, demokrasiden, eşitlikten, kadın haklarından yana olanların istemlerini, taleplerini haykırdığı, iktidarlara mesajların verildiği bayram havasında bir protesto arenası aynı zamanda.

Zonguldak’ta gelenek halini almış olan ve organizasyonunu Demokrasi Platformu öncülüğünde, oluşturulan Tertip Komitesi sorumluluğunda yapıyor.

1 Mayıs’lar aynı zamanda ajitasyon-propaganda belgilerinin özenle seçildiği, mesajların düzgün, Kime? Nasıl? Hangi dil ve üslupla? Ne şekilde? verileceği gibi önemli, hassas bir teknik hazırlığı da içeren yanları var.

İşte bu mesajları verecek nitelikli, emeğin ve sınıfın, özgürlüklerin, yüzyıllardır oluşan 1 Mayıs geleneğinin de yaşatılması, geleceğe olumlu taşınması için yetişmiş kadrolara ihtiyaç var.

Kadrolar öyle masa başından, ya da sosyal medyadan ahkam kesmeyle, yada evde oturduğumuz yerden oluşmuyor. Direk hayatın, pratiğin içinden geçerek hakların kazanıldığı sokaktan militanca mücadele edilerek kazanılıyor.

İşte 1 Mayıs’ta ki basitleşen ve olumsuzlaşan ‘Pankart protestosu’ nun özü burada yatıyor. “Söz, karar, yetki sokakta mücadele edenlerde olmalı”diyor bir anlamda.

Konu isimler üzerine geldikçe, asıl olan gözden kaçıyor. 1 Mayıs’a ‘gölge düştü’ tartışmasının özü kadın platformu bir grup kadının kürsüde görev yapan (yıllardır da bu görevi yapmaya çalışan) Gülhan Yıldız’ın geçmişte kurucusu olduğu derneğin ‘İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasına onay verdiği’ yönündeki tepki.

Bu konuda Kadın Platformu üyelerinin süreç konusunda bir ikircime düştüğüne inanıyorum. Süreci doğru değerlendirmeden bir refleks verdiklerini tahmin ediyorum. Keşke daha önce konuyu araştırmış olsalardı.

Ama asıl sorunun bu durum gibi görünmesiyle birlikte benim kişisel fikrim, Gülhan Yıldız ve erkek sunucu Engin Çöl’ün kendilerini bir ekip olarak işin kolaycı yanını tercih etmelerinden, hatta geçmişte yine kadınlarla yaşanan polemiklerden ve asıl önemlisi ise yeni bir kadın sunucu önerisinin Engin Çöl’ün kabul etmeyişi bardağı taşıran son damla olduğuna inanıyorum.

Bu konuda geçmişte yaşanan polemikleri bir yana bırakarak, kadın platformu üyelerinin Gülhan Yıldız konusundaki süreci gözden kaçırmış olma konusunu da ayrı tutarak;  

1-) Engin Çöl ve Gülhan Yıldız iyi bir ikili olabilir, fakat günün reflekslerini, siyasal atmosferin bugün içinden geçtiği mücadele hattı konusunda yeterince pratiğin içinden uzak olduğuna inanıyorum.

Geçmişin tecrübelerine evet ama, bugün sokakta, caddede, işyerinde iktidara yönelik mücadele hattında kentin en önünde Kadın Platformu üyesi bir grup kadının olduğunu unutmayalım.

Önerilen ismin kentteki bu direniş hattının en ön safında olması yetmiyormu?

 2-) Yine benim düşüncem ki, bu tür etkinliklerin özel kadrolar ihtiyacı var. Kürsüden verilecek mesajların, katılımcıların durumu, ülkenin içinden geçtiği sürece yönelik güncel propaganda ve ajitasyon. Bu özel bilinç, ideolojik-politik bakış gerektiren en hassas görevlerden biri.

3-) Son yıllarda özellikle KESK içinde Kadın hareketinin önünde megafonu doğaçlama kullanan, cesaretli ,bilinçli verdiği mesajla kendi kitlesine cesaret veren, karşısındaki gücü geri adım attıran çok önemli kadın arkadaşların varlığını görüyoruz, biliyoruz. Onların böylesi önemli günlerde kürsü hakkını kullanma hakkından daha doğru ne olabilir.

Aynı şekilde GMİS içinde Merkez Şube’de, Üzülmez’de Kozlu’da yine önemli işçi arkadaşlar bu alanda önemli mesafe kat ettiler.

Engin Çöl işte bu arkadaşlarla koordine ile geçmişin deneyimlerini de aktararak yeni kadroların öne çıkmasına, hak edenin hakkını vermesine ancak yardımcı olmalıdır.

Çünkü o karşı çıktığı kadınlar kentin, yarının Clara Zetkin’leri,Rosa Luxemburg’ları,Boran’ları,Onger’leri.

Unutmayalım. Kavga her yerde