Çok zamandır yazmayı düşünüp ertelediğim bu konuyu artık yazma zamanı geldi diye düşünüyorum.

AK Partinin Adana’da düzenlediği Gençlik Festivali dönüşünde kaza yapan Konya otobüsünde gencecik üç insanın yaşamını yitirdiğini duyunca kararımı verdim.

Özellikle de taşıma insanlarla düzenlenen bu miting türü toplantıların kitleleri etkilemede ne denli etkili olduğu ya da yaşadığımız teknoloji çağında geçerli olup olmadığının bir kez daha geniş kesimler tarafından tartışılmasında yarar var.

Eskiden olsa bir siyasi parti ya da kuruluşun gücünü alanlara indirdiği insan sayısıyla değerlendirebilirdiniz.

Ama günümüzde gerek ana akım medya gerekse sosyal medya üzerinden kitlelere ulaşmanın bu kadar kolay hale geldiği günümüzde hala ilkel miting anlayışında ısrar etmeyi anlamış değilim doğrusu.

Öte yandan maddi olarak da düzenleyenlere çok önemli bir yük getirdiği gibi katılımcılar açısından da neredeyse bir işkenceye dönüşüyor.

Düşünün; CHP nin Maltepe mitingine katılmak için Muğla’dan giden bir kişi yaklaşık gidiş dönüş 20 saate yakın bir otobüs yolculuğu yapacak, en az 5-6 saat gibi miting alanında ayakta kalacak, belki yiyecek bulamayacak, belki içecek su bulmakta zorlanacak.

Aynı durum Trabzon’dan Adana’ya AK Parti mitingine gelenler için de geçerli.

Kuşkusuz hiç kimse silah zoruyla götürülmüyor, birçok insan da o heyecanı yaşamak ya da rutin yaşamına bir renk katmak için kendi isteğiyle gidiyor.

“Gitmesem ayıp olur” diye düşünenler olduğu gibi gelecekte olası bir yere adaylığı düşünüyorsa kendini mecbur hissederek gidenler de var kuşkusuz.

 Bu mitinglerde yapılan konuşmaları ve görüntüleri yerinde izleyenlerin sayıları on binler ya da yüzbinler olabilir. Oysa medya aracığıyla bu mesajlar milyonlara ulaşıyor.

Burada amaç eğer gövde gösterisi ise bence çok ilkel bir yaklaşım.

Yok eğer kendi kitlesini konsolide etmek, kararsız kesimleri etkilemek ve bu meydanlarda bir yerlere güçlü bir mesaj vermek ise bence bu iş için çok daha etkili ve yaratıcı yöntemler aramak gerekiyor.

Bana sorarsanız Kemal Kılıçdaroğlu’nun Sadat önünde yaptığı basın açıklaması ya da Canan Kaftancıoğlu’nun cezası kesinleştiğinde İstanbul İl Başkanlığı önündeki buluşma çok daha anlamlı ve etkiliydi.

Sakın ola yanlış anlaşılmasın, halkın sokağa çıkarak haklı davaları için mücadele etmelerine elbette karşı değilim.

Çok zor koşullarda katıldığımız 1 Mayıslar, DGM mitingleri, Faşizme karşı yapılan eylemler hayatım buyunca onurla taşıdığım ve gururla çocuklarıma, şimdi de torunlarıma anlatacağım çok özel anlardır.

Ancak bu eylemler bir siyasi beklentiyle, taraftar kazanmak ya da oy devşirmeye yönelik sıradan eylemler değildi.

Aynı keza Kahramanmaraş kitle kıyımına karşı öğretmenlerin meslekten atılmayı göze alarak yaptıkları boykot ve yürüyüşleri, Ceyhan’da pamuk, Karadeniz’de fındık ve çay üreticilerinin yaptıkları eylemler doğrudan hak aramaya yönelikti.

Kılıçdaroğlu’nun “Hak-hukuk-adalet” yürüyüşünü de bu tartışmaların dışında tutmak gerekiyor.

Siyasi partilerin artık daha yaratıcı ve etkileyici eylem biçimlerine yönelmesi gerekiyor.

Adalet ve demokrasi için yapılacak her mücadele önemli ve anlamlıdır.

Ama zorlama ve taşıma mitinglerle kitlelerin çok fazla etkilendiğini düşünmüyorum.

Muhalefetin işsizin, yoksulun, mağdurun, gençlerin, emeklilerin, köylülerin yanında yer almasından daha doğal bir şey olamaz.

Ben hala bu kalabalık kitlenin bir gezi duruşmasında yer almasının çok daha etkili ve gerekli olduğuna inanıyorum.

Yine iddia ediyorum o gün adliye önünde böyle bir kitleyi toplayabilseydik geniş kitleleri olduğu kadar belki mahkeme heyetini de daha farklı bir karar alma konusunda etkileyebilirdik.

En azından toplumun her kesiminden insan yalnız olmadığını, bir haksızlığa uğradığında demokrasi savunucularının yanlarında oldukları anlayıp, daha bir dirençle mücadelelerini sürdüreceklerdir.

Bir sonuç çıkarmaktan öte bu konuyu yeniden tartışmaya açmak istedim.

Ülkemizde yaşanan yolsuzluklara, hukuksuzluklara, zulme karşı yapılan her eylem, verilen her mücadele benim için değerlidir.

Ancak bizim gibi insanların enerjisi, zamanı, direnci ve kararlılığı da çok önemli ve değerlidir.

Enerjimizi, gücümüzü daha yararlı, çok daha etkili alanlarda kullanmamızda yarar var diye düşünüyorum.

Bir kez daha barış, demokrasi ve özgürlük uğruna yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor, cezaevlerinde rehin tutulan tutsakları coşkuyla selamlıyorum.

Barış içinde, yaşanası bir dünya özlemi, eşit yurttaşlık temelinde özgürce bir arada olacağımız, demokratik bir Türkiye umuduyla.