Çevre Derneği Başkanı, aynı zamanda kentin demokratik, siyasal mücadelesinde de çok emeği olan dostumuz, kardeşimiz Ahmet Öztürk, Halkın Sesi Gazetesi’nde bu haftaki köşe yazısında, “Bunca vebalin altından nasıl kalkacaksınız” başlığını kullanarak, Filyos ve bölgede yaşanan ve son ayların en tartışmalı konusu olan Tosyalı’nın Filyos Endüstri Bölgesi’ne kuracağı 2 milyon ton kapasiteli gübre fabrikasının ÇED Raporu üzerine değerlendirme yapmış ve “Bizi nasıl bir felaketin beklediğini, hiç ekleme yapmadan, o meşum rapordan aldığım bilgilerle kamuoyuna açıklamaya çalışıyorum. Ama şurası gerçek ki, Çaycuma’dan Zonguldak’a kentteki derin sessizlik ürkütüyor beni“demiş.

Öztürk devamında; “Dileyen üstüne alınabilir… Emeğin başkaldıran kentinin bunca sessizliğe gömülmesinde AKP iktidarının toplumdan yükselen her itirazı terörize edip üzerine şiddetle gitmesi kadar, başta emek örgütleri olmak üzere toplumsal muhalefetin “Filyos” diye bir gündeminin olmamasının payı da bulunuyor…“diye eklemiş.

Yazısının son bölümünde, “Ey üniversite hocaları, mimarlar, mühendisiler, halk sağlığı uzmanları, hukukçular! Sizleri okutup her birinizin isminin önün san yazdıran halka doğruları açıklamak, aydınlatmak, haklarını savunmak gibi bir göreviniz olduğunu ne zaman hatırlayacaksınız? Ey gazeteciler, sözde yazarlar, halktan gerçekleri gizlemeyi daha ne kadar sürdüreceksiniz? Bölgemizin en değerli ekosistemini tarumar eden paragözlerin daha ne kadar sesi olacaksınız? Bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız sahiden…”demiş.

Ahmet Öztürk’ün bu çığlığına katılmamak elde değil. Ama bazı konuları, yada adımları bazen duygusallıktan, bazen de kendi mahallemizin durumunu görmezden geldiğimizden olacak, önümüze çıkan kimi olaylara şaşırarak, bazen de üzülerek feryat ediyoruz. Toplum olarak, İnsanı değil de ‘devlet’ dediğimiz mekanizmayı kutsamayı sürekli bir duruma getirildiğinden bu yana, insanoğlu yapılanları ve ona sunulanların doğru ve gerçek olduğuna inanarak yetişiyor.

Yani iktidar düşüncesi her alanda çalıştığı için, muhalefette de olsak, bu kez kendi iktidarımızın her şeyi doğru yaptığına inanıyoruz. Örneğin; ‘Laiklik elden gidiyor’, ‘Özgürlükler kısıtlanıyor‘, ‘Kadınlar katliama uğruyor,‘Hukuk elden gidiyor’ diye yükselen-yükseltilen seslere bakınca, insan gerçekten bu söylenenleri biz yaşadık mı? gerçekten varmıy dı? Daha önce bu topraklar özgürlüklerin, katliamların, töre geleneklerinde katledilen kadınların olmadığı bir ülkemiydik de şimdi ‘elden gidiyor’ diye çığlık atıyoruz.

Öztürk bundan yaklaşık 3 Ay önce TMMOB Maden Mühendisleri Odası Kongresinde bir çağrı yapmış ve TMMOB Bileşenlerinin Filyos’a yönelik mutlaka bir çalışma yapması (mealen yazıyorum) gerektiğine vurgu yapmıştı. Onun üzerine bende bu köşeden ve Susma sayfalarından konuyla ilgili haber ve yorumlarla Öztürk’e destek vermiş ve ‘Nerede bu Çevre Mühendisleri? Diye sormuştum.

Maden Mühendisleri Oda yetkilisi bir dostum, kentte çevre Mühendisleri Odası Temsilcilik görevini TMMOB İKK üzerinden yürütüldüğünü ifade etmişti.

Düşüne biliyor musunuz dağ, taş , ormanlar katlediliyor, hafriyatların gözümüzün önünde denize döküldüğü yerde, bir grup çevre dostunun, TEMA’nın gönüllüleriyle koca sorunların altından kalkmak istiyoruz.

Sizce bunda bir terslik yok mu?

Kentin değişen dinamiklerine tahammülsüzlük, dükkâncı, kastlaşmış, rantçı bir muhalefetle karşı karşıya olduğumuzu daha ne zaman anlayacağız.

Bizim mahalleden bakın iki örnek vereceğim:

Birincisi; 1 Mayıs’ta Kadın Platformu bir grup kadının, haklı gerekçe ile bir protestosu yaşandı. Protesto yapan kadınlar neredeyse linç edilme ile karşı karşıya kalmışken, bizim mahalle kendi içindeki sorunlar nedeniyle kadınlara sahip çıkmadı-çıkamadı. Oysa kentin dinamiğini bugün ülkede olduğu gibi kentte de kadınların oluşturduğunu anlayamadık. Erkek eğemenlik burada karşımıza çıktı.

Diğer konu; ‘Gezi’ davası Kararı nedeniyle tutuklananlarla dayanışma amacıyla TMMOB Maden Mühendisleri Binası’na asılan Pankart Savcılık talimatıyla Polis tarafından indirildi, ve Maden Mühendisleri Odası Başkanı Çağlar Öztürk’ün konuyla ilgili ifadesine başvuruldu.

Bu konuda da Yeşil Sol Parti hariç, TMMOB İKK, Demokrasi Platformu Bileşenleri, CHP, Sol Parti, EMEK Partisi, ya da özgürlüklerden yana, iktidar karşıtı Muhalefetten tek ses çıkmadı.

Ahmet Öztürk yazısında, “Çaycuma’ dan Zonguldak’a kentteki derin sessizlik ürkütüyor beni” demiş ya, derin değil, tam tersi iktidarın uygulamalarının sonuçları, iktidar olmanın ne anlama geldiğinin, muhalefet olmak ne demek? Olduğunun yeniden düşünülmesi gereken kabak gibi, alenen, açık gösterdiği bir durum bu.

Tıpkı ‘Laiklik elden gidiyor’ dediğimiz ama gerçekten gidenin ne olduğunu, gerçek laikliği bu ülke hiç yaşamadığının farkına varmamız gibi, bu sessizlikte gerçek bir muhalefetin nasıl olması gerektiğini yeniden-doğru kazanma dönemine girdiğimizi, yeni dinamiklerin ortaya çıkması gibi, bir durum olarak, dipten gelen dalga belki.

Bu kast yapıyı, itaat eden yapıyı, korkan, ürken, faydacı, iç içe geçmiş ilişkileri tersyüz eden, gerçeklerden kopuk yapıyı kaldırıp atacağı günlerin işaretidir belki ne malum?

Ne demiş büyük usta; Yeter ki; ‘Kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir”

Sağlıcakla kalın