Doğan Özgüden

Türkiye sosyalist hareketinin ve hukuk mücadelesinin değerli simalarından Niyazi Ağırnaslı’yı 35 yıl önce, 20 Haziran 1987’de sonsuzluğa uğurlamıştık.

1911’de Kayseri’de doğan Niyazi Ağırnaslı, 60’lı yıllarda kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin TBMM’deki ilk temsilcisi olma onurunu taşıdığı gibi, Sabahattin Ali, Abidin Dino, Pertev Boratav, Behice Boran, Sadun Aren, Muvaffak Şeref, Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Deniz Gezmiş ve Erdal Eren’in, birçok demokratik kitle örgütünün savunmasını üstlenen yürekli hukukçularımızdandı.

60’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin siyasal yaşamda yer almasında en etkin şahsiyetlerden biri hiç kuşkusuz Niyazi Ağırnaslı’dır.

Türkiye solu yerel seçimler düzeyinde ilk sınavını bundan 58 yıl önce, 1963 yılında verecekti. Türkiye İşçi Partisi kurulalı iki yıl, ama Mehmet Ali Aybar’ın başkanlığında gerçekten sol bir parti haline geleli bir yıl olmuştu. Henüz çok az sayıda il ve ilçede örgütlenebilmiştik.

Herhangi bir siyasal partinin 17 Kasım 1963 yerel seçimlerine katılabilmesi için en azından 13 ilde bütün ilçeleriyle örgütlenmiş olması gerekiyordu, ama o günkü örgütlenme düzeyiyle TİP’in bu koşulu yerine getirmesi olanaksızdı.

Aybar başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu’nun mevcut parti örgütlerine verdiği ilk önemli görev işçi sınıfı örgütlenmesi ve sosyalist düşüncenin yayılması karşısında en büyük engel olarak duran Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılması için mücadele yürütmekti.

O zor günlerde hem bu maddeler aleyhinde mücadelede, hem de yerel seçimlerde partinin önünü açan kişi tanınmış avukat ve senatör Niyazi Ağırnaslı oldu.

Partinin 141 ve 142. maddelerin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde dâva açabilmesi için Senato veya Meclis’te temsil ediliyor olması gerekiyordu. CKMP senatörü olan Ağırnaslı bu partiden istifa edip TİP’e katılarak partimize Senato’da temsil edilme hakkı ve dolayısıyla bu maddeler aleyhinde dava açma yetkisi kazandırdı.

Ancak yerel seçime katılabilmek için 13 ilde tüm ilçeleriyle örgütlenmiş olma koşulunu hâlâ yerine getirebilmiş değildik.

Niyazi Ağırnaslı partiye katıldıktan sonra İstanbul’a geldiği bir akşam inanılması zor bir öneri getirdi. “Bana yetki verin,” dedi, “birkaç haftada gerekenden fazla ilçede örgütlenme yaparım.”

Partinin bu ilk seçim denemesine katılıp belli bir varlık göstererek meşruiyet kazanmasına büyük önem veren Aybar öneriyi derhal kabul ederek Ağırnaslı’yı örgütlenme konusunda yetkili kıldı. Gerçekten de Ağırnaslı birkaç hafta içinde ilçe ilçe dolaşarak, eski partisi CKMP’nin tabelalarını indirtip yerine TİP’in tabelalarını astıracak, böylece partinin seçime katılması mümkün olacaktı.

1963 seçimlerinde ismi öne çıkan Niyazi Ağırnaslı, ertesi yıl yapılan 1. Büyük Kongre’den sonra parti yöneticilerinin bir kesimi tarafından kendilerine rakip olacağı endişesiyle Türkiye İşçi Partisi’nden tasfiye edildi.

Kendisi de daha sonra partiden ihraç edilecek olan o dönemin TİP Ankara İl Sekreteri Avukat Halit Çelenk, “Türkiye İşçi Partisi’nde İç Demokrasi” adlı kitabında Ağırnaslı’nın tasfiye gerekçesini şöyle anlatıyor:

“Niyazi Ağırnaslı 1964 yılı ortalarında bir Avrupa gezisi yapmış, Macaristan’a da gitmiş ve orada eski sosyalist dostlarıyla görüşmeler yapmış, TKP Genel Sekreteri ve aynı zamanda daha önceki yıllarda arkadaşı olan Zeki Baştımar (Yakup Demir) ile de görüşmüş. İşte bu görüşme nedeniyle, bunun TKP ile partinin bir ilişkisi bulunduğu şeklinde yorumlanabileceği endişesiyle olay Merkez Yürütme Kurulu’nda ele alınmış. Hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiş…”

Kaderin cilvesidir ki, o dönemde TKP Genel Sekreteri ile sadece eski dostu olarak görüştüğü için Ağırnaslı’yı partiden uzaklaştıran yöneticilerin bir bölümü, onun ölümünden birkaç ay sonra, 7 Ekim 1987’de Brüksel’de yaptıkları bir basın toplantısıyla TİP’in hukuki ve örgütsel varlığını sonlandırarak TKP ile birleşme kararı verdiklerini açıklayacaklardı.

Niyazi Ağırnaslı, partiden uzaklaştırılmasına rağmen, tüm yaşamı boyunca sosyalizm ve insan hakları uğrunda mücadelenin hep ön saflarında bulunmuş, Devrimci Avukatlar Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği ve İnsan Hakları Derneği yönetimlerinde yer almıştı. O da, Halit Çelenk gibi, Mehmet Ali Aybar gibi, 1971 ve 1980 darbelerinden sonra açılan siyasi davalarda avukat olarak devrimcilerin savunmasını üstlenmişti.

Niyazi Ağırnaslı’nın kendisi gibi, ailesinin kendisinden sonraki kuşakları da hep devrimci mücadelenin saflaxrında yer aldılar.

Niyazi Ağırnaslı’nın kızı Nuran Ağırnaslı da genç yaşta devrimci harekette yeralmış, 1971 sonrasında THKO, 1980 sonrasında da TDKP davalarından yargılanmış, mahkum olmuş, 80’li yılların sonlarında çocukları Elif ve Nejat’la birlikte sürgüne çıkmak, mücadelesini orada sürdürmek zorunda kalmıştı.

Ağırnaslı ailesinin üçüncü kuşağından sosyolog Suphi Nejat Ağırnaslı ise Almanya’da başladığı devrimci eylemliliğini daha sonra Türkiye’deki üniversite yıllarında enternasyonalist bir anlayışla geliştirdi, son olarak Paramaz Kızılbaş kod adıyla Kobane’de YPG saflarında İŞİD’e karşı savaşırken 13 Ekim 2014’te hayatını yitirdi.

Nejat Ağırnaslı’nın ölümünü, Rojava’da Beynelmilel Özgürlük Taburu komutanlarından Ermeni kökenli 61 yaşındaki Nubar Ozanyan (Orhan Bakırcıyan)’ın 14 Ağustos 2017’de Rakka’yı kurtarmak için İŞİD katiller sürüsüne karşı savaşırken vurularak sonsuzluğa göçmesi izledi.

Reklam