Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Sekreterlik görevini yürüttüğü sırada 1 Ocak 2021 tarihinde hayatını kaybeden Hüseyin Kolçak, sendikal çalışmaların hemen başında GMİS Üyesi Maden İşçisi olarak çalıştığı dönem Susma Dergisi’nin 22. Sayısı (Aralık 2009)  da Yazarımız Bilal Kara ile yaptığı geniş kapsamlı röportajını aynen sunuyoruz.

Zonguldak’ın Devrek ilçesine bağlı Karabaşlı Köyü’nde 14 Temmuz 2022 tarihinde düzenlenen ve Kolçak’ın doğum gününe denk gelen anmaya katkı sunmak ve işçi sınıfı mücadeleye gönül vermiş Kolçak dostlarına da fikri olarak katkı sağlaması dileklerimizle

Röportajı tam metin olarak sunuyoruz.

Bilal Kara: Kendini tanıtır mısın, kaç yıldır maden işçiliği yapıyorsun?

Hüseyin Kolçak: 1969 Zonguldak Karabaşlı Köyü doğumluyum. Zonguldak insanının genel yaşam tarzından kaynaklanan maden işçisi olarak babam ve babamın babası genç yaşta Kozlu’da ikametlerini sürdüklerinden bir yaşımdan itibaren yaşamımı ben de Kozlu’da sürdürdüm ve şu anda yaşamımı yine Kozlu’da sürdürmekteyim. Üniversite mezunuyum. Ortaokuldan sonra eğitimime iki yıl ara verdikten sonra 1983 yılında Türkiye Taşkömürleri Kurumu’na (TTK) ait Çıraklık Eğitim Merkezine (Çırak Kursundan) girdim ve 1083 yılında mezun oldum. 17 Aralık 1985 yılında da kuruma işbaşı yaptım. O yıldan itibaren kurumun değişik birimlerinde görev aldım. İlk olarak akülü lokomotif garajında harici işçi olarak çalıştım. Oradan 1994 yılında koruyucu bakım kontrol servisine geçtim. İş icabı ocaktaki iş koşullarını ve zorluklarını pratikte ilk olarak o zaman gördüm. 1994den 2001e kadar bu serviste çalıştıktan sonra 2001 yılında İş Güvenliği Eğitim Daire Başkanlığı’nda Merkez Tahlisiye Servisinde cihaz bakım elemanı, yani tamirci olarak çalıştım.  

Bilal Kara: Şu anda nerede çalışıyorsun?

Hüseyin Kolçak: Şu anda 2007de daimi yeraltı işçisi olarak işe başladığım akülü lokomotif garajında tamirci olarak çalışıyorum.

Bilal Kara: Çalışma koşullarınız, işlerinizin zorluğu hakkında neler söylemek istersin?

Hüseyin Kolçak: İşimizin zorluklarını şöyle sıralayabilirim. Yeraltında hem insan hem malzeme, asıl önemlisi kömürün yerüstüne çıkarılmasını sağlayan akülü lokomotiflerin bakım ve tamirlerini yapmaktayız. Bu tamirleri yeraltında ve yerüstünde yaparken çok ağır malzemelerle çalışıyoruz. Örneğin lokomotiflerin üzerinde 9 ile 17 ton ağırlığında akülü bloklar vardır. Lokomotiflerde yine 700 – 800 kg ağırlığında bandajlar vardır, bunların sökümü, tamiri parçalarının taşınması, her gün için 9- 17 tonluk akülerin eğişimi yapılır ve bu değişim esnasında yoğun güç sarf ediyoruz. Günümüzde kalifiye eleman kalmadığı için de az sayıda işçi ile çok iş yapmak zorunda kalıyoruz.

Bilal Kara: Madencilikte yani sizin iş kolunuzda en ağır ve tehlikeli işler nelerdir?

Hüseyin Kolçak: Madencilikte en ağır iş, üretim işçiliğidir. Kartiyede zorluk bakımından birinci sırada üretim işçiliği gelir. Her an sarma, baca, ayak sistemleri dediğimiz, üretimin gerçekleştiği yerlerde en çok kazalar olmaktadır. Doğanın içerisinde açılan geniş galerilerde kömür üretilirken her an kazayla karşı karşıya geliniyor. En ağır ve zor iş kolu ise üretim işçisi arkadaşlarımızın çalışma koşullarından kaynaklanan iş zorluğudur. Onun dışında gaz (grizu) tehlikesi vardır. Her an her yerde metan gazı patlar ve grizu tehlikesi olabilir. Kafesten (asansörden) indiğimiz andan itibaren maden işçisi genel anlamda ağır çalışma şartlarıyla karşı karşıyadır. Ama asıl zor iş, üretimin gerçekleştiği kartiyelerde çalışan kazmacıların, domuzdamcıların yani üretimi sağlayan arkadaşlarımızın çalışma koşullarıdır.

Bilal Kara: Maden işçileri en çok hangi tehlikelerle ve kazalarla karşı karşıya geliyorlar?

Hüseyin Kolçak: En çok iş kazaları üretim yerlerine malzeme nakli sırasındaki bireysel eksikliklerden ve üretim yerlerindeki göçüklerde meydana gelir. Tavandan kopan bir taş veya kömür parçasının işçilerin herhangi bir yerine düşmesi suretiyle, ya da ambar tabir ettiğimiz kömürün depolandığı yerlere işçi arkadaşlarımızın kaçması şeklinde olabiliyor. Yeraltında kömür nakli sırasında bant sistemlerinde arkadaşlarımızın kendi ihmalleri sonucu kazalar olabiliyor. Örneğin insan naklinin yapıldığı eksi 485 den eksi 425e, bir üst kata çıkmak için varagel dediğimiz insan yollarında iş yorgunluğu nedeniyle yürümekten kaçınan işçiler, yasak olmasına rağmen, hareket halindeki bant sistemine atlıyorlar ve bu esnada dikkatsizliklerinden dolayı, nadir de olsa kazalar gerçekleşebiliyor. Bunun haricinde yine malzeme ve kömür nakli yapan lokomotiflere, vagonlara, işini bitirip de kuyu dibine giden işçilerin binmesi sonucu, yasak olmasına rağmen, vagonlara binilmesi sırasında kazalar meydana geliyor. Kuyu diplerinde araba kancalarken motorcu kancacı arkadaşlarımızın iş kazaları oluyor. Göçük ve grizu dışında, meydana gelen kazaların yüzde doksanı bireysel dikkatsizlik ve sorumsuzluktan ileri gelmektedir.

Bilal Kara: Kısaca maden kömürünün sanayideki önemini anlatır mısın?

Hüseyin Kolçak: İşin gerçeğine bakılırsa maden kömürünü evlerde yakacak olarak kullanılması yazık oluyor. Neden, çünkü yeterli üretim sağlanamıyor. Sanayinin, endüstrinin can damarı olan ve koklaşabilir özelliği olan bizim ürettiğimiz taşkömürümüzdür. Biliyorsunuz bu sadece Zonguldak ve civarında çıkmakta. Geçmişten gelen ihmallerle Kurumun bu hale düşmesi sonucu, zamanında 5- 5,5 milyon ton üretilen kömürün günümüzde yılda 1- 1,5 milyon tona düşürmüştür. Türkiye’nin şu anda yıllık 20- 25 milyon ton taşkömürüne ihtiyacı vardır. Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi, Türkiye’de sanayinin ihtiyacı olan taşkömürünün 1,5 milyon ton dışındaki ihtiyacı yurt dışından ithal yoluyla karşılanmaktadır. Bu da Türkiye açısından döviz kaybına neden olmaktadır. Bu kayıp hepimiz adına kayıptır. Sadece devletin değil, 70 milyonun kaybı anlamına gelir. Termik elektrik santrallerimizde, Ereğli ve Karabük demir çelik fabrikalarımızda, bunların yan sanayilerinde, haddehanelerde, özel sektörün işlettiği küçük haddehanelerde, kısaca ağır sanayinin her kolunda enerji kaynağı olarak taşkömürü kullanılmaktadır. Tüm dünya için de önemli yer tutmaktadır. Bizim bölgemizde yapılan sondaj çalışmalarında yaklaşık 1- 1,5 milyar ton kömür rezervi saptanmış durumda. Yeterli rezervimiz var, fakat üretim miktarı, olması gerekenin çok çok altındadır.

Bilal Kara: Üç Mart 1992 de meydana gelen grizu faciası maden işçisinde ve bölge halkında nasıl bir etki bıraktı?

Hüseyin Kolçak: Üç Mart grizu faciası madencilik tarihinde yaşanan en acı olaydır. Bu kazada 267 işçi madenci ağabeyimizi kaybettik. Çok acı olan bu olayı Kozlu Bölgesinde hem kurum, hem de sendika ve işçiler olarak anıyor ve böyle bir olayın tekrar yaşanmaması için işe yeni giren genç kardeşlerimizin bilincine yerleştirmeye çalışıyoruz. O kazada hayatlarını kaybeden işçi ağabeylerimizin çocukları ile şimdi aynı ortamda çalışıyoruz. Zonguldak insanının acı bir kaderi, acı bir gerçeği. İnsanlar babalarını, ağabeylerini madende kaybediyorlar. Normal bir insan psikolojisi içerisinde böyle bir işkoluna sevgiyle saygıyla ya da sıcak yaklaşmak mümkün değilken Zonguldak’ın gençleri günümüz ekonomik şartları ve yaşam koşulları içerisinde ölüm tehlikesini göze alarak maden ocağına girebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onların eşleri, çocukları acıyı yüreklerinde yaşatırken aynı acıyı bizler de yaşıyoruz.

Bilal Kara: Maden işkolunda üretim yapılırken teknik donanım yetersizliği konuşuluyor. Üretimde teknik yetersizlik var mı?

Hüseyin Kolçak: İş güvenliği açısından geçmiş yıllara nazaran, özellikle 3 Mart grizu faciasından sonra kurumsal anlamda işin üzerine ciddi şekilde gidildiğini söyleyebilirim. Kurum içinde iş güvenliği daire başkanlığında 7 yıl görev yaptığım için bunu çok yakından biliyorum, eski yıllara göre iş güvenliği konusunda çok mesafeler alındı. Günümüz teknolojik şartlarına göre en azından metan gazının önlenmesi yüzde seksen, doksan oranında kontrol altına alındı ve izleme, denetleme mekanizmaları kuruldu. Bu bakımdan kurumun aldığı önlemleri kendimce yeterli gördüğümü söyleyebilirim. Üretim anlamında teknik donanımda yatırımlar yapılıyor. Bunu yöneticilerimizden duyuyoruz, kendimiz de yapılan birtakım çalışmalardan biliyoruz. Ama üretim işçisi olmadığım ve teknik konuları bilmediğim için yeterli mi değil mi çok net bir şey söyleyemem.

Bilal Kara: Söylenenlere bakılırsa emekli olan işçiler nedeniyle az işçiye çok iş yaptırıldığı söyleniyor, bu doğru mudur, sanat dallarına işçi alınması gerektiği konuşuluyor, bu olay nedir?

Hüseyin Kolçak: Bu kurumda babalarımızdan duyduğumuz, hatta benim işe girdiğim 1983 yılından beri hatırlayabildiğim kadarıyla 40 binin üzerinde işçi çalışıyordu. O günden bugüne kurumda 55 bin işçinin çalıştığını da duyuyorduk büyüklerimizden. Şu anda memurlar dâhil 13,14 bin çalışan var kurumda. Tabi ki havza yine aynı genişlikte, üretim alanları hala aynı, eskiye göre üretim alanlarında biraz daralma yapıldı ama yeraltına indiğinizde göreceksiniz inanılmaz genişlikte üretim alanları var. İşin içinde olanlar bu söylediklerimi daha iyi bilirler, yani yeraltında çok geniş üretim havzaları var. Maden işçisi üretim yerine gitmek için kilometrelerce yol yürür. İnsan sayısı dediğiniz gibi gerçekten azdır. İnsan sayısı azdır ama yapılacak iş çoktur. Üretimin daha da üzerine çıkabilmek için maden işçisi kendinden ödün vermek zorunda kalıyor. Bunun önüne geçecek kişiler ya devlet yönetimindeki kişilerdir ya da sendika yöneticilerimizle kurum yetkilileridir. Bunları onlarla hep beraber yaşıyoruz ve onlar da bu kadar az işçiyle belirli bir üretim üzerine çıkılamayacağını söylüyorlar. Yeraltına belirli sanatlarda işçi alımının desteklenmesi lazımdır. Son yıllarda hep üretim işçisi alındı. Demin bahsettiğim gibi benim de kuruma girmeme vesile olan Çıraklık Eğitim Merkezinin 1989 yılında kapatılmasından sonra yan sanatlar dediğimiz ve kömür üretiminin dışında, kömürün dışarıya taşınıp çıkartılmasından sanayiye kazandırılmasına kadar ocakta motorcusu, elektrikçisi, dışarıda atölyelerdeki torna tesviyecisi, motor tamircisi, kaynakçısı gibi sanat kollarındaki işçi sayısı çok azalmış durumda. Bu sanat kollarındaki eksik işçi sayısının en kısa zamanda giderilmesi lazımdır. Şu anda en büyük sıkıntı yan mesleklerdeki kalifiye eleman sıkıntısıdır, bu giderilirse üretim zincirine daha çok katkısı olacaktır.

Bilal Kara: Maden işçisinin 1990 grevini anlatan “100 bin kişiydiler” filmi yapıldı. Film maden işçisini ve grevi yeterince anlatabildi mi, daha anlatılması gereken yerler var mı?

Hüseyin Kolçak: Genel anlamda amatör bir ruhla, amatör bir ekiple gerçekleştirilebilecek, Zonguldak tarihinde, kültür sanat anlamında elde edilebilecek en iyi ürünlerden biri, 100 bin kişiydiler madenci filmi. Madenciler olarak şanlı tarihimizi büyük harflerle yazdırdığımız 90 grevini ve o zaman ki havayı yansıtabilen ve zamanından bu tarafa hem sendikamızın, hem kurumun, daha doğrusu tüm Zonguldak’ın yapması gereken çalışmayı çok kısa bir zamanda, geç de olsa 5 -6 kişilik bir ekip gerçekleştirdi. Ben kendilerine, başta filmin yönetmeni Metin Kaya olmak üzere ekip arkadaşlarına, maden işçileri adına teşekkür ediyorum.  Burada sizin aracılığınızla bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. İnanılmaz güzellikte bir olay gerçekleştirdiler, Zonguldak halkının bu filmin DVDsini, CDsini alıp her evde bulundurması, üzerine basa basa söylüyorum, her evde izlenmesinin gerekli olduğunu söylüyorum. Sendikamızın, kurum yetkililerimizin ve diğer demokratik kitle örgütlerinin bu filmin DVD sini elde edip kendi kurumlarında bireysel ve toplu halde göstermelerini istiyorum. Çünkü bu film sadece maden işçisinin grevini anlatmıyor, siz de biliyorsunuz tüm bir kentin sisteme karşı şahlanışını, ayaklanışını anlatıyor. Bu ayaklanma madenciyle birlikte kent halkının haklarını koruma ayaklanmasıydı. Konu itibariyle, içindeki kişiler itibariyle her yönden ders alınabilecek, Zonguldak insanı olarak herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir film.

Bilal Kara: Biraz da sendikacılıktan konuşalım. Bu yılın başında GMİS içerisinde muhalefet yapan “Tabanın Sesi” yayınladığınız 11 maddelik deklarasyonda sendika yöneticilerinin aldığı yüksek ücretler, tazminatlar, sınırsız harcama yetkileri, lüks makam araçları, sendikamızın kamuoyundaki saygınlığını ciddi anlamda zedeliyor, bu utanç verici durumdan kurtarılmalıdır” demiştiniz. Bu sürede yeni yönetim seçildi, istekleriniz yerine geldi mi?

Hüseyin Kolçak: Sözlerimin başında net olarak bir anlayış farkının olduğunu söylüyorum. Yani Sayın Genel Başkan Ramis Muslu ve ekibi eski anlayışın çok daha ilerisinde, daha iyi niyetliler. Sendikal bilinç anlamında bir şeyler yapmaya çalışan bir ekip oluşturdular. Bunun temellerini atmaya çalışıyorlar. Çünkü henüz atılmış değil. Sadece genel merkez anlamında yönetim değişikliği yapıldı. Tabanda bir yönetim değişikliği olmadı. Genel Merkez yönetiminin değişmesi, tabana yayılması zaman alacaktır. Kendilerine ben buradan bir kez daha kolaylık ve başarı diliyorum. Aynı zihniyetin, iyi niyetin devam etmesini istiyorum. “Tabanın Sesi” hareketi olarak biz 11 maddelik deklarasyonu yayınlarken şu anda genel başkan olan Ramis Muslu ve eski genel başkan Ramazan Denizer arasında taraf değildik. Sadece bilinçli bir sendikal hareket başlatmalarını, genel kuruldan çıkacak yeni ekibin kesinlikle sendikal ilkeler doğrultusunda hareket etmesini söyledik. Tabanın sesi olarak bizim için şahısların isimlerinin değil, kurum olarak sendikanın önemli olduğunu, maden işçileri adına örgütlü mücadele edebilen, maden işçileri adına sosyal kültürel ve ekonomik anlamda haklarını savunan bir sendika olsun istedik. Maden İşçileri Sendikasının geçmişteki eski ruhunun tekrar hayata geçirilmesi anlayışının gelmesini istiyoruz, dedik. En azından şimdiki yönetimin böyle bir anlayışının olduğunu hissediyoruz ama yeterli görmüyoruz. Çünkü bunun için yeni taban seçimlerinde, şube genel kurullarındaki yöneticilerin değişmesi gerektiğine, yeni bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Tek başına genel merkezdeki yöneticilerin iyi niyetli olması yeterli değil. Bir teşkilatı, bir örgütü çalıştıracak olan sadece kafa değil, bunun kolları, bacakları olan şubeler, delegeler ve işyeri temsilcilikleri, ü,işyeri komiteleridir. Dediğiniz gibi eski şaşalı yaşamlar kurumsal anlamda sendikacılığa, sendikaya zarar verebilecek hareketlerdir. En ağır işkolunda çalışıyoruz, bir toplu sözleşmeden diğer toplu sözleşmeye sendikanın varlığı ön plana çıkıyor. Üye çokluğu ve ekonomik olarak ayakları üzerinde durabilecek eski gücü olmadığı için sendikamız maalesef istediği pazarlık gücüne sahip olamıyor.

Bilal Kara: Kozlu da çalışıyorsunuz. Maden işçisi olarak aynı kafesten inen ve hem TTK da, hem özel sektörde (Star Firması) çalışan işçi kardeşleriniz var. Aranızdaki bu parçalanmışlık, bölünmüşlük sizde ve özelde çalışan işçi kardeşleriniz arasında nasıl bir duygu farklılığı yaratıyor? Ücret bakımından, iş güvenliği ve iş güvencesi bakımından aranızda nasıl farklar var?

Hüseyin Kolçak: Dediğiniz gibi aynı kafesi (asansörü) kullanıyor ve aynı çalışma koşulları içerisinde çalışıyoruz. Ama karşımızda sanki ayrı bir sınıftan, ayrı bir insan varmış gibi hissediyoruz kendimizi duygusal anlamda. Fiziki görüntü anlamında da öyle hissediyoruz. Şu anda net söylüyorum, giydikleri iş elbiselerinden, kullandıkları iş araçlarından bizlerden çok farklı konumda gözüküyorlar. Görsel ve ruhsal anlamda da bize bakışları, benim yerimde olmak istediğini hissedebilecek bir duygu bakışı ile bakıyorlar, bizlere. Ben en azından kendi adıma bunu net olarak hissediyorum. Onlarla konuşurken sözlerime dikkat ediyorum, onların da bizlerden farklı olmadığını, olmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Özellikle de örgütlülük anlamında bu işçilerin kendi aralarında birlik beraberlik içinde olmaları anlatmaya çalışıyorum arkadaşlarımıza.

Bilal Kara: İşçi sınıfı genel olarak işçi-memur, işsiz, sendikalı- sendikasız vb. bölünmüş durumda. Bu bölünmüşlük sendikal birliği zedeliyor. Sizlerin Tabanın Sesi olarak bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Hüseyin Kolçak: Kapitalist sistem içerisinde sermaye sınıfının çalışan kesimler üzerindeki uzun yıllara dayanan böl-parçala-yönet anlayışı günümüzde başarıya ulaşmış durumdadır. Sizinde belirttiğiniz gibi toplumumuz şu anda örgütsel anlamda çok dağınık bir görüntü sergilemektedir. Özellikle toplumun üzerindeki ekonomik baskılar her kesimi etkilemektedir. Bu nedenle başta işçi-memur ayrımı olmak üzere bir an önce bütün bölünmüşlükler sona erdirilmeli, ideolojik farklılıklar göz ardı edilerek sisteme karşı tek vücut mücadele etmeliyiz. Sorunun temeline İNSANCA YAŞAM ilkesi konularak bunun etrafında bütünleşmemiz gerekiyor. İnanıyorum ki işçi ve memur sendikaları ile konfederasyonları bu birlikteliği sağladığı takdirde toplumun diğer katmanlarını da bu mücadelenin içine kolaylıkla çekebileceklerdir. Ne yazık ki hem bireysel anlamda hem de örgütsel anlamda sorunlara bencilce yaklaşıyoruz. Çalışanlar sokaktaki işsizin, emeklinin sorunlarına kendi sorunu olarak bakmadıkları ve kendi içinde de örgütsel çekişmeler yaşadıkları için bir türlü ortak noktada buluşamıyorlar.

Bilal Kara: Geçtiğimiz aylarda senin bulunduğun Kozlu Bölgesinde özel sektörde (Star firması) çalışanlar maaş alamadıkları için eylem yaptılar. Bu konuda GMİS’ e bağlı sınıf kardeşleri tarafından gerekli dayanışma gösterildi mi?

Hüseyin Kolçak: Maalesef, üzülerek soyluyorum ki gerek biz çalışanlar gerekse GMİS Kozlu Şube Yöneticileri bu arkadaşlarımızın eylemlerine destek vermedik. Sadece GMİS Genel Başkanı Sn. Ramis Muslu’nun yerel basında yayınlanan yazılı açıklamasını okuduk. Oysa yapılan bu eylemde hem biz çalışanların hem de sendika yöneticilerimizin arkadaşlarımızın yanında olmalıydık.

Bilal Kara: Türkiye işçi sınıfı tarihinde Zonguldak Maden işçilerinin çok önemli, çok özel bir yeri var. Şu an ülkemiz de her geçen gün yoksullaşan ve örgütsüzlüğe düşen işçi sınıfının yeniden güçlü bir şekilde örgütlenmesi ve daha iyi çalışma ve yaşam koşullarına kavuşması konusunda neler yapılabilir?

Hüseyin Kolçak: Bu sorunuzu kendimizden örnekler vererek yanıtlamak istiyorum. Gerçektende bugün Türkiye’nin neresine giderseniz gidin “Ben Zonguldaklıyım” dediğinizde hemen “madenci misin” diye sorarlar. Bu sorunun altında merakla beraber sevgi ve saygı ifadesi de vardır. Maden işçisinin sadece Türkiye değil tüm işçi sınıfı tarihine geçmiş olan 1990 -91 grevi bir tepe noktası olmuş ve o tarihten itibaren düşüşe geçmiştir. Ne yazık ki bu düşüş günümüzde de devam etmektedir. Bu düşüşü durdurmanın temel yolu ise tüm işçi tabanına sendikal bilincin yerleştirilmesidir. Bunun da en güzel ve kolay yolu öncelikle işçi-sendika birlikteliğinin sağlanmasıdır. Maalesef geçmişten günümüze kadar yöneticiler tarafından yapılan kişisel yanlışlar ve yetersiz hizmetler yüzünden işçi sendikasına güvenmemektedir. Kimse kusura bakmasın ama bugün işçilerin arasında bir anket yapılsa ve “sendika nedir, sendikacı kimdir” diye bir soru sorulsa alacağınız cevaplar aşağı yukarı hep aynı olacaktır. “Sendika, her ay işçinin cebinden bir yevmiyesini alan ve karşılığında hiçbir hizmet sunmayan kurumdur. Sendikacı ise okuyup araştırmayan, sendikal, sosyal ve kültürel konularda alt yapısı olmayan, aldığı yüksek ücretler sayesinde aidatlarını aldığı üyelerinden çok daha iyi bir yaşam süren insandır”. Ben bunları söylerken hiç kimseyi hedef alarak da söylemiyorum. Bu özellikler tüm sendikal çevreler için (özelliklede kamu sendikaları) geçerlidir. Şimdi ben size sorayım: Bu görünümdeki bir sendikal yapı ve anlayışla sınıf mücadelesinde ne kadar başarılı olunabilir?  Yani sendikal sistemde temel sorun nitelikli insanların sayısının yok denecek kadar az olmasıdır. Delegelikler de dâhil olmak üzere tüm teşkilatlarda nitelikli insan sayısını çoğaltabilirsek, sınıf mücadelesinin de temeli atılmış olur. Böylece biraz önce yukarıda bahsettiğimiz tüm örgütlerin bütünleşmesi daha kolay sağlanmış olur.

Bilal Kara: Son olarak söylemek istediğiniz dilek, öneri ve şikâyetleriniz var mı?

Hüseyin Kolçak: Genel Başkanımız Sn. Ramis Muslu’nun bizlere vermiş olduğu bir söz var. Sendikal ve kurumsal anlamda sendikamızın geleceği açısından olağanüstü mali genel kurulun gerçekleştirilmesini bekliyoruz. Burada yapılacak tüzük tadilatında gerçekleştirilecek radikal değişikliklerle sendikamızın daha dinamik bir yapıya kavuşturulmasını bekliyoruz.  Son olarak da iğneyi kendimize batırmak istiyorum. Birilerini veya bir konuyu eleştirmek çok kolaydır. Biz burada hem sistemi, hem sistem yapıcılarını, hem de sendikacıları eleştirdik. Biz çalışanlar da ister birey ister sınıf olarak gerekenleri tam olarak yerine getiriyor muyuz? Maalesef bunun cevabı da hayır. Bizler şartlar ne olursa olsun hem işyerlerimize hem sendikamıza sahip çıkmalıyız. Buradan özellikle yeni işe giren genç işçi arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum.  Bizler ne kadar az hata yaparsak haklarımızı da savunmamız o kadar kolay olacak. İşe gidiş geliş saatlerimize dikkat edelim, gereksiz yere günlük doktora gitme ya da istirahat alma işlemleri yapmayalım, çalıştığımız yerleri temiz ve düzenli tutalım, kafese (asansöre) binip inerken birbirimize saygılı davranalım, şikâyet etiğimiz banyo ve dolaphanelerimizin temizliğine ilk önce kendimiz dikkat edelim. Bunları tüm madenci arkadaşlarım yapıyor demiyorum, ama yapılan bireysel yanlışlar tüm madenci sınıfına malediliyor, yansıtılıyor.

Bilal Kara: Teşekür ederim

Hüseyin Kolçak; Ben teşekkür ederim bir maden işçi olarak bizlerin yaşamını yer altından yer üstüne çıkarmaya çalıştığınız için