Temmuz 1968…

Demirel’in polisleri, Akdeniz’de hiçbir limana giremeyen Amerikan 6. Filosu’nun İstanbul’a gelişini protesto eden devrimci gençleri sindirmek için bir gece yarısı Gümüş­suyu’ndaki Teknik Universite’yi basarak 17 Temmuz’da Vedat

De­­mircioğlu’nu komaya soktular.

Ertesi gün Yaşar Kemal’le birlikte üniversiteyi ziyaret ederek gençlerle röportaj yaptık.

Yaşar’ın röportajının başlığı: “Bu kanın hesabı ergeç sorulacak!” Benim yorumumun başlığı: “Bu bir ulusal kurtuluş savaşıdır!” Ant’ın kapağı ise: “Kanlı İmha Planı”.

https://www.tustav.org/…/Ant%20-%20Haftalik%20-%20C-4…

O sırada tüm sağcı-ümmetçi yazarlar gibi sıkmabaşıyla İslam’ın dişi mücahidi olarak mangalda kül bırakmayan Şule Yüksel Şenler de 22 Temmuz 1968 tarihli Bugün’de Ant’ı hedef gösteriyor:

“Her sahifesi işçiyi, köylüyü, esnaf, memur, talebe ve halkı hükümete, düzene, zengine, patrona ve NATO’ya karşı tahrik ve isyana teşvik edici yazılarla dolu sol cenahın en cüretkâr neşir organı olan ANT Mecmuası memleketimizde cereyan eden müessif hadiselerin başlıca müsebbibi, kışkırtıcısı ve

hazır­la­yı­cısıdır.”

Devlet artık devrimci gençliğe karşı alenen terörist bir saldırıya geçmişti. Bu durumda gençliğin pasif kalması, direnmemesi, protesto eylemlerine girişmemesi mümkün değildi.

Vedat Demircioğlu 24 Temmuz sabahı hastanede can verdiğinde cenaze töreninin büyük bir devrimci gösteriye dönüşmesinden korkan polis Vedat’ın tabutunu bilinmeyen bir yere kaçırdı, bunun üzerine üniversiteli gençler temsili bir tabutla Cağaloğlu’nda protesto gösterisi yaparak polisle çatışmaya girdiler.

Vedat’ın ölümü üzerine yayınladığımız Ant’ın kapa­ğındaki slogan “Bu cinayetin hesabı sorulacak!”, benim yorumumun başlığı ise “Faşizmin ayak sesleri!” idi.

https://www.tustav.org/…/Ant%20-%20Haftalik%20-%20C-4…

Derginin çıktığı gün Ruhi Su telefon etti:

– Doğan, Vedat’ın ölümü karşısında halkın sanatçısı olarak suspus kalmam mümkün değil. Demircioğlu için bir marş besteledim. İstersen devrimci gençlerle temas kur, sizin evde toplanalım, bu marşı kendilerine bizzat öğretip söyleteyim.

Osman Saffet Arolat derhal arkadaşlarıyla temas kurdu. O akşam bizim Kazancı Yokuşu’ndaki dairemizde 20-30 kadar gençle birlikteydik. Aralarında henüz ismi duyulmamış olan Rahmi Saltuk da vardı, sazıyla gelmişti. Ruhi Su’yla birlikte onun bestelediği bir direniş türküsünü ilk kez söyleyecek olmanın coşkusu içindeydiler.

Demircioğlu bir değil

Halkımız gibi çoğul

Belki siz de gördünüz

Geliyor çağıl çağıl

Yedi kıtadan oluşan türkünün tekrar tekrar söylenmesi gece yarısına kadar sürdü, ne ki o dönecmde gençler arasında daha devrimci içerikli ve daha ajitatif ritmdeki marşları hep bir ağızdan gür sesle söylemek günlük yaşamın bir parçasıydı.

https://www.tustav.org/…/Ant%20-%20Haftalik%20-%20C-4…

Ruhi Su teşekkür edip vedalaşarak gittikten sonra bir iki dakika süren bir sessizlik oldu. Ardından bir gök gürlemesi gibi ünlü Avusturya işçi marşı bütün binayı sarsmaya başladı:

Hayat denilen kavgaya girdik

Çelik adımlarla yürüyoruz

Biz bu karanlık yolun sonunda

Doğacak güneşi görüyoruz

Ve ardından diğer işçi sınıfı marşları…

Doğan Özgüden, “Vatansız” Gazeteci, Cilt I, Sürgün Öncesi, Belge Yayınları, 2010 Istanbul