MUTLU AZINLIK ÇILGINLAR GİBİ EĞLENİYORDU

Türkiye’nin sınıf mücadeleleri tarihinde bundan tam 60 yıl önce, 12 Ağustos 1962 günü Karadeniz Ereğlisi’ndeki Demir-Çelik Fabrikaları inşaatında çalışan işçilerin Süleyman Demirel yönetimindeki Amerikan Morrison Firması’na karşı yaptıkları büyük protesto mitingi müstesna bir yer tutar.

Menderes iktidarı döneminde Su İşleri Genel Müdürü olarak “barajlar kralı” ünvanını üstlenen, 27 Mayıs darbesinden sonra Morrison firmasına kapağı atan, 1964’te ABD’nin desteğiyle önce AP genel başkanlığına, hemen ardından da TC başbakanlığına getirilecek olan Demirel işçileri inşaatta son derece düşük ücretle, sosyal hizmet ve haklardan yoksun olarak çalış­tırıyordu.

Bölgenin yerlisi olan işçiler bu duruma isyan edince, Demirel Kürt illerinden daha düşük ücretlerle işçi getirtmişti. ABD ile yapılmış ikili anlaşmalara göre, Türkiye’de faaliyette bulunan Amerikan şirketleri aleyhine dâva da açılamıyordu.

1962 yazında sendikal faaliyetlerimden ötürü gazete patronları tarafından kara listeye alınarak işsiz bırakıldığım için hayatımı kazanmak üzere gittiğim İngiltere’den tam Avusturalya’ya geçeceğim sırada Türkiye İşçi Partisi’nin örgütlenmeye başladığı haberi gelir gelmez geri dönmüştüm. Döner dönmez de TİP’in İzmir İl Yönetim Kurulu’nda sorumluluk üstlenmiştim.

“Fukara Tahir” diye ünlü olan ve TİP’in de Ankara il başkanlığını üstlenmiş bulunan Türkiye Yapı-İş Federasyonu başkanı Tahir Öztürk Morrison firmasının sömürüsünü protesto etmek üzere Ağustos ayı ortalarında Karadeniz Ereğlisi’nde büyük bir miting düzenledi. Mitinge çeşitli illerden 200’ü aşkın sendikanın liderleri ve temsilcileri de katılacaktı.

TİP İzmir il örgütü olarak biz de bir delegasyonla mitinge katılmak üzere Ankara’ya gittik.

O sırada Müşerref Hekimoğlu Öncü Gazetesi’ni devralmıştı, yeni bir kadro kurarak onu solun sesini duyuracak bir gazete haline getirmek istiyordu.

Ereğli mitingini Öncü adına büyük bir ekiple birlikte izleyerek izlenimlerimi yazma görevi üstlendim.

Fransa‘da iş hukuku alanında ihtisas yapmış olan partili arkadaşım Suha Çilingiroğlu da olayın hukuki ve siyasal analizini yapacaktı.

Kasabadaki gerilimli durumu yakından izlemek için mitingten bir gün önce otobüslerle Ereğli’ye vardık. Hem yerli işçilerle hem de sonradan getirilen Kürt işçilerle bir dizi görüşme yaptık.

Her iki tarafın da Morisson Süleyman sömürüsünün kurbanı oldukları açıktı. Ama Kürt işçilerin durumu daha dramatikti. Büyük kısmı kalacakları yer olmadığı için iş saatleri dışında civardaki mezarlıkta geceliyordu.

Bizim işçilerle röportaj yaptığımızı haber alan Morrison’un yöneticileri ve mühendisleri, ‘Bizi de dinleyin,’ diyerek Öncü ekibini akşam yemeğe davet ettiler.

Daha fabrika yapılmadan, yöneticiler ve mühendisler için son derece lüks bir misafirhane ve gazino yapılmıştı. Davet edildiğimiz sofrada kuş sütünden başka herşey vardı.

Ereğli demir-çelik fabrikalarının kurulmasının ülkeye ve bölgeye nasıl bir zenginlik getireceği üzerine bir dizi nutuk dinledik.

Mezarlıkta geceleyen işçilerle ilgili sorularımızı duymazlıktan gelmeye çalışıyorlardı.

Davetten ayrılır ayrılmaz hemen otele gidip Ankara’yı arayarak Öncü’ye bu konudaki ilk röportajımı telefonla yazdırdım. Yazı, ‘İşçiler mezarlıkta gecelerken, mutlu azınlik çılgınlar gibi eğleniyordu…” gibi bir cümleyle başlıyordu.

Fukara Tahir mitingin olaysız geçmesi, ama işçinin sesinin duyulması için büyük bir çaba harcıyordu.

O günkü unutamadığım görüntülerden biri de, bazı büyük sendika başkanlarının miting alanına Cadillac, Mercedes gibi lüks arabalarda tantanayla girişleriydi.

Binlerce işçinin katılımıyla yapılan miting Türkiye’de henüz gelişim aşamasında olan sınıf kavgasına büyük bir ivme kazandırdığı gibi, Türkiye sendikacılık hareketinde birkaç yıl sonra DİSK’in kurulmasıyla sonuçlanacak olan ayrışmayı da simgeliyordu.

Fukara Tahir daha sonra da yapı işçilerini yalınayak Meclis’e yürütecek, 1963 yerel seçimlerinde de Türkiye İşçi Partisi’nin Ankara belediye başkanı adayı olacaktı.

Ne var ki, bu gerçek işçi sınıfı lideri 7 Kasım 1967’de bir gangster sendikacı tarafından vurularak öldürülecekti.

Bundan tam 13 yıl sonra da DİSK’in ve Maden İş’in Genel Başkanı Kemal Türkler katledilecek, ardından 12 Eylül faşist darbesi yapılarak DİSK ve bağlı sendikalar kapatılacak, yöneticileri yıllarca zindanlarda yatırılacaktı.

(Doğan Özgüden, “Vatansız” Gazeteci, Cilt I, Sürgün Öncesi, Belge Yayınları, 2010 İstanbul)