(Britanya Komünist Partisi CPB’nin organı Morning Star’ın Başyazısı, 1 Eylül 2022)

Eski Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un ölümü, anti-sosyalist soğuk savaş savaşçılarının onun vizyonunu, cesaretini ve dürüstlüğünü övdükleri övgü yağmuruna yol açtı.

Birisinin yaşamı, hem Henry Kissinger hem de Boris Johnson tarafından övülüyorsa, demek ki, ölen kişi çok yanlış şeyler yapmış.

Ona, ABD ve Batı emperyalizmine rakip bir ekonomik, politik ve askeri süper güç olarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasına başkanlık ettiği için saygı duyuyorlar.

Bununla birlikte, kamuoyu önünde, onu Rus hakimiyetindeki “Sovyet imparatorluğu”na zaman ayırdığı için övüyorlar. Bize, onun siyasi ve ekonomik özgürlük getirdiğini, soğuk savaşı sona erdirdiğini ve uluslararası barış ve silahsızlanma dönemini başlattığını falan vaz’ediyorlar.

Bu, en iyi ihtimalle kısmi, tek taraflı bir tablo; en kötüsünden, daha geniş ve daha uzun tarihsel çerçeveyi saklamak için hazırlanmış devasa bir tahrifattır.

Sovyetler Birliği, Rus olmayan halkların ekonomik sömürü amacıyla askeri olarak fethedilmesiyle inşa edilmedi. Devrimci ilerlemeden yana güçlerle, Batı tarafından desteklenen “halklar hapishanesi” Çarlığı yöneten despotlar ve sömürücüler arasındaki iç savaş koşullarında inşa edildi.

1945’ten sonra, Nazi işgalcileri ve onların milliyetçi, faşist ve Yahudi düşmanı işbirlikçilerinin yarattığı soykırımsal yıkımın ortasında, sosyalist sistemin Doğu Avrupa’da inşası, Sovyetler Birliği’nde ise yeniden inşası gerekiyordu.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesini izleyen 30 yıl boyunca, Sovyetler Birliği ve Comecon ülkelerinde ekonomik büyüme oranları ABD ve Batı Avrupa’nın çoğundan genellikle daha yüksek oldu. İnsanların yaşam standartları, sosyal ve kültürel tesislere olağanüstü erişim ile, tam istihdam ve nispeten cömert refah koşulları koşullarında yükseldi.

Ancak, sosyalizme giden yolu seçmiş toplumlarda bunun yanısıra ekonomik ve siyasi zaaflar da kök salmıştı. Kaynak tahsisine, atıklara, çevresel bozulmaya, yenilenmeye ve üretkenliğin düşmesine ilişkin sorunlar büyüdü. Yurttaşlar, kendilerini demokratik katılıma dahil etmeyen bir bürokratik komuta sisteminin önemli yönlerinden yabancılaşmış hissettiler. Resmi dogmanın yerini aldığı Marksizm-Leninizm’e bağlılık canlılığını yitirdi. Önemli ilerlemelere rağmen, ulusal ve kültürel hakların tam olarak ifadesine izin verilmedi.

Bütün bu çelişkiler, Batı’nın her aşamasında başını çektiği amansız bir soğuk savaş koşullarında gerçekleşen silahlanma yarışıyla daha da şiddetlendi.

Kapitalist toplumda militarizm ve savaş, tekelci sermayenin çıkarları doğrultusunda kâr etmenin itici gücüdür. Sosyalizm altında kimse kâr etmez ve silah üretimi, ortak yarar için kullanılabilecek kaynakların kaybedilmesi demektir.

1985 yılına gelindiğinde, Gorbaçov tepe göreve geldiğinde,  ekonomik ve siyasi reform ihtiyacı inkar edilemez bir haldeydi. Yine de yarım yamalak uygulanan yerli  “perestroyka” (yani yeniden yapılanma) ve “glasnost” (açıklık) programı kısa sürede kaosa yol açtı. Merkezi planlı ekonomi, piyasa güçleri tarafından paramparça edildi. Gorbaçof, kitlelere kulak veriyormuş izlenimini verirken, aslında kendi kapitalizm yanlısı danışmanlarını dinlemekteydi. “Özgür tartışma” kisvesi altında anti-sosyalist, milliyetçi ve diğer gerici fikirler geçerlilik kazandı. Sovyet Komünist Partisi, bunlara karşı etkin bir mücadele için donanımsız görünmekteydi.

Ekonomi dibe vurdukça, sosyal hizmetler çöktü ve Sovyetler Birliği’nin kurucu cumhuriyetleri ayrılmaya doğru ilerlerken, milyonlarca yurttaş yoksulluğa itildi. Rusya’da ortalama yaşam süresi, herhangi bir ulusun bilinen tarihindeki en büyük düşüşü yaşadı.

Bu nedenlerle,  kendi ülkesinde Gorbaçof için geniş çapta bir yas tutulmayacak.

Gorbaçof, Ekim 1986’daki Reykjavik zirvesine stratejik nükleer silahsızlanma konusunda sunduğu cesur önerileri ABD’nin şahinlerinin veto etmesinden sonra bile, ABD, Alman ve İngiliz siyasi liderlerinden NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceğine dair tüm güvenceleri yuttu. Onun “Ortak bir Avrupa evi” vizyonu, o günden bu yana, tekelci sermaye, AB ve NATO tarafından gerçekleştirildi. Gorbaçov ve Sovyetler Birliği öldü, ama Batı emperyalizmi yaşıyor, tepeden tırnağa silahlanmış olarak bir sonraki savaşa hazırlanıyor.

NOT: Bu yazı, Britanya Komünist Partisi’nin (CPB) organı günlük Morning Star gazetesinin 1 Eylül tarihli sayısında yayınlanan başyazıdan Feride Hikmet çevirdi. Komünist bir gazete için oldukça kibar ve nazik dille yazılmış bu yazının çeşitli yönlerine katılmıyor, ama, uluslararası komünist basında ulaştıklarımızı aktarma çabamızın bir parçası olarak iletiyoruz. M.K.

Editorial:Gorbachev and his legacy must be viewed in context

Editorial:Gorbachev and his legacy must be viewed in context

Gorbachev and his legacy must be viewed in context

Gorbachev and his legacy must be viewed in context

GORBACHEV AND HIS LEGACY MUST BE VIEWED IN CONTEXT

Morning Star Editorial  1/9/2022

THE death of former Soviet leader Mikhail Gorbachev has prompted a shower of tributes from anti-socialist cold war warriors, praising his vision, courage and integrity.

When a life is lauded by both Henry Kissinger and Boris Johnson, the deceased must have done something very wrong.

They revere him for presiding over the disintegration of the Soviet Union as a rival economic, political and military superpower to US and Western imperialism.

Publicly, though, they praise him for calling time on the Russian-dominated “Soviet empire.” He brought political and economic freedom, ended the cold war and ushered in a period of international peace and disarmament, or so we are told.

This is at best a partial, one-sided picture. At worst, it’s a gross falsification designed to conceal the wider and longer historical context.

The Soviet Union was not built by military conquest of the non-Russian peoples for the purposes of economic exploitation. It was constructed in conditions of civil war between the revolutionary forces of progress and the Western-backed tyrants and exploiters who ruled the tsarist “prison-house of nations.”

After 1945, the socialist system in eastern Europe had to be built — and in the Soviet Union rebuilt — amid the genocidal devastation inflicted by the Nazi invaders and their nationalist, fascist and anti-semitic collaborators.

For 30 years after the end of World War II, economic growth rates were generally higher in the Soviet Union and the Comecon countries than in the US and most of western Europe.

People’s living standards soared in conditions of full employment and relatively generous welfare provision, with extraordinary access to social and cultural facilities.

Yet economic and political weaknesses also took root in societies that had taken the road to socialism.

Problems of resource allocation, waste, environmental degradation, innovation and declining productivity grew. Citizens felt alienated from important aspects of a bureaucratic-command system that failed to involve them in democratic participation.

Adherence to Marxism-Leninism lost its vitality as official dogma took over. Despite important advances, national and cultural rights were not allowed full expression.

All these contradictions were exacerbated by a relentless cold war arms race led at every stage by the West.

In capitalist society, militarism and war are drivers of profit in the interests of monopoly capital. Under socialism, nobody profits and arms production is a drain on resources that could otherwise be deployed for the common good.

By 1985, when Gorbachev took supreme office, the need for economic and political reform was undeniable. Yet his half-baked domestic programme of “perestroika” (restructuring) and “glasnost” (openness) soon led to chaos.

The centrally planned economy was torn apart by market forces. Gorbachev gave the impression of listening to the masses, while in reality he was listening to his own pro-capitalist advisers.

Under the cover of “free debate,” anti-socialist, nationalist and other backward ideas gained currency. The Soviet Communist Party appeared ill-equipped to counter them effectively.

As the economy nose-dived, social services collapsed and the Soviet Union’s constituent republics moved towards separation, many millions of citizens slid into poverty. Average life expectancy in Russia experienced the biggest drop of any nation in recorded history.

That is why Gorbachev will not be widely mourned in his own country today.

Even after US hawks vetoed his bold proposals for strategic nuclear disarmament at the Reykjavik summit in October 1986, he swallowed all the assurances from US, German and British political leaders that Nato would not expand eastwards.

His vision of a “common European home” has since been realised by monopoly capital, the EU and Nato. Gorbachev and the Soviet Union are dead but Western imperialism lives on, armed to the teeth and preparing for the next war.